Üç kardeşin ortak olduğu bir şirkette, hissedarlar kurulu
toplantısındaydık. Gündemin son maddesi geçen yılki gibi “diğer konular” diye
yazılmıştı.
Büyük kardeş söz aldı ve konuyu açtı: “Şirketler de zekât
verirmiş. Bu yıl zekâtımızı şirketçe verelim. Hesabını yaptıralım, topluca
falanca vakfa verelim, adımıza dağıtsınlar.”
Ortanca kardeş hemen itiraz etti: “Zekât kişiseldir.
Şirketçe zekât vermek de nereden çıktı? Herkes kendi zekâtını kendi cebinden
versin, dilediği yere versin.”
Küçük kardeş ise üçüncü bir yol önerdi: “Ben zekâtımı
bizzat kendim ihtiyaç sahibine veriyorum. Aracıya vermeyi doğru bulmuyorum.
Şirketçe vereceksek de işçilerimize dağıtalım. Zekât verecek geliri onlar
sayesinde kazandık.”
Toplantı bir buçuk saat sürdü ve hiçbir karar alınmadan
bitti. Ertesi hafta kardeşlerden ikisi birbiriyle konuşmuyordu.
Yirmi iki yıllık danışmanlık hayatımda ortakların kavga
ettiği pek çok konu gördüm: maaş, makam, gelin, damat, araba, veliaht. Ama
zekât yüzünden bozulan bir kardeşliğin diğerlerinden farklı bir acılığı var.
Çünkü tarafların hepsi iyi niyetli.
Şunu baştan söyleyeyim: Bu makale zekâtın hükmünü
anlatmıyor. Ben ilahiyatçı değilim ve olmadığım bir alanda hüküm vermem.
Zekâtın nasıl hesaplanacağı, hangi malların zekâta tabi olduğu ve kimlere
verilebileceği fıkhın konusudur.
Benim ilgilendiğim soru başka: Bir aile şirketinde
hissedarların zekât meselesi şirketin gündemine geldiğinde bu konu nasıl
yönetilecek? Yani mesele zekât değil, yönetişim.
Üç Kardeş de
Haklı, Üçü de Eksik
Bu tartışmanın en can sıkıcı yanı şu: Taraflardan hiçbiri
saçma bir şey söylemiyor.
Büyük kardeşin haklı olduğu yer şu: Toplu vermenin gerçek
bir cazibesi var. Hesaplama için gerekli bilgiler bir kere hazırlanır, ödemeler
koordine edilir, kayıt tutulur, dağınıklık azalır. Ortada anlamlı bir tutar
birikince yapılan iyiliğin etkisi de büyüyebilir. Üçe bölünmüş küçük tutarlarla
yapılamayacak bir burs programı, sosyal yardım projesi veya başka bir çalışma
ortaya çıkabilir. Sistemli olmasını istemesi doğru bir içgüdüdür.
Ortanca kardeşin haklı olduğu yer şu: Zekât kişisel bir
ibadettir. Hissedarın niyetini, dinî tercihini ve zekâtını nereye vereceğini
şirketin belirlemesi doğru değildir. Üstelik şirket kasası tek bir ortağın
kasası değildir. Bugün üç kardeş aynı düşünüyor olabilir. Yarın ortaklık yapısı
değişebilir.
Küçük kardeşin haklı olduğu yer de şu: İyiliğin uzağa değil
yakına yapılması gerektiğini söylüyor. Kendi çatısı altında geçim sıkıntısı
yaşayan insanlar varken parayı hiç tanımadığı yerlere göndermenin tuhaflığını
görüyor. Bu duyarlılık kıymetlidir ve aslında pek çok aile şirketinde eksiktir.
Peki üçü de haklıysa neden anlaşamıyorlar? Çünkü üçü de aynı
soruyu cevaplamaya çalışıyor: “Zekât nereye verilmeli?” Oysa
masadaki asıl soru bu değil. Asıl soru şu: Bu kararı kim verecek?
Bu soruyu cevaplamadan “nereye verelim?” sorusunu
konuşan her aile, benim izlediğim o toplantıyı tekrar yaşamaya adaydır.
Üç Görüşün Sorulmamış Soruları
Her görüşün sahibinin düşünmediği bir tarafı var. Sırayla
gidelim.
Şirket kasasından topluca vermenin sorunları
·
Rıza sorunu. Bugün üç kardeş de aynı dinî
hassasiyete sahip olabilir. Yarın kardeşlerden biri vefat eder, hissesi eşine
ve çocuklarına geçer. Çocuklardan biri farklı düşünür. Bir gün şirkete başka
bir aileden ortak veya yatırımcı girer. Ne olacak? Şirket kasasından yapılan
ödeme bütün hissedarların ekonomik menfaatini etkiler. Bir hissedarın kişisel
tercihini şirket kararı haline getirdiğinizde, bugün görünmeyen problem yarın
karşınıza çıkar.
·
Hangi kurum sorunu. Çoğu ailede gerçek
kavga miktarda değil, adrestedir. Bir kardeşin çok güvendiği vakfa diğeri
güvenmeyebilir. Birinin gönül verdiği yapıyla diğerinin hiçbir bağı
olmayabilir. Kardeşiniz sizin adınıza mesleğinizi seçemez, oyunuzu kullanamaz.
Hayrınızın adresini de seçmemeli.
·
Etiket sorunu. Şirket adıyla düzenli
olarak belirli bir yapıya yapılan ödeme, bir süre sonra sadece bağış olmaktan
çıkar ve aidiyet beyanına dönüşebilir. Dışarıdan bakan için artık “şu
yapının şirketi” olursunuz. Müşteriniz, tedarikçiniz, bankanız,
çalışanınız, girdiğiniz ihale ve bir gün şirketinize ortak olacak yatırımcı bu
ilişkiyi farklı okuyabilir. Bu nedenle şirket kaynaklarıyla yapılan hayır
faaliyetleri, hissedarların kişisel dinî, siyasi veya sosyal aidiyetlerinin
kurumsal uzantısına dönüşmemelidir.
·
Vergi ve kayıt sorunu. Şirket kasasından
yapılan her ödemenin muhasebe ve vergi açısından bir karşılığı vardır. Zekât
ile bağışın aynı şey olduğu varsayılarak hareket edilmemelidir. Yapılacak
ödemenin muhasebe kaydını ve vergisel sonucunu mali müşavirinizle önceden
değerlendirin. (Türkiye'deki Vergi Usul Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu
uyarınca "zekât" adıyla doğrudan bir gider yazımı veya matrah
indirimi mümkün değildir. Şirket adıyla yapılacak bağış ve yardımların vergisel
açıdan indirim konusu yapılabilmesi ise ancak kanunla belirtilen kamuya yararlı
dernek, vakıf veya resmi kurumlara yapılması ve mevzuattaki sınırları aşmaması
halinde söz konusu olabilir.)
·
Denetlenebilirlik sorunu. Şirket adına
bir kuruma para gönderiliyorsa artık konu yalnızca hayır değildir; aynı zamanda
kurumsal bir işlemdir. Kurumun hukuki statüsü, mali şeffaflığı, makbuz
düzenleyebilmesi ve paranın kullanımının izlenebilir olması önem kazanır.
Herkesin kendi vermesinin sorunları
“Öyleyse şirket hiç karışmasın, herkes kendi işini kendi
görsün” diyebilirsiniz. Bu da o kadar kolay değil.
·
Bilgi sorunu. Hissedar, şirket içindeki
payıyla ilgili hesaplamayı yapabilmek için şirketin mali bilgilerine ihtiyaç
duyabilir. Stokları, alacakları, borçları ve diğer bilanço kalemlerini
bilmiyorsa doğru bir hesaplama yapması zorlaşır. Bilgi şirkettedir ama sorumluluk
hissedardadır. Bu ikisinin arasında bir köprü kurmak gerekir.
·
Mahremiyet sorunu. Bunu çoğu aile
düşünmüyor ama önemli bir başlık. Hissedarın şirket dışındaki mal varlığı
şirkete ait bir bilgi değildir. Kardeşlerin birbirlerinin toplam servetini,
kişisel borçlarını veya zekât rakamlarını bilmesi gerekmez. Aile şirketlerinde
gereksiz mali şeffaflık bazen şeffaflık değil, yeni bir çatışma kaynağıdır.
·
Güven sorunu. Zekât kişisel alanda
bırakıldığında bazı ailelerde “Acaba herkes yükümlülüğünü yerine getiriyor
mu?” sorusu ortaya çıkabilir. Ama bunun çözümü kardeşlerin birbirinin
ibadetini denetlemesi değildir. Aile şirketinin görevi ibadeti denetlemek
değil, ortaklık ilişkisini düzenlemektir.
·
Nakit sorunu. En fazla gözden kaçan
sorunlardan biri budur. Şirket kâr eder ama ortaklar büyümek için kârı
dağıtmaz. Hissedarın şirket payından kaynaklanan bir yükümlülüğü ortaya
çıkabilir fakat cebinde bunu karşılayacak nakit bulunmayabilir. Servet vardır,
nakit yoktur.
Bu konuya birazdan döneceğim.
Çalışanlara dağıtmanın sorunları
Küçük kardeşin niyeti güzel. Ama şirketin çalışanlara
yaptığı ödeme ile hissedarın kişisel zekâtını birbirine karıştırmamak gerekir.
Çalışanların içinde gerçekten ihtiyaç sahibi olanlar
bulunabilir. Bir hissedar kendi zekâtından böyle bir çalışana vermeyi
düşünüyorsa bunun fıkhî şartlarını güvendiği bir ilim ehline danışabilir.
Ama şirketin bordroya topluca yaptığı ödeme başka bir
şeydir. Ücret, prim ve bonus çalışanın emeğinin karşılığıdır. Sosyal yardım ise
başka bir amaç taşır. Zekât ise bunların ikisinden de farklı bir alandadır. Bu
üç kavramı aynı torbaya koyduğunuzda üçü de bulanıklaşır.
Bir kere “zekât bonusu” adıyla ödeme yaptığınızda çalışan
ertesi yıl da bekleyebilir. Verilmediği yıl kendisine verilmesi gereken bir
hakkın kesildiğini düşünebilir. Böylece bir tarafta ibadet, diğer tarafta ücret
sistemi zarar görür.
Çalışanınıza destek olmak istiyorsanız olun. Hatta imkânınız
varsa daha fazlasını yapın. Sadece adını doğru koyun.
Asıl Sorun: Zekât
Değil, Yetki
Aile şirketlerinde birçok kavganın görünürdeki konusu ile
gerçek konusu farklıdır. Kavga makam yüzünden çıkar gibi görünür, aslında yetki
kavgasıdır. Maaş yüzünden çıkar gibi görünür, aslında adalet kavgasıdır. Veliaht
yüzünden çıkar gibi görünür, aslında gelecek kavgasıdır. Zekât tartışması da
böyledir.
Görünürde tartışılan şey paranın nereye verileceğidir.
Gerçekte tartışılan şey bir hissedarın diğer hissedar adına karar verip
veremeyeceğidir.
Bu nedenle önce sınırları çizmek gerekir. Şirketin alanı
nerede biter? Hissedarın kişisel alanı nerede başlar? Bence doğru model bu iki
alanı birbirine karıştırmayan modeldir.
Şirket gerekli mali bilgiyi üretir. Hissedar kendi dinî
görüşüne göre hesabını yapar veya yaptırır. Şirket hissedarın nereye verdiğini
sorgulamaz. Birlikte hareket etmek isteyen hissedarlar gönüllü olarak birlikte
hareket eder. Şirketin kurumsal bağışları ise tamamen ayrı yönetilir.
Kısacası şirket ibadeti yönetmez. İbadetin ortaklık
ilişkisini bozmasını önleyecek sistemi yönetir.
Benim Önerdiğim Model: Bilgi Şirketten, Karar Ortaktan,
Havuz Gönüllü
Yıllardır benzer tartışmaları yaşayan ailelere önerdiğim
modelin özü bu.
1. Şirket hesabı değil, bilgiyi hazırlar. Çünkü bilgi
şirkettedir. Mali işler her yıl aynı tarihte şirket bilançosundaki ilgili
kalemleri belirli bir formatta hazırlar. Stoklar, alacaklar, borçlar ve ihtiyaç
duyulan diğer bilgiler açıkça gösterilir. Ama şirket “Senin zekâtın şu kadar”
demez. Çünkü şirket ortağın şirket dışındaki mal varlığını, borçlarını ve
benimsediği fıkhî görüşü bilemez. Şirketin görevi hesap için gerekli şirket
bilgisini sağlamaktır.
2. Her hissedara kendi bilgi formu verilir. Her
hissedar yalnızca kendi payıyla ilgili bilgiyi alır. Bu belgeye “Zekât
Hesaplama Bilgi Formu” denebilir. Altına da şu cümleyi yazın: “Bu belge
zekât yükümlülüğünüzü belirlemez. Yalnızca şirketteki iştirakinizden
kaynaklanan hesaplamalarda kullanılabilecek mali bilgileri içerir.” Böylece
şirket bilgi verir ama hüküm vermez.
3. Hesap ve ödeme kişiseldir. Hissedar kendisine
verilen bilgiyi kendi benimsediği yönteme göre değerlendirir. Gerekirse kendi
hocasına veya danışmanına sorar. Sonra kendi yükümlülüğünü kendisi yerine
getirir. Niyet kişiseldir. Karar kişiseldir. Sorumluluk kişiseldir. Şirketin
görevi burada biter.
4. Ortak havuz kurulabilir ama gönüllüdür. Büyük
kardeşin istediği toplu etkiyi kaybetmeye gerek yok. Üç kardeş isterse kendi
kişisel ödemelerini bir havuzda birleştirebilir. Böylece daha büyük ve etkili
işler yapılabilir. Ama iki şartla. Katılım gönüllüdür. Ve havuzun nereye
verileceğine yalnızca havuza katılanlar karar verir. Katılmayan ortağa “Niye
katılmadın?” diye sorulmaz. Çünkü gönüllülüğün sorgulandığı yerde
gönüllülük kalmaz.
5. Belge değil, beyan esastır. Hissedar “Yükümlülüğümü
yerine getirdim” der ve konu kapanır. Nereye verdiği sorulmaz. Makbuz
istenmez. Diğer kardeşlere açıklama yapmak zorunda bırakılmaz. Bunu aile
anayasasına yazmak, kardeşleri birbirinin ibadetini denetleyen kişiler olmaktan
kurtarır.
6. Şirketin kurumsal bağışı ayrı tutulur. Şirket
ayrıca vakıflara, derneklere, okullara veya sosyal projelere bağış yapmak
isteyebilir. Ama bunun adı kurumsal bağıştır. Bütçesi önceden belirlenir. Yetki
sınırı yazılır. Yönetim Kurulu karar verir. Ödeme resmî ve denetlenebilir
kuruluşlara yapılır ve belgelendirilir. Hiçbir hissedara “Bu senin
zekâtından sayıldı” denmez. Burada hukuki ve kurumsal sınırı net çizmek
gerekir: Şirket tüzel kişiliği (A.Ş./Holding) düzeyindeki bağışlar Sosyal
Sorumluluk Politikası çerçevesinde kamusal/ticari mevzuata tâbi kurumsal
kararlardır; zekât ise doğrudan gerçek kişi olan ortakların şahsi
yükümlülüğüdür. Dolayısıyla tüzel kişiliğin bağış bütçesi ile ortakların şahsi
zekât hesabı hukuken ve işleyiş olarak kesinlikle birbirine
karıştırılmamalıdır.
7. Çalışan desteği de ayrı tutulur. Zor durumdaki
çalışanlara destek olmak isteyen şirket bunun için ayrı bir sosyal destek fonu
kurabilir. Kimlerin yararlanacağı, hangi şartlarda yardım yapılacağı, kimin
karar vereceği önceden yazılır. Bu fon ücret ve prim sisteminden ayrı tutulur. Bir
hissedar ihtiyaç sahibi olduğunu bildiği bir çalışana kendi kişisel zekâtından
vermek isterse bunu ayrıca değerlendirir. Ama şirketin sosyal destek sistemi
ile hissedarın kişisel zekâtı birbirine karıştırılmaz.
Modelin özünü tek cümleyle söyleyeyim: Zekât, kurumsal
bağış ve çalışan desteği üç ayrı şeydir. Paranın aynı şirket
çevresinde dolaşıyor olması onları aynı şey yapmaz. Bu üç kalemi ayırdığınız
gün tartışmanın büyük kısmı biter. Ayırmadığınız sürece her yıl aynı toplantıyı
yaparsınız.
Zekât ve Kâr
Dağıtım Politikası
Burada aile şirketlerinin önüne başka bir sorun çıkıyor. Şirket
kâr ediyor ama kâr dağıtmıyor. Para şirkette kalıyor; fabrika büyüyor, yeni
makine alınıyor, yeni mağaza açılıyor. Hissedar kâğıt üzerinde varlıklı ama
cebinde para yok. Sonra kendisine şirket payıyla ilgili bir zekât hesabı
geliyor.
“Neyle ödeyeceğim?” Haklı bir soru.
Bu nedenle aile şirketlerinin kâr dağıtım politikasında
yalnızca şirketin yatırım ihtiyacını değil, hissedarların makul kişisel nakit
ihtiyaçlarını da düşünmesi gerekir.
Buradan “Şirket hissedarın zekâtını ödesin” sonucu
çıkmaz. Tam tersine. Şirket hissedarın kişisel yükümlülüğünü üstlenmemeli. Ama
bütün kârı yıllarca şirkette tutup hissedarı kişisel yükümlülüklerini yerine
getiremeyecek kadar nakitsiz bırakmak da sürdürülebilir bir ortaklık politikası
değildir.
Bu nedenle aile anayasasında kâr dağıtım politikası
yazılırken hissedarların vergi ve benzeri kişisel mali yükümlülüklerini
karşılayabilecekleri asgari likidite ihtiyacı da dikkate alınabilir.
Şirket zekât ödemez. Hissedarın kendi yükümlülüğünü yerine
getirebilmesini sağlayacak makul likidite politikasını kurar.
Herkesin Hocası
Farklıysa Ne Olacak?
Aynı ailede üç kardeşin üç ayrı hocaya sorup üç ayrı rakamla
dönmesi şaşırtıcı değildir. Borçların nasıl değerlendirileceğinde, stokların
hangi değer üzerinden dikkate alınacağında veya hangi şirket varlıklarının
hesaba gireceğinde farklı görüşler ortaya çıkabilir.
Bunun çözümü kardeşlerin birbirlerinin hocasını ikna etmeye
çalışması değildir.
Çözüm basit: Veri ortak olur, hüküm tercihi kişisel kalır.
Şirket bilanço kalemlerini kategorilere ayıran standart bir
bilgi notu hazırlar. Hangi kalem stok, hangisi alacak, hangisi borç, hangi
değer üzerinden gösterilmiş; bunları açıklar.
Buraya kadar muhasebe vardır. Bundan sonrası hissedarın
alanıdır. Her hissedar kendi benimsediği görüşe göre bu veriyi değerlendirir ve
kendi hesabını yapar veya yaptırır. Böylece üç kardeşin üç ayrı hocası
olabilir. Şirketin ise tek bilançosu olur.
Bir tavsiyem daha var: Şirketin hazırladığı veri yöntemi
yıldan yıla keyfî olarak değiştirilmemeli. Değişiklik gerekiyorsa gerekçesi
yazılmalı. Çünkü yönetişimde asıl mesele yöntemin hiç değişmemesi değil, sonuca
göre yöntem değiştirilmemesidir.
Kim Neye Karar
Verecek?
Bir aile şirketinde iyi yönetişim, herkesin her şeye karar
vermesi değildir. Tam tersine. Kimin neye karar vereceğinin önceden belli
olmasıdır. Zekât konusunda da sınırlar şöyle çizilebilir:
·
Mali İşler: Şirket mali verilerini
hazırlar.
·
Hissedarlar Kurulu: Şirketin bilgi
hazırlama yöntemini ve genel yönetişim esaslarını belirler.
·
Hissedar: Kendi fıkhî görüşünü, hesap
yöntemini, ödeme kararını ve zekâtını nereye vereceğini belirler.
·
Gönüllü havuza katılan hissedarlar:
Havuzun nereye yönlendirileceğine karar verir.
·
Yönetim Kurulu: Şirketin kurumsal bağış
bütçesini ve bağış kararlarını yönetir.
·
Sosyal destek komitesi: Çalışanlara
yönelik sosyal destek fonunu yazılı kriterlere göre yönetir.
Bu sınırlar çizildiğinde kimse diğerinin alanına girmez. Aile
şirketlerinde huzurun önemli bir kısmı sevgiden değil, sınırların belli
olmasından gelir.
Aile Anayasasına
Yazılacak Zekât Maddesi
Bütün bu tartışmayı bir kez yapıp her yıl yeniden yapmamanın
yolu kararı yazmaktır. Aile anayasanıza şu maddeleri koyabilirsiniz:
·
Zekât konusu hissedarların kişisel sorumluluk
alanında değerlendirilir.
·
Şirket, hissedarların şirket iştiraklerinden
kaynaklanan hesaplamalarda ihtiyaç duyabilecekleri mali bilgileri her yıl
belirlenen tarihte hazırlar.
·
Hazırlanan bilgi her hissedara gizlilik içinde
ve yalnızca kendi payına ilişkin olarak verilir.
·
Şirket tarafından kullanılan bilgi hazırlama
yöntemi yazılı hale getirilir ve yıldan yıla keyfî olarak değiştirilmez.
Değişiklik gerektiğinde gerekçesi yazılı olarak belirtilir.
·
Her hissedar kendi benimsediği dinî görüş
doğrultusunda hesabını kendisi yapar veya yaptırır ve ödemesini kişisel olarak
gerçekleştirir.
·
Hissedarlar gönüllü ortak havuz kurabilir.
Katılım zorunlu değildir ve katılmayan hissedardan gerekçe istenmez.
·
Havuzun kullanım yerine yalnızca havuza katılan
hissedarlar karar verir.
·
Hiçbir hissedardan zekâtını nereye verdiğine
dair belge veya açıklama istenmez.
·
Şirketin kurumsal bağışları zekâttan ayrı bir
bütçe kalemidir ve şirketin yetkili organlarının kararıyla yönetilir.
·
Çalışanlara yönelik sosyal destek fonu zekâttan,
ücret ve prim sisteminden ayrı tutulur.
·
Şirketin kâr dağıtım politikası belirlenirken
hissedarların kişisel mali yükümlülüklerini karşılayabilmeleri için ihtiyaç
duyabilecekleri makul likidite de dikkate alınır.
Bu maddeleri bugün üç kardeşken yazmak kolaydır. Yarın yedi
kuzenken yazmak çok daha zordur. Çünkü o masada üç değil yedi farklı görüş, üç
değil yedi farklı hayat tarzı, belki üç değil yedi farklı hoca olacaktır.
Aile anayasasının amacı herkesin aynı düşünmesini sağlamak
değildir. Farklı düşündüklerinde birlikte kalabilmelerini sağlamaktır.
Son Söz
Zekât, malı temizlemek için verilir. Bir ailede zekât
yüzünden kavga çıkıyorsa, temizlenmesi gereken şey maldan önce masadır.
Üç kardeşin hikâyesine döneyim. O aileye buna benzer
bir model önerdim. Büyük kardeş gönüllü havuzu kurdu. Ortanca kardeş havuza
katılmadı ve kendi tercih ettiği şekilde verdi. Küçük kardeş ise havuza katılmadı
ama şirkette çalışanlara yönelik ayrı bir sosyal destek mekanizması kurulmasını
sağladı. Üçü de istediğini yapabildi. Daha önemlisi, hiçbiri diğerinin yerine
karar vermek zorunda kalmadı.
Aile şirketlerinde çözülemez sandığımız meselelerin çoğu
böyle. Cevabı bulmakta değil, soruyu doğru sormakta zorlanıyoruz.
Soru: “Zekât nereye
verilmeli?” değildi.
Soru şuydu: ”Bu kararı
kim verecek?”
Not: Bu makale zekâtın hükmüne dair bir görüş
bildirmez. Burada anlattığım model, aile şirketlerinde zekât konusunun ortaklık
ilişkisini bozmadan nasıl yönetilebileceğine dair bir yönetişim önerisidir.
Zekâtın kimlere, hangi ölçüde ve hangi şartlarla verileceği fıkhî bir
meseledir; bu konularda güvendiğiniz ilim ehline veya ilgili yetkili dinî
kurumlara danışın. Vergisel, muhasebesel ve hukuki sonuçlar için de mali
müşaviriniz ve hukuk danışmanınızla çalışın.
Ek okumalar:
·
https://ailelervesirketleri.blogspot.com/2024/07/kuzenler-ortaklg.html
·
https://ailelervesirketleri.blogspot.com/2022/08/iyi-bir-aile-anayasas-nasl-olmaldr.html
·
https://ailelervesirketleri.blogspot.com/2016/12/kardesler-ortaklg.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder