On sekiz yıldır yüzlerce şirkete danışmanlık yaptım; bunların
önemli bir kısmı aile şirketlerine aitti. Dışarıdan bakan biri, kan bağıyla
kurulan bu yapılarda ortakların birbirine daha bağlı, hoşgörülü ve adil
davranacağını düşünebilir. Oysa gerçek çoğu zaman tam tersiydi. Söylemlerdeki
pembe tabloların ardında; duruma göre esnetilen ilkeler, çifte standartlar ve
bastırılmış haksızlıklar birikiyordu.
Sonuç mu? Birbiriyle konuşmayan eltiler, birbiriyle yarışan
kuzenler ve düşmanlaşan kardeşler... Çatırdayan bir ailenin gölgesinde, kendi
potansiyelini öğüten şirketler gördüm.
Bu yakıcı tablonun bir danışman olarak hareket alanımı ve
başarımı da sınırladığını fark ettiğimde, masaya net bir çözüm koymaya
başladım: Aile Anayasası.
Bugüne kadar 20’ye yakın aileyle ilmek ilmek işleyerek bu
metinleri hazırladık. Tecrübeyle sabittir ki; hazırlık süreci ne kadar
derinleşir, maddeler ne kadar tartışılırsa, anayasa o kadar içselleştiriliyor.
Ancak tek bir şartla: Anayasanın “birbirimize dürüst ve
adil davranacağız” gibi temenni dolu edebiyat cümlelerinden ibaret
kalmaması; ailenin ve işin kanayan yaralarına neşter vuracak somut kurallar
içermesi gerekiyor.
Her aile şirketinde farklı tecrübeler yaşandığı için
hazırladığım her aile anayasası birbirinden daha güçlü ve daha sorunları çözer
hale geldi.
İşte bu makale aile anayasası hazırladığım şirketlerden
edindiğim 18 yıllık tecrübenin ışığında iyi bir aile anayasasının içeriğinde
neler olması gerektiğine dair olacak.
İyi bir aile anayasası, ailenin henüz yaşamadığı
anlaşmazlıkları öngörüp, yaşandığında nasıl çözüleceğini önceden yazıya
dökmesidir. Bir kural kitabı değil, bir aile sözleşmesidir. Şirketin değil,
ailenin kendi kendine koyduğu sınırların belgesidir.
1. Neden Bu Kadar Önemli?
Her aile şirketi eninde sonunda şu sorularla yüzleşir: Kim
ne kadar maaş alacak? Hangi evlat şirkete girebilir? Kardeşlerden biri
çalışmıyor ama kar payı alıyor, bu adil mi? Genel müdürü kim seçecek? Büyük
ortak küçük ortağa haber vermeden yatırım kararı verdi, ne olacak? Patronun
kızı şirkete girmek istiyor ama gelini de istiyor, kim öncelikli? Babası öldü,
hisseler kime kalıyor?
Bunların hepsi kaçınılmaz sorulardır. Fark şurada: bu
sorular önceden yazılmışsa cevap vermek kolaylaşır, anlaşmazlık küçük kalır.
Yazılmamışsa her soru bir kavgaya dönüşür, her kavga bir yaraya, her yara
zamanla bir dağılmaya.
Türkiye'de aile şirketlerinin yalnızca yüzde otuzu ikinci
nesle geçebiliyor. Üçüncü nesle geçenler ise yüzde on beş civarında. Bu
şirketlerin büyük çoğunluğu finansal başarısızlık yüzünden değil, aile içi
çatışmalar yüzünden dağılıyor. Ve bu çatışmaların büyük bölümü, herkesin
bildiği ama kimsenin yazmaya cesaret edemediği konularda çıkıyor.
İşte aile anayasası tam da bu yüzden gerekli. Kolay olanı
yazmak değil. Zor olanı yazmak için ailenin bir araya gelmesi, dürüstçe
konuşması ve üzerinde uzlaşması gerekiyor. Bu sürecin kendisi bile aile
anayasasından daha değerli.
2. Kimler Hazırlamalı?
Aile anayasasını bir danışman yazamaz. Bir avukat da
yazamaz. Yazan kişi onu benimseyen kişi olmadığında, belge imzalanır ama
içselleştirilmez.
Aile anayasasını aile hazırlamalıdır. Danışman süreci
yönetebilir, kolaylaştırabilir, eksik kalan konuları hatırlatabilir, formatı
düzenleyebilir. Ama içeriği aile üyeleri tartışarak, müzakere ederek ve
üzerinde uzlaşarak oluşturmalıdır.
Hazırlama sürecine kimler dahil edilmeli?
Tüm hissedarlar dahil edilmelidir. Hissesi büyük hissesi
küçük fark etmeksizin. Hissedar olmayan ama gelecekte hissedar olacak
veliahtlar ise belirli bir aşamadan sonra sürece dahil edilebilir. Bu hem
onları hazırlar hem de anayasaya gerçek bir bağlılık duymasını sağlar.
Eşler ve gelinler-damatlar bu sürecin içinde olmamalıdır.
Görüşleri alınabilir, bilgilendirilebilirler. Ama kararları hissedarlar verir.
Eşlerin ve gelinlerin anayasa toplantılarına dahil edilmesi, sürecin
duygusallığa ve taraf tutmaya kaymasına yol açar. Bunu defalarca yaşadım.
Eşler karar masasında olmamalıdır; ancak toplantı sonrasında
evde fırtına kopmaması için süreç hakkında doğru bilgilendirilmeli, kaygıları
'ortak olan eş' kanalıyla dinlenmelidir.
3. Ne Zaman Hazırlanmalı?
En iyi zaman, şu andır. Yani henüz büyük bir kavga
çıkmamışken, herkes hâlâ birbirini seviyorken, şirket büyüme dönemindeyken.
En kötü zaman ise kriz anıdır. Kardeşler birbirine girmiş,
avukatlar devreye girmiş, mahkemeler gündemdeyken yapılan aile anayasaları
genellikle tutmuyor. Çünkü o aşamada herkes masaya kendi pozisyonunu
güçlendirmek için oturuyor, uzlaşmak için değil.
“Biz birbirimizle anlaşıyoruz, bize ne gerek var” diyenlere
şunu söylerim: tam da şu anda anlaşıyorsanız yazın. Anlaşamadığınız zaman
yazmak çok daha zor.
Hazırlama süreci en az altı ay, tercihen bir yıl almalıdır.
Aceleyle yapılan aile anayasası, aceleyle imzalanır ve aceleyle unutulur. Süreç
boyunca aile toplantıları yapılmalı, konular tartışılmalı, herkesin fikirlerine
yer verilmeli ve üzerinde gerçekten uzlaşılmalıdır.
4. İyi Bir Aile Anayasası Ne İçermeli?
Şimdi asıl soruya geliyoruz. Aile anayasasında olması
gereken konular her aile için farklılık gösterebilir. Ama 18 yıllık danışmanlık
tecrübemde neredeyse tüm aile şirketlerinde karşılaştığım ve yazılı hale
getirilmesi şart olan konuları paylaşacağım.
4.1 Aile Değerleri ve Vizyon
Anayasa bu bölümle başlamalıdır. Şirketinizi neden
kurduğunuz, aileniz için ne ifade ettiği, nesiller boyu neyi yaşatmak
istediğiniz. Bu değerler soyut kalmamalı; somut davranışlarla tanımlanmalıdır.
Örneğin “dürüstlük” bir değerse, dürüstlüğün bu ailede ne
anlama geldiği açıklanmalıdır: “Bir hatayı öğrendiğimizde önce ortaklarımıza
bildiririz, saklamayız.” “Müşteriye söz verdiğimizde zarar etsek bile tutarız.”
Soyut değerler değil, somut davranış taahhütleri.
Vizyonun da net olması gerekir. “Büyümek istiyoruz” herkesin
söylediği şeydir. “2035'e kadar ikinci bir sektöre girmek istiyoruz” ya da “şirketi
aile içinde tutmak, satmamak istiyoruz” daha anlamlıdır. Vizyon üzerinde zaten
anlaşamıyorsanız, anayasadan önce onu çözmeniz gerekiyor.
4.2 Aile Fertlerinin Şirkette Çalışma Koşulları
Bu bölüm pek çok ailenin en çok tartıştığı ve en çok ihtiyaç
duyduğu bölümdür. Kim şirkete girebilir? Hangi koşullarda?
Net yazılması gereken kurallar şunlardır:
·
Asgari eğitim koşulu: Aile şirketine
girmek isteyen aile ferdi en az üniversite mezunu olmalıdır.
·
Dış deneyim zorunluluğu: Şirkete girmeden
önce aile şirketi dışında en az iki yıl, tercihen kurumsallaşmış bir firmada
çalışmış olmalıdır. Bu madde kağıt üzerinde çok tartışılır ama uygulanamaz diye
düşünülür. Oysa bu şartı aile anayasasına koyup uygulayan şirketlerde veliahtların
aile şirketine katkısının çok daha yüksek olduğunu gözlemledim.
·
İşe giriş pozisyonu: Aile ferdi şirkete
en alt pozisyondan başlar. “Patron oğlu” ya da “patron kızı” olarak gelmez, bir
pozisyon için başvurur ve o pozisyonun gerekliliklerini karşılar.
·
Terfi kriterleri: Terfi yaşa ve aile
bağına değil, performansa göre yapılır. Performans kriterleri önceden
tanımlanmış olmalıdır.
·
Eş ve gelinlerin durumu: Hissedar olmayan
eşler, gelinler ve damatların şirkette istihdam edilip edilmeyeceği açıkça
yazılmalıdır. Tavsiyem yazmamak yönündedir; ama aileniz bu konuda farklı
düşünüyorsa kuralları en baştan netleştirin.
4.3 Ücret ve Gelir Politikası
Para, aile şirketlerindeki anlaşmazlıkların en büyük
kaynağıdır. Ve çoğu zaman bu anlaşmazlık ücretin miktarından değil,
belirsizliğinden kaynaklanır.
Anayasada şu üç gelir kaleminin net tanımlanması gerekir:
·
Baz maaş: Tüm hissedarların hisse
oranlarından bağımsız olarak aldığı eşit temel maaş. Bu, “ben daha çok
çalışıyorum” tartışmalarının önüne geçer.
·
Görev ücreti: Şirkette aktif görev
üstlenen hissedara, üstlendiği pozisyona uygun olarak ayrıca ödenen ücret.
Şirkette çalışmayan hissedar bu ek ücreti almaz.
·
Kar payı: Hisseleri oranında dağıtılan
yıllık ya da dönemsel kar payı. Ne zaman dağıtılacağı, hangi oran üzerinden
hesaplanacağı, hangi durumda dağıtılmayacağı (örneğin büyük yatırım yıllarında)
önceden yazılmış olmalıdır.
Bu üçü dışında hissedar şirketten para çekemez. Şirket
araçlarını, personelini, olanaklarını kişisel işleri için kullanamaz. Bu kural
kağıt üzerinde basit görünür ama uygulanması gerçekten zordur. Uygulanmadığında
ise kıskançlıkların, suçlamaların ve güvensizliğin en büyük kaynağına dönüşür.
Bir aile şirketini dışarıdan gelen krizler değil, çoğunlukla
aile fertlerinin şahsi finansal savurganlıkları ve hukuki riskleri batırır. İyi
bir aile anayasası, üyelerin şahsi borçlanmalarına ve mülkiyet risklerine net
kırmızı çizgiler çekmelidir. Örneğin; bir aile ferdinin üçüncü şahıslara kefil
olması yasaklanmalı, şahsi kredi kartı veya borç toplamı maaşının belirli bir
katını (örneğin 10 katını) aşmamalıdır. Aksi takdirde icra kapıya dayandığında
o şirketlerin kredibilitesi de yerle bir olur.
4.4 Hisse Yapısı ve Devir Kuralları
Bu bölüm anayasanın en teknik kısmıdır ve bir hukuk
uzmanıyla birlikte yazılması gerekir. Ama içeriğine ailenin karar vermesi
şarttır.
Yazılması gereken sorular şunlardır: Hisseler bugün
kimlerde, ne oranda? Bir hissedar hissesini satmak isterse önce diğer
hissedarlara mı teklif etmek zorunda? Hangi koşullarda hisse şirket dışına
çıkabilir? Bir hissedar vefat ederse hissesi kime kalır, bu kişi anayasadaki
kurallara tabi olacak mı? Boşanma durumunda eşe hisse geçer mi, geçerse nasıl
yönetilir?
·
Boşanma durumunda şirket hisselerinin
parçalanmasını veya dışarıdan üçüncü kişilerin (eski eşlerin) ortak olmasını
engellemek adına, anayasaya entegre edilecek zorunlu Mal Ayrılığı / Evlilik
Sözleşmesi protokolü, ailenin serveti için hayati bir sigortadır.
Bu sorular rahatsız edici gelebilir. Ama şunu biliyorum: bu
sorulara cevap vermenin rahatsız edici olduğunu düşünen aileler, ilerleyen
yıllarda bu sorulara mahkemede cevap vermek zorunda kalıyor.
Unutulmamalıdır ki, Türk Ticaret Kanunu açısından aile
anayasası tek başına hukuki bir yaptırım gücüne sahip değildir. Bu belgenin
rafta duran iyi niyetli bir temenni olarak kalmaması için anayasada aldığınız
kararların; Şirket Esas Sözleşmesi ve tüm ortakların imzalayacağı Ortaklar
Sözleşmesi (SHA) ile hukuken evlendirilmesi, bağlayıcı maddeler haline
getirilmesi şarttır.
4.5 Karar Alma Mekanizmaları
Kim hangi kararı alır? Hangi kararlar tüm hissedarların
onayını gerektirir? Hangi kararlar Yönetim Kurulu'nda alınır? Hangi kararlar
genel müdürün yetkisindedir?
Yazılı olmayan yetki sınırları, aile şirketlerindeki en
büyük sürtüşme noktalarından biridir. “Ben karar verdim, neden itiraz
ediyorsun?” ile “Neden bana danışmadan karar aldın?” kavgası, iş
bölümü ve yetki sınırları netleştirilmeden çözülmez.
Örnek bir çerçeve:
·
Hissedarlar Kurulu onayı gerektiren kararlar:
Yeni yatırım, gayrimenkul alımı, büyük borçlanma, şirketin tamamının ya da bir
bölümünün satışı, yeni ortak kabulü, aile anayasasının değiştirilmesi.
·
Yönetim Kurulu onayı gerektiren kararlar:
Yıllık bütçe, genel müdür ataması ve görevden alınması, yeni ürün hattı ya da
pazar kararları, üst düzey yönetici istihdamı.
·
Genel müdürün tek başına alabileceği
kararlar: Onaylanmış bütçe dahilindeki tüm operasyonel kararlar.
4.6 Aile Kurulları ve Toplantı Düzeni
Hangi kurullar oluşturulacak, kimler katılacak, ne sıklıkla
toplanacak? Bu bölüm uygulamada en çok ihmal edilendir. Oysa aile ile şirket
arasındaki sınırların sağlıklı çizilebilmesi ve aile içi iletişim kanallarının
açık tutulması için görev alanları netleştirilmiş üç temel kurulun varlığı
şarttır:
·
Hissedarlar Kurulu: Sadece resmi ortakların yer
aldığı, şirkete ve aileye dair en tepe kararların alındığı, haftalık veya aylık
toplanan nihai karar merciidir.
·
Aile Konseyi: Hissedarlar ve onların belli bir
yaşın (örneğin 15 yaş) üzerindeki çocuklarının (veliahtların) katıldığı
kuruldur. Yılda 2 kez toplanan bu konseyin temel amacı; gençleri şirket
vizyonuna hazırlamak, onların fikirlerini dinlemek, kişisel ve mesleki
gelişimlerini takip etmektir. Genç kuşakların kendilerini "oyunun
dışında" hissetmemeleri ve kurumsallaşmayı öğrenmeleri için en değerli
kuluçka merkezidir.
·
Aile Meclisi: Hissedarlar, varisler, eşler,
gelinler ve damatların bir araya geldiği daha geniş, sosyal nitelikli kuruldur.
Yılda 1 kez (tercihen yatılı bir hafta sonu organizasyonuyla) toplanır. Amacı;
tüm aileyi bir araya getirmek, şirketin gidişatı hakkında genel bilgilendirme
yaparak koridor sohbetlerinin ve kulaktan kulağa yayılan dedikoduların önüne
geçmektir.
Ayrıca aile anayasasına sadece "Kurullar her ay
toplanacak" yazmak yeterli değildir. Toplantı gündemini kimin
hazırlayacağı, kararların nasıl tutanağa bağlanacağı, katılımın zorunlu mu
yoksa isteğe bağlı mı olduğu da açıkça belirtilmelidir.
Bunun yanı sıra gençlerin sorumluluk alıp proje yönetmeyi
öğrenmeleri adına anayasa kapsamında Aile Komiteleri (Gelişim, Etik, Sosyal
Yardım vb.) ve varislerin kendi aralarında istişare edeceği bir Gölge
Hissedarlar Kurulu kurgulamak, geleceğin liderlerini bugünden yetiştirmenin en
sağlıklı yoludur. Sadece 'dinleyici' değil, 'oyuncu' oldukları bir sistem
kurulmadığı sürece, genç nesil ya şirketten kopar ya da kriz anında yıkıcı bir
yabancılaşma baş gösterir.
Düzenli toplanmayan bir aile kurulu kağıt üzerinde var olan
ama pratikte işlemeyen bir yapıdır. Ve işlemeyen yapılar zamanla güven kaybına
ve kurumsal erozyona yol açar.
4.7 Aile Fertlerinin Birbirlerine Karşı Davranış İlkeleri
Bu bölümü küçümsemeyin. Pek çok aile anayasası bu bölümü hiç
içermiyor ya da birkaç satırla geçiştiriyor. Ama aile şirketlerinin dağıldığı
anlaşmazlıkların büyük bölümü iş konularından değil, ilişki kalitesinden
kaynaklanıyor.
Yazılabilecek davranış ilkeleri:
·
Bir ortağa ait şikâyeti o ortağın yüzüne
söyleriz, arkasından değil. Varsa söylenecek bir şey, Hissedarlar Kurulunda
söylenir.
·
Bir ortağımız hata yaptığında, bunu ortamı
gererken değil, yapıcı bir dille ve baş başa dile getiririz.
·
Eşlerimizi ve çocuklarımızı iş anlaşmazlıklarına
dahil etmeyiz. Bu kararları koridor sohbetlerinde değil, kurullarda alırız.
·
Gelinler ve damatlar şirket içi kararları
etkilemez; şirketin mali bilgileri aile dışına sızdırılmaz.
Bu ilkeler anayasaya yazdığınızda, ilk ihlalde birileri o
sayfayı açıp okuyacaktır. Bu, sözlü kültüre kıyasla çok daha güçlü bir
hatırlatıcıdır.
4.8 Anlaşmazlık Çözüm Süreci
Anlaşmazlık çıkmayacağını uman aile anayasaları işe yaramaz.
İyi bir anayasa anlaşmazlığın çıkmayacağını değil, çıktığında nasıl
çözüleceğini yazar.
Tipik bir anlaşmazlık çözüm basamakları şöyle
kurgulanabilir: Taraflar önce birebir konuşur. Çözüme ulaşamazlarsa,
Hissedarlar Kurulu gündemine alınır. Orada da çözüme ulaşamazlarsa, dışarıdan
tarafsız bir arabulucu davete edilir. Arabuluculuk da sonuç vermezse hukuki
yollara başvurulur. Bu basamakları atlamak, doğrudan avukata gitmek anayasaya
aykırı kabul edilir.
Bu maddeler yazılıyken tuhaf gelir. “Bize arabulucu mu
gerekiyor?” diye sorulur. Ama anlaşmazlık yaşandığında, bu basamaklar hem
yavaşlatıcı hem de soğutucudur. Panikle alınan kararları önler.
Anlaşmazlık çıkmamasını beklemek koca bir yanılgıdır; asıl
maharet, kriz patlak verdiğinde kimin ne yapacağını önceden yazılı hale
getirmektir. İyi bir aile anayasası; ekonomik daralmaları, hukuki
soruşturmaları, itibar linçlerini, iş sağlığı kazalarını ve hatta aile içi trajik
krizleri (boşanma, vefat, bağımlılık vb.) önceden kategorize eden bir Kriz
Yönetimi ve Acil Eylem Planı içermelidir. Kriz anında kimin yetkili olduğu,
komitenin kimlerden oluşacağı ve avukatın masaya ne zaman oturacağı o an
panikle değil, anayasada soğukkanlılıkla yazılmış olmalıdır.
4.9 Liderlik ve Yönetim Devri
Kim ne zaman emekli olur? Liderlik bir sonraki nesle nasıl
devredilir? Hangi yaşta devir beklenir? Devredenin şirketteki rolü ne olacak?
Bu sorulara cevap verilmemiş aile anayasaları, nesil
geçişinin en zor anında işlevsiz kalır. Halbuki tam da o an en çok ihtiyaç
duyulan belgedir.
Önerdiğim çerçeve: Hissedarlar Kurulu, liderlik devrini en
geç birinci nesil 65 yaşına geldiğinde başlatır. Devir en fazla üç yıl içinde
tamamlanır. Bu süreçte birinci nesil danışman sıfatıyla aktif kalır ama
operasyonel kararlar ikinci nesle aittir. 70 yaşından sonra yönetim kurulu
başkanlığı da devredilir.
Bu rakamları değiştirebilirsiniz. Ama yazılmamış bir devir
takvimi, “henüz hazır değil” bahanesiyle sonsuz ötelenir.
4.10 Aile Anayasasının Güncellenmesi
Bir aile anayasası canlı bir belgedir. Şirket büyüdükçe,
yeni nesil devreye girdikçe, koşullar değiştikçe güncellenmesi gerekir.
Her yıl gözden geçirilmesi önerim. Bu gözden geçirmede neyin
iyi çalıştığı, neyin çalışmadığı ve yeni eklenmesi gereken konular tartışılır.
Güncelleme de tıpkı ilk hazırlanma gibi tüm hissedarların katılımıyla yapılır.
Şunu asla unutmamak gerekir: Aile anayasası bir müze belgesi
değildir; kasaya kilitlenip unutulacak bir kutsal emanet hiç değildir. Şirket
büyür, yeni nesil yetişir, evliliklerle aile genişler, piyasa koşulları
değişir... Dolayısıyla anayasa, ailenin ve işin nefes alıp vermesine eşlik eden
yaşayan bir rehberdir.
Sahada bizzat tecrübe ettiğim üzere; en az yılda bir kez
(veya en geç iki-üç yılda bir) masaya oturulup bu metnin üzerinden
geçilmelidir. 'Neyi iyi uyguladık, neresi aksadı, yeni şartlara göre hangi
maddeyi ekleyip çıkarmalıyız?' soruları dürüstçe tartışılmalıdır. Zamanın
ruhuna göre güncellenmeyen, esnemeyen ve revize edilmeyen bir anayasa, ilk
büyük fırtınada kırılmaya mahkûmdur.
Bu gözden geçirme toplantıları da tıpkı ilk hazırlanma
süreci gibi tüm hissedarların katılımıyla yapılmalı, kararlar tutanağa bağlanıp
anayasanın yeni versiyonu (Versiyon 2, Versiyon 3 gibi) imzalanarak yürürlüğe
sokulmalıdır.
5. Hazırlama Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler
Süreci ciddiye alın, belgeyi değil. Aile anayasasının
asıl değeri, tamamlanmış belgenin içinde değil, hazırlanma sürecinde yürütülen
tartışmalardadır. O tartışmalar sırasında aileler çoğu zaman ilk defa
birbirinin gerçek beklentilerini, kaygılarını ve çizgilerini öğrenir. Bu
deneyim tek başına bile anayasayı değerli kılar.
Tartışmalardan kaçmayın. Hazırlama sürecinde en çok
anlaşmazlık çıkan konular, tam da anayasaya en çok yazılması gereken
konulardır. “Bu konu çok hassas, şimdi açmayalım” diyerek ertelenen her madde,
ileride bir krizin fitilini hazırlar.
Danışmandan değil, aile fertlerinden gelen cümleler
olsun. Danışmanın yazdığı anayasayı aile benimser, ama sahiplenmez.
Cümleler ailenin kendi ağzından çıkmışsa, tartışmalar ailenin kendi masasında
yapılmışsa, anayasa bir taahhüde dönüşür.
İmza şart. Anayasa tüm hissedarlar tarafından
imzalanmalıdır. İmzasız belge, bağlayıcılığı tartışmalı kalır. İmzalamak
istemeyen varsa, neden istememediği anlaşılmadığı sürece süreç tamamlanmış
sayılmaz.
İhlallere tepki gösterin. Aile anayasasının en kritik
testi, ilk ihlalden sonra ne olduğudur. İhlal görmezden gelinirse, anayasanın
kağıt üzerinde kaldığı mesajı tüm aile tarafından alınır. Bu yüzden her ihlal,
küçük de olsa, Hissedarlar Kurulunda gündeme alınmalıdır.
6. Sık Yapılan Hatalar
“Bizim ailede bunlara gerek yok.” Bu cümleyi söyleyen
aile şirketleri, birkaç yıl sonra ya bu cümleyi söylemediklerini inkar ediyor
ya da artık konuşacak durumda olmadıkları için hiç gündeme getiremiyor.
“Yazdık, çıktı aldık, herkese dağıttık.” Dağıtmak
uygulamak değildir. Anayasa yaşayan bir süreçle desteklenmiyorsa belge olmaktan
öteye geçmez.
“Zamanımız yok şu an.” Şu an zamanınız yoksa, kriz
patlak verdiğinde hiç zamanınız olmayacak. En verimli yatırım, henüz ihtiyaç
duymadığınız ama yarın kesinlikle duyacağınız şeye bugün zaman ayırmaktır.
“Büyüğüm, ben karar veririm.” Hissedarlar Kurulu
oylamayla karar alır. Aile anayasasının kendisi de bu anlayışla hazırlanır.
Hazırlama sürecini tek kişi yönetiyorsa, o süreçten çıkan belge de tek kişinin
anayasası olur.
7. Son Söz
Aile anayasası hazırlamak, aileyi bir arada tutmanın
garantisi değildir. Ama hazırlamamak, dağılmayı neredeyse garantiler.
18 yıl boyunca gördüklerimin özeti şu: yazılı kuralları olan
aile şirketleri anlaşmazlıklardan daha sağlıklı çıkıyor. Yazısız çalışanlar ise
ya dağılıyor ya da dağılmamak için her gün biraz daha yıpranıyor.
Aile anayasası bir korku belgesi değildir. Birbirinize
güvenmediğinizin kanıtı da değildir. Tam tersine, birbirinize o kadar değer
veriyorsunuz ki, bu ilişkiyi tesadüflere bırakmak istemiyorsunuz demektir.
Bugün hâlâ birbirinizi seviyorsanız, şimdi yazın.
Sevgi soğuduğunda yazmak çok daha zor.
Ek okuma önerisi: https://ailelervesirketleri.blogspot.com/2018/01/aile-sirketlerinin-basars-ve-devamllg.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder