Bir önceki makalemde aile şirketinde çalışmak isteyen ve
aile şirketinin yönetimine talip oğulların aile şirketini henüz devretmeye
hazır olmayan babalarıyla ilişkileri üzerine yazmıştım.
O makalemin devamı niteliğindeki bu makalemde aile
şirketinde çalışmak istemeyen evlatlara nasıl yaklaşılması gerektiğini
yazacağım.
22 yıllık danışmanlık hayatında aile şirketine ilgi duymayan
evlatlarla çok karşılaştım.
Kendini aile şirketinde iyi hissetmediği veya ilgi alanı
farklı olduğu için farklı iş kollarında çalışmak, kariyer yapmak, girişimci
olmak isteyen pek çok gençle karşılaştım.
Bir genç, aile şirketinde çalışmak yerine başka bir işte
kariyer yapmayı seçebilir mi? Elbette seçebilir. Bu insan hakkıdır ve özgürlük
meselesidir. Öncelikle bu tercihi bu şekilde kabullenmemiz gerekir.
Evladın seçimi başka yönde olduğu için baba ile evladın
arasının açılmasına veya kopmasına da gerek yoktur. Evladın bu tercihi
karşısında doğru tavır alınırsa baba ve evlat arasındaki ilişki açılmaz/kopmaz,
hatta tam tersine daha da güçlenir.
Böyle bir durumda babanın yapabileceği en büyük hata,
evladının şirkete girmek istememesini ihanet, nankörlük veya başarısızlık
olarak yorumlamasıdır. Kurucu babalar şirketi sadece bir iş değil, nesiller
boyu yaşayacak bir "aile anıtı" olarak görürler. Bu nedenle
oğlun bu anıtın bir parçası olmak istememesi, baba tarafından çoğunlukla bir
"reddedilme", "emeğe saygısızlık" veya "hayal
kırıklığı" olarak algılanır.
Baba; "ben bu şirketi çocuklarım için kurdum. O
halde çocuklarım da bunu devam ettirmeli" diye düşünebilir. Ama çocuk aynı şekilde düşünmeyebilir. Onun
hayali sanatçı olmak, akademisyen olmak, doktor olmak, başka bir şirkette CEO
olmak veya kendi girişimini kurmak olabilir.
Şirket babanın eseridir; evladın değil. Dolayısıyla evlat
şirketi devralmak zorunda değildir. Bir aile şirketinin ikinci nesle geçmesi
güzel bir sonuçtur ama zorunlu bir sonuç değildir. Zoraki veliahtlık olmaz.
Böyle durumlarda baba öncelikle evladın neden aile
şirketinde çalışmak istemediğini anlamaya çalışmalıdır. Şirketi mi sevmiyor?
Sektörü mü sevmiyor? Babasıyla çalışmak mı istemiyor? Kendi yetenekleri başka
alanda mı? Başarısız olmaktan mı korkuyor? "Patronun evladı" etiketi
mi rahatsız ediyor? Sebep anlaşılmadan çözüm üretilemez.
Aile şirketleri üzerine yapılan çalışmalar, gönülsüz şekilde
aile şirketine giren veliahtların uzun vadede daha düşük bağlılık gösterdiğini
ortaya koymaktadır. Dışarıda çalışıp kendi tercihleriyle dönen çocuklar ise
şirkete daha fazla katkı sağlayabilirler. Hatta aile şirketinde çalışmayıp
başka işlerde çalışmış ve sonradan aile şirketine katılıp aile şirketini çok
büyütmüş ikinci kuşak hikayeleri vardır.
Ferit Şahenk buna örnektir. Babası Ayhan Şahenk’in geleneksel
iş kollarındaki firmalarından birinde çalışmak yerine İxir adlı internet
sağlayıcı firmayı kurmuş, o firmada 4-5 yıl piştikten sonra aile şirketine
dönmüş ve aile şirketini kat be kat büyütebilmiştir.
Bu yüzden bırakın evladınız dışarıda istediği işi yapsın.
Kendi isteğiyle dönerse ne ala, dönmezse elbette kariyerinde başarılar dilemek
gerekir. O hala sizin evladınız ve mirasınızı devralacak çocuğunuz.
Ünlü yer bilimci Prof. Dr. Celal Şengör, akademisyenliği
seçmeden önce ailesi tarafından dayısı Semih Sipahioğlu ve babası Asım
Şengör'ün kurucusu ve yöneticisi olduğu TAMEK ve Fruko Gazoz firmalarının
başına geçmesi için yetiştiriliyordu. Ama o bilim adamı olmayı tercih etti ve
Türkiye’nin ve dünyanın en büyük bilim adamlarından biri oldu. Aile şirketleri
ise profesyonel yöneticiler ve ailenin diğer fertleri tarafından uzun yıllar
başarıyla yönetildi. Baba ve oğul arasındaki ilişki de hep iyi kaldı.
Bir evlat akademisyen olmak istiyorsa, onu muhasebe müdürü
yapmaya çalışmak çoğu zaman hem çocuğu hem ilişkiyi yıpratır.
Evlat sanatla uğraşıyor olabilir, profesyonel kurumsal
hayatta kendi kanatlarıyla uçmak istiyor olabilir ya da tamamen farklı bir
sektörde kendi girişiminin peşinden gitmek isteyebilir. Sebep ne olursa olsun,
bu noktada babanın sergileyeceği yaklaşım, sadece şirketin geleceğini değil,
baba-evlat ilişkisinin ömrünü de belirler.
Aile şirketlerinin sürdürülebilirliği için her zaman aile
bireyinin günlük yönetimde olması gerekmez. Profesyonel yöneticiler de önemli
bir çözüm olabilir. Kaldı ki böyle bir durumda bile kendi işini yapan evlat 3
ayda bir yapılan yönetim kurulu toplantılarına katılıp aile şirketini uzaktan
takip etmeyi de becerebilir.
Babanın atması gereken ilk ve en büyük zihinsel adım,
istihdam ile mülkiyet arasındaki farkı anlamaktır.
·
Hatalı Yaklaşım: "Evladım bu
şirketin başına geçmiyorsa, benim mirasımı reddediyor demektir."
·
Doğru Yaklaşım: "Evladım bu
şirkette operasyonel olarak çalışmak istemeyebilir ama gelecekte bu şirketin
vizyoner bir hissedarı, yönetim kurulu üyesi veya hamisi olabilir."
·
Eylem: Baba, evladını illa genel müdür
koltuğuna oturtmak zorunda olmadığını kabul etmelidir. Şirket profesyonel bir
CEO tarafından yönetilirken, farklı bir alanda (örneğin sanatta veya başka
sektörde) başarı yakalamış olan evlat, gelecekte şirketin Yönetim Kurulu’nda
"hissedar" kimliğiyle stratejik kararlara yön verebilir.
Duygusal Şantajı Bırakın
"Ben bu şirketi sizin için kurdum, saçımı süpürge
ettim" gibi kurban psikolojisine dayalı cümleler evlatta sadece
suçluluk ve öfke yaratır. Baba, şirketi aslında kendi başarma arzusu ve vizyonu
için kurduğunu dürüstçe kabul etmelidir.
Evladınıza (sizin veya eşinizin veya diğer aile
büyüklerinin) yapacağınız baskının evlat üzerindeki psikolojik etkisi
küçümsenmemelidir. Aile şirketine girmek istemediğini söyleyen gençlerin önemli
bir kısmı bu kararı açıkça dile getirmekte zorlandığını ifade eder. Çünkü
"hayır" demek, babasının emeğini reddetmek gibi hissettirmektedir.
Suçluluk duygusu, minnettarlık ve itaat arasında sıkışan evlat çoğu zaman
gerçek isteğini ya bastırır ya da yıllar sonra patlayarak dışa vurur. Her iki
durumda da kaybeden yine ilişkinin kendisi olur.
Bence bir baba oğluna şunu söylemelidir: “Bu şirket benim
hayalimdi. Senin hayalin olmak zorunda değil. Ama ne yapmak istiyorsan onu
ciddi şekilde yapmanı, iyi yapmanı ve mutlu olmanı isterim" veya “Bu
şirketi senin için değil, kendi hayalim için kurdum. İyi ve eğitimli bir insan
olarak sen bana olan borcunu çoktan ödedin. Karar senin." Bu cümleler
zayıflık değil, olgunluktur. Ve bu olgunluğa ulaşmış babaların evlatlarıyla
ilişkilerinin, aile şirketinin geleceğinden çok daha uzun ömürlü olduğunu
defalarca gözlemledim.
İlginçtir ki birçok durumda çocuk üzerindeki baskı
kalktığında, yıllar sonra aile şirketine kendi isteğiyle geri dönme ihtimali de
artar. Çünkü artık şirkete mecburiyetten değil, seçim yaparak gelmiş olur.
İşte bu ihtimali de düşünerek baba evladına destek
çıkmalıdır.
·
Evlat Sanatla veya Akademik Bir Alanla
Uğraşıyorsa: İş dünyasının rasyonel, sert ve analitik yapısı ile sanatın
soyut ve duygusal dünyası çatışıyor gibi görünebilir. Baba bu durumu
"zaman kaybı" veya "hobi" olarak görmemelidir.
o
Nasıl Yaklaşmalı? Babanın vizyoner olması
gerekir. Şirketin kurumsal sosyal sorumluluk projelerini, sanatsal
sponsorluklarını veya vakıf faaliyetlerini oğlunun yönetmesini önerebilir.
Dünyada Medici ailesinden Türkiye'deki Koç ve Sabancı ailelerine kadar birçok
büyük yapı, aile üyelerinin sanatsal vizyonunu şirketin itibarı ve kültürel
mirası için bir kaldıraca dönüştürmüştür.
o
Ne Söylenebilir? "Senin sanatsal
vizyonun, bu ailenin ve şirketin dünyadaki itibarını ve ruhunu temsil edebilir.
Şirketin operasyonunu profesyonellere bırakırız ama sen ailenin yüzü ve
kültürel lideri olursun."
·
Evlat Başka Bir Firmada Kariyer Yapmak
İstiyorsa: Bu aslında bir kriz değil, bir fırsattır. Evlat, babasının
gölgesinden kaçmak ve "Patronun oğlu olduğum için buradayım" algısını
yıkmak istiyordur. Kendi liyakatini yabancı bir iklimde test etmek istemesi
sağlıklı bir psikolojinin ürünüdür.
o
Nasıl Yaklaşmalı? Baba bu kararı gururla
desteklemelidir. Evladına belirli bir süre (örneğin 3-5 yıl) kurumsal hayatta
yükselmesi için alan tanımalıdır. Dışarıda tokat yiyen, başka liderlerin
yönetim tarzını gören, kurumsal disiplini öğrenen veliaht, aile şirketine
döndüğünde çok daha olgun ve hazır olur. Dönmek istemezse de kendi alanında
başarılı bir profesyonel olur.
o
Ne Söylenebilir? "Benim gölgemde
kalmak istememeni anlıyor ve saygı duyuyorum. Git, dışarıda kendi adınla
başarılara imza at. Burası her zaman senin evin ve köklerindir; orada
öğrendiğin her tecrübe gelecekte bizim en büyük sermayemiz olacak."
·
Evlat Başka Bir Alanda Kendi Şirketini Kurmak
İstiyorsa: Evlatta girişimci geni vardır ama babasının kurduğu sektörü
sevmiyordur veya o sektörün geleceğine inanmıyordur. Kendi hikayesini yazmak
istiyordur.
o
Nasıl Yaklaşmalı? Kurucu baba, evladının
bu enerjisini söndürmek yerine ona bir "Melek Yatırımcı" ve stratejik
mentör gibi yaklaşmalıdır. Aile şirketinin kaynaklarının bir kısmını (risk
sermayesi olarak) oğlunun yeni girişimine fon sağlamak için kullanabilir. Bu,
aile holdinginin dikey/yatay büyümesi veya yeni sektörlere (örneğin
teknolojiye) adım atması için mükemmel bir kurumsal girişimcilik fırsatıdır.
o
Ne Söylenebilir? "Ben bu işi
sıfırdan kurarken çektiğim zorlukları biliyorum. Senin vizyonuna ve kuracağın
yeni işe inanıyorum. Aile olarak senin ilk yatırımcın olmak ve tecrübemle sana
yol göstermek isterim."
İş konuşulmayan pazar kahvaltılarında veya baş başa
yemeklerde baba, evladına şu mesajı vermelidir: "Senin ne iş yaptığın
değil, hayatta mutlu, ahlaklı ve başarılı bir insan olman benim için asıl
mirastır." Bu güveni alan evlat, ironik bir şekilde, ilerleyen
yaşlarında aile şirketine ve babasının mirasına çok daha fazla sahip çıkma
eğilimi gösterir.
Evlatlar aile şirketini seçmediğinde bu ne baba için ne de
aile şirketleri için dünyanın sonu değildir. Zaten pek çok firma şirketin
geleceği aile fertlerinin becerilerine mahkûm olmaması için kurumsallaşma
çalışmaktadır. Profesyonellerin başarıyla yönetebileceği sistemler geliştirmeye
ve böylece sürdürülebilir büyüme yakalayan şirketlerinden dolgun kar payları
almaya çalışmaktadırlar.
Evlat aile işinde çalışmak istemediğini netleştirdiğinde,
baba şirket çalışanlarına ve piyasaya yanlış mesaj gitmemesi için kurumsallaşma
adımlarını hızlandırmalıdır. "Oğlum gelmiyor, o halde şirket ileride
sahipsiz mi kalacak?" korkusunu profesyonel yöneticiler atayarak
gidermelidir.
Öte yandan; aile işine karşı ilgisiz ve sorumsuz evladınız
varsa ve bu evladınız aile şirketinde etkisiz eleman olarak çalışmaktaysa ve de
aile şirketini devralacak isteğe ve vizyona sahip değilse, bence onu siz
kendiniz aile şirketinden uzaklaştırmalısınız. Yanınızda çalıştığı onca yıla
rağmen hala pişmediyse bundan sonra da yanınızda pişmeyecektir. Onu severek
yapacağı bir işe yöneltmelisiniz. Bir işe başvuracaksa seçeceği mesleğe saygı
duymalısınız. Bir iş kuracaksa sermaye verip arkasında durmalısınız. Batsa da,
çıksa da, yorulsa da, zorlansa da ilgi duyacağı bir işte sorumluluk bilincine
ulaşabilir ve aile şirketine daha istekli olarak geri dönüp işlere dört elle
sarılabilir.
Aile şirketini siz kurdunuz, siz yönetiyorsunuz. Evladınız
olmadan da devam edebilirsiniz. Yapmanız gereken şirketinizi evladınız için;
çekici hale getirmek, daha kolay yönetilebilir hale getirmek.
Unutmayın: Şirketiniz sizin eseriniz olabilir ama evladınız
sizin projeniz değildir.
Gönülsüz Veliahtlar Ne Yapmalı?
Şimdiye kadar bu makalede hep babaya seslendim. Şimdi sıra
sende.
Aile şirketine girmek istemiyorsun. Bunu biliyorsun. Belki
yıllardır biliyorsun. Ama söyleyemedin. Çünkü söylemek; babanın yüzündeki hayal
kırıklığını görmek, "nankörlük" suçlamasıyla yüzleşmek ve belki de
ilişkiyi zedelemek anlamına geliyor. Bu yüzden sustun, oyaladın, yarı gönüllü
bir şekilde şirkete girdin ya da hâlâ erteliyorsun.
Susmanın bedeli ağırdır. Hem senin için hem babanın için.
Sen yıllarını istemediğin bir işe harcıyor, içinden büyüyen
öfkeyi bastırıyorsun. Baban ise seni hazır zannettiği için devir planları
yapıyor, oysa temelin çoktan çürük. Bir gün bu gerçek mutlaka yüzeye çıkacak,
ya zamanında ve konuşarak, ya da çok geç kalındığında ve yıkarak. O yüzden
konuşmak zorundasın. Ama nasıl?
·
Zamanlamayı doğru seç. Şirketle ilgili
gergin bir günün ardından, bir toplantı çıkışında ya da baskı altındayken
değil. Sakin bir ortamda, sadece ikinizin olduğu bir anda. Bir öğle yemeği,
akşam yürüyüşü, hafta sonu kahvaltısı, babanın savunma mekanizmalarının biraz
indiği bir an.
·
İşten değil, ilişkiden başla. "Şirkette
çalışmak istemiyorum" cümlesiyle başlamak, babanı hemen savunmaya
geçirir. Bunun yerine şöyle başlayabilirsin: "Seninle önemli bir şey
paylaşmak istiyorum ve bunu doğru anlamanı çok istiyorum. Aramızdaki ilişki
benim için her şeyden önce geliyor."
·
Reddetmiyorsun, yöneliyorsun. Babanın
duyduğu şey "seni ve şirketini reddediyorum" olmamalı. Ona
şunu duyurman gerekiyor: "Ben başka bir şeye yöneliyorum."
Fark büyük. "Şirketinde çalışmak istemiyorum" yerine "şu
işi yapmak istiyorum ve buna inanıyorum" demek, konuşmayı kapatan bir
duvar yerine açılan bir kapı olur.
·
Somut bir şey anlat. Soyut bir "mutlu
olmak istiyorum" ya da "kendimi burada göremiyorum"
babanı ikna etmez, sadece endişelendirir. Nereye gitmek istediğini, ne yapmak
istediğini, neden buna inandığını anlat. Bir planın varsa paylaş. Plan henüz
tamamlanmamışsa bile taslağını çiz. Projen varsa daha etkili olur. Baban bir
girişimcidir; belirsizliği değil, vizyonu anlar.
·
Mirasını reddetmediğini göster. Babanın
en derin korkusu, emeklerinin boşa gitmesidir. "Şirkette çalışmayacağım
ama bu şirketin büyümesini, bu ailenin refahını umursamıyorum anlamına gelmiyor"
demek, o korkuyu doğrudan karşılar. (Gerçekten istiyorsan) Hissedar olmaya,
yönetim kuruluna katılmaya, stratejik kararlarda görüş bildirmeye açık olduğunu
söyleyebilirsin.
·
Bir kez söyleyip bırakma. Bu konuşma tek
seferlik bir itiraf değil, süregelen bir diyaloğun başlangıcıdır. Baban ilk
seferinde zor kabullenir. Belki öfkelenir, belki susar, belki "bir
düşün" der. Buna hazırlıklı ol. Önemli olan o ilk konuşmadan sonra
ilişkiyi koparmamak, sabırla devam etmektir.
Ve son olarak şunu bil: bu konuşmayı yapmak, kaçmak değil,
tam tersine cesaret göstermektir. Yıllarca "tamam" deyip içinden
"hayır" demekten çok daha dürüst ve çok daha sevgi dolu bir
davranıştır. Gerçek saygı itaatte değil, dürüstlükte yatar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder