10 Aralık 2023 Pazar

Aile Şirketleri İçin İbretlik Hikayeler

 

Şirketler de insanlar gibi doğup, büyür ve ölürler. Bazıları zengin ölür, bazıları fakir. Bazıları borç borç bırakmadan, bazıları bırakarak göçer. Bazıları uzun ömürlü olur bazıları kısa ömürlü. Bazıları isim değiştirir, bazıları sektör değiştirir, bazıları yeni işlere girişir. Bazıları bölünerek yoluna devam eder, bazıları içinden yeni şirketler doğurarak devam eder.

 

Başarılı olan, uzun yaşayan ve büyüyen aile şirketlerini örnek almak gerekir. Ne yaptılar da nesiller boyu ayakta kaldılar ve büyümeye devam ettiler? Bunları öğrenmek sizin aile şirketinize yol gösterici olacaktır.

 

Öte yandan bir zamanlar başarılı olan ama daha sonra batan, kapanan veya bölünen aile şirketlerini de incelemekte fayda vardır. Onların izinden gitmemek için onların hikayelerinde ders almakta fayda vardır.

 

Bu makalemde tarih olmuş ünlü Türk aile şirketlerinin ibretlik öykülerini sizlere izletmek istiyorum. Evet yanlış okumadınız. Yazmak yerine size izleteceğim. Şanslıyız ki, pek çok araştırmacı Youtuber batmış, kapanmış, dağılmış, bölünmüş, el konulmuş aile şirketinin hikayesini 10-15 dakikalık videolar halinde yayınlamış. Bu videolara denk gelmiş olabilirsiniz veya olmayabilirsiniz. Ben sizin yerinize bu videoların linklerini aşağıya koydum. Eğer bir aile şirketiniz varsa izlemenizi önemle öneririm.

 

Not: Bu videoları hazırlayan Youtuber’lara huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Emeklerine sağlık.

 

·         Sabancıların kurulma ve dağılma hikayeleri: kuruluş:  https://www.youtube.com/watch?v=9FmrZpOLk9U , dağılma: https://www.youtube.com/watch?v=esyjCkwTp2E , dışlama: https://www.youtube.com/watch?v=PP4YIoLk4RQ

 

·         Celal Birsen’in kurduğu ve dünya devi yaptığı şemsiye şirketini daha hazır olmadan devralan oğul aile şirketini batırdı: https://www.youtube.com/watch?v=nlVeDCaZueM

 

·         Zeki Triko’yu devralan ikinci ve üçüncü nesil bir dünya markasını eritip bitirdi: https://www.youtube.com/watch?v=5YYEbW1mJRM&t=253s

 

·         Anlaşamayan Ulusoy kardeşler aile şirketlerini paylaştılar: https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/ulusoy-kurumsallasamadi-edebiyle-3-e-bolundu-10562842

 

·         Mirası paylaşamayan ailenin ikiz kuleleri yıllardır TATsız: https://www.youtube.com/watch?v=_SatuCrVwWA&t=44s

 

·         Mirası paylaşamayan aile Uzel Traktör’ün sonunu getirdi:  https://www.youtube.com/watch?v=sWZ-IO_Hzk0&t=686s , Ek video: https://www.youtube.com/watch?v=j8NaVYcwvhY&pp=ygULdXplbCBhaWxlc2k%3D

 

·         Siyasetle içli dışlı olmaya kalkan İPAR ailesinin ikinci nesli dev aile şirketini batırdı:  https://www.youtube.com/watch?v=UVzfgrBrZGs

 

·         Alengirli işlere kalkışan ikinci nesil Uzan Grubunu devlete kaptırdı: https://www.youtube.com/watch?v=Xm-dUnRx88s , https://www.youtube.com/watch?v=tiKvQzLSfnI

 

·         Bir cemaatin peşine takılan Boydaklar 60 yıllık aile şirketlerini devlete kaptırdılar: https://tr.wikipedia.org/wiki/Erciyes_Anadolu_Holding#:~:text=Holding'e%2018%20A%C4%9Fustos%202016,%22Boydak%20Holding%22%20iken%20logosu.

 

 

 

Batan Firmalar ve Hikayeleri

 

Atlas Havayolları: https://www.youtube.com/watch?v=fSXe9oDpIuM , https://www.youtube.com/watch?v=Q5Q2WhabFSw ,

Bora Jet: https://www.youtube.com/watch?v=mqjjRJZ1HcM , https://www.youtube.com/watch?v=j1cNMGq_rqc

Onur Air: https://www.youtube.com/watch?v=QOCN_IccpnM ,

Ulusoy Seyahat: https://www.webtekno.com/ulusoy-turizm-neden-artik-yollarda-goremiyoruz-h139558.html,

Collezione: https://www.youtube.com/watch?v=6YL4lKhHRSU

SevenHill: https://www.youtube.com/watch?v=bQQ6XULHJx0 , https://www.youtube.com/watch?v=AesLGIwV8fQ

Rodi: https://www.youtube.com/watch?v=uVtA7lLgfDg

Çukurova Holding: https://www.youtube.com/watch?v=oroLgMKQ_Ro

Arow Ayakkabı: https://www.youtube.com/watch?v=DTwHk3HxMic

Beta Ayakkabı: https://www.aksam.com.tr/ekonomi/beta-ayakkabi-kimin-sahibi-taner-ikiisik-kimdir-beta-son-dakika-batti-mi-iflas-mi-etti/haber-775838

İnci Ayakkabı: https://haber.sol.org.tr/turkiye/102-yillik-inci-deri-icin-iflas-davasi-acildi-iddiasi-263794 , https://www.haber3.com/ekonomi/inci-markasi-devredildi-haberi-5522422

Haangar: https://www.youtube.com/watch?v=a7Mrtk07nDc

Tekin Acar Kozmetik: https://www.patronlardunyasi.com/80-magazasi-vardi-kozmetik-devi-tekin-acar-iflas-etti#google_vignette

Goldaş: https://www.youtube.com/watch?v=wi8HZdu8unI

Hakan Çanta: https://www.youtube.com/watch?v=qg_V8pEKHrg , https://www.patronlardunyasi.com/65-yillik-hakan-cantanin-konkordato-talebine-ret-iflasina-karar-verildi

Jatomi: https://www.youtube.com/watch?v=825FgoIRBL4&list=PLj1NGvjCqJfsK4hvX_LylP0AiMeovYGWR

Maksul Kuruyemiş: https://www.youtube.com/watch?v=wGa1Zy8ZHL0

Yörsan: https://www.youtube.com/watch?v=31E1mAx7gAY&t=108s

Şeker Piliç: https://www.youtube.com/watch?v=PWufHpTeT_E&t=12s  

Bimeks: https://www.youtube.com/watch?v=q38rNf1oNn0&t=39s

Gold Bilgisayar: https://www.youtube.com/watch?v=hFPV7k6p1sM

 

 


8 Haziran 2023 Perşembe

Kardeş Ortaklar Birbirine Nasıl Davranmalı?

 

Yıllar önce danışmanlık yaptığım bir şirkette iki kardeş vardı. Büyük kardeş genel müdürdü, küçük kardeş satıştan sorumluydu. İkisi de zeki, ikisi de çalışkandı. Abi şirketin geneline hakim olmaya, strateji geliştirmeye çalışıyordu, küçük kardeş plasiyer satış ekibine ve müşterilere hakimdi. Ayrıca vakit buldukça üretimle de ilgileniyordu. Abi genelde makam odasındaydı, küçük kardeş hep sahadaydı.

 

Küçük kardeş elinden geleni yapıyor, satışları artırmak için çırpınıyordu. Şirket uzun zamandır yerinde saydığı, büyüyemediği ve yeterli kâr üretemediği için abi durumdan hoşnut değildi. Bir şeyleri iyileştirmek istiyordu ama nereden başlaması gerektiğini bilmiyordu. Sürdürülebilir büyüme yakalayamamaktan kardeşini sorumlu tutuyor, onu hor görüp, sık sık azarlıyordu. Küçük kardeş ise her şeyi sineye çekip, başı kesik tavuk gibi çırpına çırpına çalışmaya devam ediyordu.

 

Bir gün küçük kardeş beni yalnız buldu. “Abim beni hiç dinlemiyor” dedi. “Toplantıda bir şey söylüyorum, yüzüme bakıyor, düşüncelerimi kaale almıyor. Ben de artık söylemiyorum.” Birkaç ziyaret sonrasında da büyük kardeş “Kardeşim hiç fikir üretmiyor” dedi. “Hep bekliyor. Ben karar veriyorum, o da uyguluyor. Böyle olmaz.”

 

İki kardeş aynı şirkette, aynı masada, her gün yan yaneydi. Ama birbirini duyamıyordu.

 

Bu tablo bana yabancı değildi. Yıllarca aile şirketlerine danışmanlık yaptım ve şunu gördüm: kardeş ortaklıkları, en yakın ilişkiden doğduğu için hem en güçlü hem de en kırılgan ortaklıklardır. Kardeşler birlikte büyümüştür, birbirini tanır, birbirine güvenir. Bu yakınlık ortaklığın en büyük avantajıdır. Ama aynı yakınlık, zamanla ortaklığın en büyük zafiyetine de dönüşebilir. Çünkü kardeşler arasındaki ilişki duygusaldır; duygusal ilişkiler ise kırılgandır.

 

İşte bu yüzden kardeş ortaklıkları, iyi yönetilmezse en uzun süren kavgaların, en derin küslüklerin ve en ağır kayıpların yaşandığı yapılara dönüşür. Hem şirket dağılır hem aile.

 

Peki bu nasıl önlenir? Kardeş ortaklar birbirine nasıl davranmalı?

 

Büyük Kardeş Olmak Ayrıcalık Değil, Sorumluluktur

Kardeş ortaklıklarının en sık karşılaştığım hastalığı şudur: büyük kardeş kendini ortak değil, patron gibi görür. Oysaki hisse eşitse söz hakkı da eşit olmalıdır. Yaş, kıdem ve tecrübe saygıyı gerektirir; ama tartışmasız itaati değil.

 

Büyük kardeş, küçük kardeşlerini kendi evlatları gibi görmeye başlarsa ortaklık biter. Çünkü evlatlar itaat eder, ortaklar itiraz eder. İtiraz edemeyen bir ortak zamanla ya sinip gider ya da patlar. Her iki durumda da şirkete zarar verir.

 

Büyük kardeşin kendine sorması gereken soru şudur: “Küçük kardeşlerim bana gerçekten serbest bir ortam içinde itiraz edebiliyor mu?” Eğer cevap “hayır” ya da “emin değilim” ise, büyük kardeş farkında olmadan otoriterleşmiş demektir. Bu farkındalık, değişimin ilk adımıdır.

 

Küçük Kardeş Olmak Sessizlik Değil, Cesaret İster

Öte yandan küçük kardeşler de suçsuz değildir. “Büyüğüme saygısızlık etmiş olmayayım” düşüncesiyle yuttuğu her söz, zamanla içte büyüyen bir şikayete dönüşür. Yuttuklarını dışarıda (eşlerine, çocuklarına, arkadaşlarına) anlatır. Bu dedikodu ateşi hem aileyi hem şirketi zehirler.

 

Küçük kardeşin görevi susmak değil, doğru zamanda doğru biçimde konuşmaktır. Büyük kardeşin önünde değil, onunla konuşmak. Toplantı salonunda değil, baş başa bir ortamda. Öfkeyle değil, dürüstlükle.

 

Cesaret, bağırmak değildir. Asıl cesaret, büyük kardeşe saygıyı koruyarak söylemek istediğini söyleyebilmektir.

 

Herkes Kendi Alanında Lider Olsun

Kardeş ortaklıklarının en büyük tuzaklarından biri şudur: her şeyi bir kişi yönetmeye çalışır, diğerleri figüran kalır. Bu hem verimsizdir hem de uzun vadede yıkıcıdır. Figüran ortak, zamanla sorumsuz ortağa dönüşür. Ve sorumsuz ortak, eninde sonunda şirketin yüküne değil yüküne dönüşür.

 

Çözüm basittir: her ortağın net bir sorumluluk alanı olmalıdır. Kim neye bakıyor, kim neye karar veriyor, kim kime hesap veriyor. Bunlar yazıyla belirlenmeli ve herkes tarafından kabul edilmelidir. Böyle bir yapıda kimse kimsenin alanına girmez; ama önemli kararlar birlikte alınır.

 

Ortak olmak demek, her konuya burnunu sokmak değil; kendi alanında tam yetkiyle hareket etmek ve diğer alanlara saygı göstermektir.

 

Şirkette ilgilenilmesi gereken konula ortak kardeş sayısı kadar kümelenmeli ve her bir küme bir kardeşin hamiliğine verilmelidir. Örneğin bir kardeş satış ve pazarlama ile ilgilenirken, diğer bir kardeş tedarikçilerle ilişkiler, satın alma ve lojistikle ilgilenebilir. Bir diğer kardeş de mali ve idari işlerle ilgilenebilir. Bir başka kardeş de iş geliştirme, kurumsallaşma, ERP programı, dijitalleşme gibi konularla ilgilenebilir. Bu iş paylaşımı şirketi daha da ileri götürürken, her kardeşin de tatmin edici sorumluluklara ve yetkilere sahip olmasını sağlar.

Ortak Olmak, Çalışmak Zorunda Olmak Değildir

Kardeş ortaklıklarında sık karşılaştığım bir baskı vardır: “Sen de şirkette bir şeyler yap.” Bu baskı bazen büyük kardeşten gelir, bazen diğer ortaklardan, bazen de ortağın kendi vicdanından.

 

Ama şunu netleştirmek gerekiyor: ortak olmak, şirkette aktif görev almayı zorunlu kılmaz.

 

Liyakati olan kardeşiniz şirketi yönetsin. Siz hissedar olarak hissedarlar kurulunda, yönetim kurulunda ya da davet edildiğiniz icra toplantılarında görüş bildirin. İşe her gün gelmek zorunda değilsiniz; ayda birkaç kez de olur. Önemli olan katkınızın kalitesidir, masada geçirdiğiniz saatin uzunluğu değil.

 

Asıl tehlike şuradadır: işi yönetecek kapasitede olmayan bir ortak, “ben de bir şeyler yapmalıyım” baskısıyla şirketin içine girer ve liyakatli kardeşinin önünde engel olmaya başlar. Bunu yapmamak hem şirkete hem ortaklığa hem de o kardeşin kendi onuruna yapılabilecek en büyük iyiliktir.

 

Ortak olarak en değerli katkınız bazen şudur: doğru insanın önünü açmak ve çekilmek.

 

Çalışanların Çift Başlılığı Kullanmasına Fırsat Vermeyin

Kardeşler arasındaki iletişim kopukluğu sadece kardeşlerin ilişkisini bozmaz; şirket içindeki yöneticiler ve çalışanlar için de kullanışlı bir boşluk yaratır.

 

Kardeşlerin yetki alanlarının net olmadığı veya aralarında soğuk rüzgarların estiği yapılarda, uyanık yöneticiler bu durumu hızla fark eder. Abinin reddettiği bir bütçeyi, projeyi veya talebi gidip küçük kardeşe onaylatmaya çalışan “patron avcısı” çalışanlar türer. Ya da tam tersi, küçük kardeşin talimatını abinin yanına gidip fısıldayarak iptal ettiren kurnazlıklar baş gösterir.

 

Bu durum şirkette kısa sürede taraflaşmalara, yetki kargaşasına ve derin bir çift başlılığa yol açar. Çalışanlar iş yapmaya değil, hangi kardeşin yanında duracaklarına odaklanmaya başlar.

 

Bu tuzağı bozmanın tek yolu şudur: Kardeşler, bir çalışan diğer kardeşle ilgili bir taleple geldiğinde anında şu soruyu sormalıdır: “Bu konuyu kardeşime sordun mu, o ne dedi?”

 

Bir kardeşin “hayır” dediği bir konuyu, diğer kardeş haberleşmeden “evet”e çevirmemelidir. Çalışanlar karşısında her zaman tek bir irade ve sarsılmaz bir duruş sergilenmelidir. Bir çalışanın kardeşleri birbirine düşürerek iş yürütmesine izin verildiği an, şirketteki tüm kurumsal disiplin çöker.

 

Azarlamak Ortağı Değil, Ortaklığı Öldürür

Ortakların birbirini (ya da bir ortağın evladını) başkalarının önünde azarlaması, küçük düşürmesi kabul edilemez bir davranıştır. Bunun için ne kadar haklı olunursa olunsun. Böyle bir olay kin birikimine ve silahların bilenmesine yol açar. Acımasızca ve fütursuzca eleştirene karşı soğuma başlar.

 

Eleştiri, karşınızdakinin saygınlığını zedelemeden yapılabiliyorsa değerlidir. Yapılamıyorsa, o eleştiriyi yapmak için doğru zaman gelmemiş demektir; bir adım geri çekilin, soğuyun ve sonra baş başa konuşun.

 

Özellikle şunu hiç unutmayın: bir ortağın evladını diğer ortakların önünde azarlamak, o ortağı da küçük düşürmektir. Bu tür yaralar uzun süre kapanmaz. Şirket toplantısında başlayan bir azarlama, o gece o ortağın evinin huzurunu bozar. Ertesi sabah işe gelen ortak, dünden daha küskün gelir.

 

“Ben Yaptım Oldu” Demeyin

Kardeş ortaklıklarında güveni sarsan en yaygın davranışlardan biri şudur: önemli bir kararı ortaklara danışmadan alıp, sonradan bildirmek. Karar ne kadar doğru olursa olsun, bu yaklaşım diğer ortaklara “sizi bu karara layık görmedim” mesajını verir.

Şirketi etkileyen her önemli karar (yeni bir yatırım, önemli bir personel değişikliği, büyük bir harcama)  ortakların bilgisiyle alınmalıdır. “Onay almak zaman kaybı” diyenler yanılıyor. Onay almak değil, istişare etmek söz konusudur. İstişare etmek ise zaman kaybı değil, ortaklığa yatırımdır.

 

Kendi başına karar alıp uygulamayı alışkanlık haline getiren ortak, zamanla diğer ortakların gözünde güvenilirliğini yitirir. Güven bir kez yitirildi mi, geri kazanmak yıllarca sürer.

 

Şirket Parası Ortak Parası Değildir

Kardeş ortaklıklarında krizlerin önemli bir kısmı para meselesinden çıkar. Ortaklardan birinin şirketten haber vermeksizin para çekmesi, şirket imkânlarını kişisel işleri için kullanması, diğerlerinden daha yüksek maaş ya da daha fazla prim alması, ve benzerleri, bunların hepsi ortaklığın temelini kemirir.

 

Adil bir paylaşım sistemi kurun. Maaşlar, primler, kâr payları, hepsini yazılı ve şeffaf bir çerçeveye oturtun. Kim ne alıyor, neden alıyor, hangi kritere göre alıyor, bunları netleştirin. Netleştirilmemiş her para meselesi, ileride kavgaya dönüşecek bir tohum taşır.

 

Aynı şekilde ortakların eşlerini, çocuklarını ve akrabalarını şirketten kayıran uygulamalar da zamanla diğer ortakları zehirler. Aile şirketinde kayırmacılık, şirket içinde adalet duygusunu tahrip eder ve en yetenekli çalışanları iter.

 

Kardeş ortaklıklarında adalet, her konuda “birebir eşitlik” demek değildir. En büyük huzursuzluklar, şirkette gecesini gündüzüne katan çalışan kardeş ile operasyonda yer almayan veya daha az yük taşıyan kardeşin aynı parayı kazanmasıyla başlar.

 

Bu adaletsizlik hissini ve biriken içten içe öfke duygusunu önlemenin tek yolu, iki farklı gelir türünü birbirinden net bir şekilde ayırmaktır:

·         Yönetici Maaşı (İcra Geliri): Şirkette aktif olarak çalışan, sorumluluk üstlenen ve mesai harcayan kardeş; yürüttüğü görevin (örneğin Satış Direktörü veya Genel Müdür) piyasadaki emsali ve değeri neyse o yönetici maaşını almalıdır. Bu para emek ve sorumluluğun karşılığıdır.

·         Hissedar Kâr Payı (Temettü): Şirketin yıl sonunda elde ettiği net kârdan dağıtılacak tutar ise, şirkette çalışsın ya da çalışmasın tüm kardeşlere hisse oranları nispetinde eşit ve şeffaf olarak dağıtılır. Bu da sermayenin ve mülkiyetin karşılığıdır.

 

Çalışan kardeş ile çalışmayan kardeşi aynı maaşa bağlamak veya çalışan kardeşin emeğini yok sayıp sadece kâr payına mahkûm etmek, ortaklığın altına koyulmuş bir dinamittir. Emeğin karşılığı maaşla, mülkiyetin karşılığı kâr payıyla ödendiğinde ise masadaki adalet duygusu tam olarak sağlanmış olur.

 

Ortakların Eşleri: Birleştirici mi, Bölücü mü?

Kardeş ortaklıklarında eşlerin rolü çoğu zaman göz ardı edilir. Oysaki pek çok ortaklık krizi, toplantı salonunda değil evlerde başlar. Evinde kocasından şikâyet duyan bir eş, zamanla o şikâyetin büyütücüsüne dönüşebilir.

 

Eşlerin ortaklığı anlaması, şirketin nasıl çalıştığını bilmesi ve ortak gelecek için ortak bir perspektif geliştirmesi gerekir. Bu yüzden yılda bir defa yapılmasını önerdiğim Aile Meclisi toplantılarına eşlerin de dahil edilmesi, onlara şirket hakkında düzenli bilgi verilmesi önemlidir.

 

Ama şunu da açıkça söyleyelim: eşlerin ortaklar arasındaki gerginlikleri körüklemesi, kıskançlıkları büyütmesi, gruplar oluşturması aile şirketleri için büyük tehlikedir. Şirketten beslenen aile, şirketi koruyan aile olmalıdır. Şirketi zayıflatan eş, uzun vadede kendi ailesini de zayıflatır.

 

Konuşulmayan Sorunlar Büyür

Kardeş ortaklıklarında gördüğüm en yaygın hatalardan biri şudur: sorun var, herkes biliyor, ama kimse konuşmuyor. “Konuşsam kırgınlık olur”, “konuşsam gerginlik çıkar”, “zaten bir şey değişmez” diye sorunlar yutulur. Yutulur ama sindirilmez. İçte birikir. Ve bir gün, küçük bir kıvılcımla büyük bir yangına dönüşür.

 

Konuşulması zor olan şeyleri konuşmak için doğru zamanı ve ortamı arayın. Sabırsız olmayın. Ama ertelemeyin de. Çünkü ertelenen sorunlar çözülmez, sadece derinleşir.

 

Ortaklar arasında düzenli baş başa görüşmeler yapın. Sadece iş konuşmayın. Nasıl hissettiklerini, ne beklediklerini, ne kadar yorulduklarını konuşun. İnsan ilişkisi, iş ilişkisinin temelidir. Temel sağlamsa, üstünde ne inşa ederseniz durur.

 

Anlaşamadığınızda Ne Yapmalısınız?

Her ortaklıkta anlaşmazlık çıkar. Bu normaldir. Önemli olan anlaşmazlığı nasıl yönettiğinizdir.

·         Anlaşmazlık anında şunu yapmayın: yüksek sesle, sinirle konuşmak. Diğer ortakları kendi tarafınıza çekmeye çalışmak. “Ben çekiliyorum” tehdidi savurmak. Konuyu şirket dışına, aile çevresine taşımak.

·         Bunun yerine şunu yapın: “Bu konuyu bugün değil, birkaç gün sonra tekrar konuşalım” deyin ve o süre içinde kendinizi sakinleştirin. Anlaşamadığınız ortağınızla başka konularda iletişimi kesmeyin, olgunluğunuzu sergileyin. Gerekiyorsa bir arabulucu, bir danışman ya da saygın bir aile büyüğü desteği isteyin.

 

Anlaşmazlığı çözmeden bırakmayın. Çözülmemiş anlaşmazlıklar aile şirketlerinde birikim yapar ve bir süre sonra artık tek bir sorun değil, yılların birikimi vardır karşınızda.

 

Kardeş Ortaklığı Sonsuza Kadar Sürmek Zorunda mıdır?

Hayır, zorunda değildir.

 

Aile şirketlerinde yapılan en büyük yanılgılardan biri, ortaklığı bir “kader” gibi görmek ve ne pahasına olursa olsun sonsuza kadar sürdürmek gerektiğine inanmaktır. Oysaki tüm diyalog kanalları denendiğinde, danışman ve uzman destekleri alındığı halde vizyonlar, değerler veya hedefler tamamen ayrışmışsa, ortaklığı zorla sürdürmek şirkete de aileye de zarar verir.

 

Kilitlenmiş bir kardeş ortaklığında en olgun ve cesur adım, medeni bir Çıkış Mekanizması (Ayrılma Stratejisi) kurgulayabilmektir.

 

Bu ayrılış birkaç farklı yolla gerçekleşebilir:

·         Hisse Devri: Ortaklardan birinin, bağımsız ve adil bir değerleme ile belirlenen şirket hisselerini diğer kardeşe (veya şirket kasasına) satarak ayrılması.

·         İşlerin Ayrılması: Şirketin varlıklarının, grup şirketlerinin veya iş kollarının adil bir şekilde bölünerek her kardeşin kendi bağımsız işinin başına geçmesi.

 

Unutmayın; ortaklığı bitirmek, kardeşliği bitirmek anlamına gelmez. Aksine, zamanında ve adil bir şekilde yapılan bir iş ayrılığı, tahrip olmak üzere olan kardeşlik bağını ve aile huzurunu kurtarır. Kardeş kalarak ortaklığı bitirmek, düşman olarak aynı masada oturmaya devam etmekten bin kat daha hayırlıdır.

 

Ortak Olmak Bir Kader Değil, Bir Tercihtir

Kardeşler çoğu zaman “zaten ortağız, ne yapalım” diye düşünür. Ortaklığı bir kader gibi yaşarlar. Oysaki ortaklık, her gün yeniden seçilen bir tercihtir. Her gün “bu ortaklığı sürdürmek istiyorum” diye karar vermek gerekir. Ve bu kararı somutlaştırmak için her gün küçük ama anlamlı davranışlar sergilemek gerekir.

 

Güven inşa etmek, şeffaf olmak, istişare etmek, hak ettiğinde özür dilemek, küçük kazanımları birlikte kutlamak… Bunlar küçük görünür ama ortaklığın tutkalıdır.

 

Kardeş ortaklığı zordur. Ama doğru davranışlarla hem şirketi hem aileyi ayakta tutmak mümkündür. Bunun için akıllı olmak yetmez; olgun olmak gerekir.

 

Ve olgunluk, yaşla değil; “ben” yerine “biz” diyebilmekle ölçülür.

 

24 Mayıs 2023 Çarşamba

Veliaht Devir Gününe Nasıl Hazırlanmalı?

 

Aile şirketinde büyüdünüz. Babanızın, amcanızın, ailenizin kurduğu bu şirkette çocukluğunuzdan beri bir şeyler gördünüz, bir şeyler duydunuz. Belki küçükken fabrikayı merakla gezdiniz, belki toplantılarda bir köşede oturdunuz, belki yemek masasında iş konuşmalarını dinlediniz. Sonra büyüdünüz, şirkete girdiniz. Bir gün bu işin sizin olacağını biliyorsunuz. Ya da en azından öyle söyleniyor.

 

Peki o “bir gün” için gerçekten hazır mısınız?

 

Devir günü çoğu veliaht için sürpriz değildir. Ama hazırlıksız yakalanmak için son derece elverişlidir. Çünkü şirkete erken yaşta girip işi öğrendim zannedenler, aslında işin yalnızca bir kısmını öğrenmiş olabilirler. Yöneticilik başka şeydir, sahiplik başka. İkincisi çok daha ağırdır.

 

Bu makaleyi, o ağırlığa hazırlanmak isteyenler için yazdım.

 

1. Önce Şunu Sorun: Ben Neden Buradayım?

Aile şirketinde çalışmanızın gerçek sebebini kendinize dürüstçe sormalısınız. Çünkü bu sorunun cevabı, bundan sonraki her adımınızı şekillendirir.

 

Baskıdan mı girdiniz? Başka seçeneğiniz olmadığını düşündüğünüz için mi? Babamı kıramam diye mi? Yoksa gerçekten istediğiniz için mi?

 

Bunu neden soruyorum? Çünkü mecburiyetle gelen veliaht, yıllar geçtikçe içten içe kanar. Kariyer değil, hapis gibi hisseder. Ve bu his er ya da geç dışarı çıkar; ya ilgisizlik olarak, ya huzursuzluk olarak, ya da bir gün kapıyı çarparak gitmek olarak.

 

Eğer gerçekten bu işi seçtiyseniz, iyi. O zaman devam edin, hazırlanın.

 

Eğer mecburiyetten geldiyseniz, önce bunu kendinize kabul edin. Sonra şu soruyu sorun: “Bu işi sevmek için ne gerekiyor?” Bazen sevgi, tanıdıkça gelir. Bazen gelmez. Ama her iki durumda da dürüst olmak, zamanla size çok şey kazandırır.

 

Bir not: kız evlat olarak bu soruyla yüzleşmek daha da zorlu olabilir. Aile beklentileri, toplumsal baskı ve “zaten evlenip gidecek” algısı bir arada gelir. Bu zorluk gerçektir. Ama sorunun kendisi aynıdır: bu işi gerçekten istiyor musunuz? Cevap “evet” ise, hazırlanma süreci sizin için de aynı ciddiyeti hak ediyor.

 

 

2. İşi Gerçekten Öğrenin

Birçok veliaht şirkete girer, birkaç yılda departmanlarda dolaşır ve kendini “işi bilen” zanneder. Oysaki aile şirketinde büyümek, işi bilmek değildir. İşi sahiplenmek çok daha fazlasını gerektirir.

 

Tüm Departmanları İçeriden Görün

Sadece ziyaret etmeyin, oturun. Satın alma masasında en az üç ay geçirin. Üretim hattında bir gün değil, bir ay çalışın. Müşteri ziyaretlerine çıkın. Tedarikçi görüşmelerine girin. Şikâyetleri bizzat dinleyin. Bu rotasyon sizi yoracak ama hiçbir eğitim bu deneyimin yerini alamaz.

 

Sahaya İnin

Şirketteki en kıdemli çalışanlarla zaman geçirin. Onlar babanızdan belki daha çok şey bilir; şirketin tarihini, müşterilerin alışkanlıklarını, hangi krizden nasıl çıkıldığını. Bu insanlara saygıyla yaklaşın. Sorular sorun. Dinleyin. “Patronun oğluyum” havasıyla değil, öğrenci gibi davranın. Onlar size yıllarca verilen en değerli eğitimi ücretsiz sunarlar.

 

Şirketin Rakamlarını Gerçekten Öğrenin

Bilançoyu okuyamazsanız, şirketi yönetemezsiniz. Bu cümle basit görünür ama uygulamada pek çok veliahtın en büyük zafiyeti tam da burasıdır. Yıllarca şirkette çalışmış, her toplantıya girmiş, her kararın yanında bulunmuş veliahtlar bile finansal tabloları gerçekten okuyamayabiliyor. Çünkü kimse onlara sormadı, onlar da sormadı.

 

Gelir tablosunu, nakit akışını, brüt marjı, FAVÖK'ü anlayın. Bunların ne anlama geldiğini değil, sizin şirketinizde ne anlama geldiğini öğrenin. Brüt marjınız sektör ortalamasının nerede? Nakit döngünüz kaç gün? Stoklarınız ne kadar süre bekliyor? Alacaklarınızı kaç günde tahsil ediyorsunuz?

 

Rakamlar sizi sıkıyorsa bu sıkıntıyı yenin. Çünkü devralacağınız şeyin gerçek tablosunu rakamlar söyler. Ve o tabloyu okuyamayan biri, şirketi yönettiğini değil şirket tarafından yönetildiğini fark edemez.

 

Bir adım daha: şirketin rakamlarını öğrenmek yetmez, şirketin gerçek rakamlarını öğrenin. Resmi tablolarla fiili durumun ne kadar örtüştüğünü sorgulayın. Bu soruyu sormak size zor gelebilir; ama devralmadan önce bilmeniz gereken en önemli şeylerden biridir.

 

Dış Dünyaya da Bakın

Sektörünüzü takip edin. Rakiplerinizi yakından izleyin. Müşterilerinizin dünyasını anlayın. Kim ne yapıyor, neden bazıları büyüyor, neden bazıları küçülüyor? Bu soruların cevaplarını kendiniz arayın.

 

Şirket içinde kalıp yalnızca iç dünyayı öğrenen veliaht, bir süre sonra penceresiz bir odada yaşayan biri gibi olur.

 

Başka Şirketlerde Çalışın

Mümkünse aile şirketine girmeden önce başka bir kurumsal firmada en az iki-üç yıl kendi çabanızla çalışın, terfi alın, patronunuzdan fırça yiyin. Başkasının yanında pişmeyen veliaht, kendi şirketinde ne kadar piştiğini asla ölçemez. Dış deneyim yalnızca CV'ye bir satır eklemez; size karşılaştırma yeteneği kazandırır. “Biz hep böyle yaptık” cümlesinin doğru mu yanlış mı olduğunu ancak başka bir yerde çalışmış biri ayırt edebilir.

 

3. Kendinizi Geliştirin

Pek çok veliaht şirkete o kadar gömülür ki kendini geliştirmeyi unutur. Şirket büyür ama veliaht büyümez. Ve o veliaht bir gün şirketi devraldığında, şirket onu aşmış olur.

 

Okuyun ve Öğrenmeyi Sürdürün

Her ay en az bir kitap. Yalnızca işle ilgili değil; psikoloji, tarih, biyografi, strateji. Okuyan insan farklı düşünür. Ama şunu eklemek isterim: aile şirketleri üzerine yazılmış kaynaklara özellikle zaman ayırın. Bu alanda üretilmiş akademik çalışmalar, vaka analizleri ve deneyim kitapları vardır. Kendi şirketinizde yaşadıklarınızı başkalarının deneyimleriyle karşılaştırmak, hem kendinizi hem süreçleri daha iyi anlamanızı sağlar.

 

MBA düşünün; yöneticilik programlarına katılın. Yurt dışında bir programa gidin, farklı kültürlerden iş insanlarıyla tanışın. Sektörünüzle ilgili sertifikalar alın. Bu yatırımın geri dönüşü, harcadığınızdan çok daha büyük olacaktır.

 

Dil Öğrenin

Türkçe yetmez. En az bir yabancı dil, tercihen iki. Şirketinizin bugün yurt dışı müşterisi olmasa bile yarın olabilir. Yabancı dil bilmek, dünyayı daha geniş okumak demektir. Rakiplerinizin yabancı kaynaklarda ne yaptığını takip edebilmek, sektörünüzdeki küresel trendleri doğrudan birincil kaynaklardan okuyabilmek başlı başına büyük bir rekabet avantajıdır.

 

Dijital Yetkinlik Edinin

Bu maddeyi ayrıca yazmak zorundayım çünkü veliahtların en çok göz ardı ettiği konu budur.

 

Dijital yetkinlik, sosyal medyayı kullanmak değildir. Şirketin verilerini okuyabilmek, ERP ve CRM sistemlerini anlamak, dijital satış kanallarının mantığını kavramak, müşteri davranışlarını veriyle analiz edebilmek demektir. Hatta hayatımıza yeni giren yapay zekâyı şimdiden tüm boyutlarıyla anlamaya çalışın, iş hayatında nasıl kullanılabileceğini öğrenin, aile şirketinize katkısı olup olmayacağını araştırın.

 

Birinci nesil dijital dönüşüme çoğunlukla direnir. Bu direncin nedenlerini anlayabilir, ama aşması gereken kişi sizsiniz. Şirketi devralacağınızda, dijital dönüşümü “bir gün yapacağız” kümesinden “bugün yönetiyoruz” kümesine taşımak sizin sorumluluğunuzda olacak. Hazırlıksız yakalanmayın.

 

Koç veya Mentör Edinin

Bir aile büyüğü değil, dışarıdan biri. Sizi tanımayan, size akraba olmayan, doğruyu söylemekten çekinmeyecek biri. Bu kişi size ayna tutacak. Görmek istemediğiniz şeyleri gösterecek. Bu bazen acı verir ama büyütür.

 

Mentörünüzü seçerken dikkat edin: sizi onaylayan değil, sizi zorlayan biri olsun. Aile şirketlerinde büyüyen veliahtların etrafı çoğu zaman “patronun çocuğu” diye yaklaşan insanlarla doluyor. Gerçeği size söyleyecek birini bulmak ve o kişiyi tutmak, belki de yapacağınız en değerli yatırımdır.

 

Psikolojik Gelişiminizi İhmal Etmeyin

Aile şirketinde büyümek güzel olduğu kadar ağırdır da. Beklentilerin ağırlığı, karşılaştırmalar, “patronun oğlu” veya “patronun kızı” etiketi, veliaht olmayan kardeşlere ya da kuzenlere karşı duyulan suçluluk hissi, bunlar iz bırakır. Bu izleri fark etmek ve üzerinde çalışmak, hem iş hayatınızı hem özel hayatınızı olumlu etkiler. Gerekirse bir psikologla ya da iş koçuyla görüşmekten çekinmeyin.

 

Güçlü insan yardım istemekten çekinmez. Tam tersine, güçlü insan neye ihtiyacı olduğunu bilir ve onu arar.

 

4. Liderlik Rütbeyle Gelmez, Güvenle Gelir

Şirketi devraldığınızda herkes size “patron” diyecek. Ama lider olmanız için bu yetmez. Liderlik, sandalyenin değil davranışın ürünüdür. Ve o davranışın temeli şimdiden, devir günü gelmeden çok önce atılır.

 

İnsanları dinleyin. Gerçekten dinleyin. Yarım kulakla değil, cevabınızı hazırlarken değil, telefona bakarak değil. Dinleyen lider, konuşan liderden çok daha güçlüdür. Çünkü dinlemek, karşınızdakine “sen önemlisin” demektir. Ve önemsendiğini hisseden insan, size dürüstçe konuşur.

 

Empati kurun. Çalışanlarınızın hayatına, kaygılarına, beklentilerine ilgi gösterin. Onları sadece “kaynak” olarak görmeyin. Kim hangi zorluğu yaşıyor, kimin annesi hasta, kim evine uzak oturduğu için yoruluyor, bunları bilmek sizi uzaklaştırmaz, tam tersine size güven kazandırır.

Hata yaptığınızda kabul edin. Veliahtlar çok sık hata yapar ama az sıklıkla kabul eder. “Patronun oğluyum, yanılmam” havasına girmeyin. Hata yaptınız mı? Söyleyin. Özür dileyin. Bir daha yapmamak için ne yapacağınızı açıklayın. Bu davranış sizi küçültmez, büyütür.

 

Söz veriyorsanız tutun. Güven, söylenenle yapılan arasındaki tutarlılıktan doğar. Tutarsız biri güvenilir değildir. Güvenilmez biri lider olamaz.

 

Azarlamayın. Ne çalışanlarınızı ne kuzenlerinizi ne de ailenin diğer veliahtlarını. Azarlamak insanı sindirmez, kaçırır. Sizi sindirilen değil, sayılan biri yapın. Sayılan biri olmak; sesini yükseltmekle değil, tutumunu korumayla olur.

 

5. Birinci Nesille İlişkinizi Doğru Kurun

Bu kısım çok kritik. Çünkü pek çok veliaht ya aşırıya kaçar: ya birinci nesle körü körüne itaat eder ya da onlarla sürekli çatışır. İkisi de yanlıştır.

 

Birinci nesilden öğrenin. Onların her dediği doğru olmayabilir ama her söylediklerinde bir deneyim var. O deneyimi küçümsemeyin. Onlardan farklı düşündüğünüzde bunu saygıyla, gerekçeyle ve doğru zamanda söyleyin. Toplantı ortamında değil, baş başa bir anda.

 

Birinci nesli aşmaya çalışmayın. Zamanı geldiğinde zaten devir olacak. Aceleci davranmak, babanızın veya amcanızın koltuğunu erken almak istemek, hem sizi hem ilişkiyi hem de şirketi zehirler.

 

Ama şunu da bilin: Eğer yanlış gördüğünüz bir şey varsa, söylemeyip sineye çekmek sizi içten eritir. Söyleyin; ama zamanını, yerini ve üslubunu iyi seçin.

 

Ve bir şeyi hiç yapmayın: birinci nesilden edindiğiniz bilgiyi, onları küçük düşürmek ya da haklılığınızı kanıtlamak için kullanmayın. Şirketi birlikte devralacak olduğunuz gerçeği, o ilişkiyi korumanızı zorunlu kılar. O ilişki bir gün devrin önündeki en büyük kolaylaştırıcı ya da en büyük engel olacak.

 

6. Kuzenlerinizle İlişkinizi İhmal Etmeyin

Aile şirketinde en sık ihmal edilen şey budur. Herkes işe, rakamlara, müşterilere odaklanır. Kuzenlerle ilişki arka plana düşer.

 

Oysaki ilerleyen yıllarda şirketi birlikte yönetecek olanlar sizsiniz. Birinci nesil çekildiğinde, masanın etrafında sadece siz kalacaksınız. O masada nasıl konuştuğunuz, nasıl karar aldığınız, birbirinize nasıl davrandığınız, bunlar şimdiden şekilleniyor.

 

Kuzeninizin başarısını alkışlayın. Onun başarısı sizin başarınızdır, çünkü aynı şirketin hissedarlarısınız. Kuzeninizin zor anında yanında olun. Birbirinizi rakip değil, ortak olarak görün.

 

Dedikodu yapmayın. Ne birbirinizin arkasından ne de büyüklere birbiriniz hakkında. Duyulur. Ve güven, duyulunca geri gelmez.

 

Şunu da söyleyeyim: kuzenlerle ilişki, iş ortaklığı öncesi arkadaşlık zeminine ihtiyaç duyar. Yılda bir-iki sefer iş dışında bir araya gelin. Yemekte, tatilde, spora giderek. İş dışında birlikte geçirilen zaman, iş masasındaki gerginliği azaltır. Birlikte güldüğünüz an, birlikte anlaşamadığınız ana denk düştüğünde bir tampon görevi görür.

 

7. Kendi Finansal Hazırlığınızı Yapın

Bu bölümü eklemek zorundayım çünkü pek çok veliaht devir gününe şirketi öğrenerek hazırlanır; ama kendi finansal pozisyonunu hazırlamayı unutur. Oysa devir yalnızca bir unvan geçişi değildir; hukuki ve finansal açıdan da derin bir dönüşümdür.

 

Hisseyi nasıl devralacağınızı öğrenin. Hisse bağış yoluyla mı, satış yoluyla mı, miras yoluyla mı devredilecek? Her birinin farklı vergisel sonuçları var. Bu soruları erken sormak, hem sizi hem aileyi gereksiz maliyetlerden korur. Devir gerçekleşmeden önce bir vergi danışmanıyla veya avukatla bu tabloyu netleştirin.

 

Kişisel varlıklarınızı şirket varlıklarından ayırın. Pek çok veliaht devir öncesinde kendi finansal hayatını şirketten bağımsız olarak kurmamış olur. Kişisel bir birikimi, kişisel bir yatırımı, kişisel bir güvencesi yoktur. Şirket giderse her şey gider. Bu kırılganlığı fark edin ve erken önlem alın.

 

Evlendiyseniz ya da evlenmeyi düşünüyorsanız, evlilik sözleşmesi konusunu bir avukatla görüşün. Devralacağınız hisselerin boşanma durumunda nasıl ele alınacağı, hem sizi hem diğer hissedarları hem de şirketi doğrudan ilgilendirir. Bu konuşmayı yapmak güvensizlik değil, sorumluluktur.

 

Şirketin gerçek finansal sağlığını devralmadan önce bağımsız gözle değerlendirin. Babamın şirketi iyidir diye teslim almayın. Bağımsız bir mali müşavir ya da denetçi tutun. Bilançoyu, borç yapısını, müşteri konsantrasyonunu, olası riskleri bağımsız bir gözle inceleyin. Bu hem sizi korur hem de devir sonrasında sürprizlerle karşılaşmanızı önler.

 

8. Aileye de Yatırım Yapın, Dışarıda da Görünür Olun

 

Aileye Yatırım Yapın

Devir gününe hazırlanan veliaht yalnızca işi öğrenmeye odaklanır. Ama aile şirketinin iki ayağı vardır: şirket ve aile. Biri sakat olunca diğeri de zamanla tökezler.

 

Aile toplantılarına hazırlıklı gelin, katkıda bulunun. Aile anayasasını okuyun, içini anlayın. O belge bir kâğıt parçası değil, ailenin ortak aklının ürünüdür. Büyüklerinizle zaman geçirin; şirketin nasıl kurulduğunu, hangi krizlerden geçildiğini, hangi kararların nelere mal olduğunu öğrenin. Bu hikâyeler size hiçbir kitabın veremeyeceği bir birikim sunar.

 

Dışarıda da Görünür Olun

Şirketten ibaret bir veliaht, şirket olmadan var olamayan biridir. Bu kırılganlıktır, güç değil. Devir gününden önce kendi adınıza bir itibar inşa etmiş olmak, devirden sonra size çok şey kazandırır.

 

Sektörünüzdeki dernek ve platformlara katılın. Konferanslara gidin, fikirlerinizi paylaşın. Müşterilerinizin ve tedarikçilerinizin dünyasıyla bağ kurun. Şirketten bağımsız olarak sizinle iş yapmak isteyen insanlar olduğunda, devraldığınız şeyin değeri de artar. Çünkü yalnızca mirası değil, kendi katkınızı da o masaya getiriyorsunuz.

 

9. Sabırlı Olun — Ama Sabır Pasif Bir Bekleyiş Değildir

Devir günü bir anda gelmez. Ve gelmesi için acele edilmemelidir.

 

Birinci neslin koltuğu bırakması kolay değildir. O koltuğa yıllarını, enerjisini, kimliğini koymuştur. Şirket çoğu zaman onun en yakın ilişkisidir. Bir anda bırakmasını beklemek ne gerçekçidir ne de adil.

 

Ama şunu da söylemek gerekiyor: veliahtın sabrı pasif bir bekleyiş olmamalıdır. Bekleme sürecinde kendinizi geliştiriyorsanız, güven inşa ediyorsanız, şirkete katkı sunuyorsanız, bu sabır sizi güçlendirir. Ama bekleme sürecinde yalnızca mevcut durumu sürdürüyor, ne öğrenip ne de büyümüyorsanız, devir günü geldiğinde sizi hazırlıksız bulacaktır.

 

Bir soruyla yüzleşin: devir olmasaydı, bu şirkette çalışmaya devam eder miydiniz? Cevabınız evet ise, o enerjiyi şimdiden ortaya koyun. Cevabınız hayır ise, birinci nesille açık ve dürüst bir konuşma yapmak her iki taraf için de daha doğru olacaktır.

 

Ve bir olasılığa da hazırlıklı olun: devir planlanandan çok geç gelebilir. Birinci nesil sağlık sorunuyla karşılaşabilir. Piyasa koşulları devri zorlaştırabilir. Aile içinde beklenmedik bir anlaşmazlık çıkabilir. Bu senaryolara hazırlıklı olmak, o günler geldiğinde paniğe kapılmak yerine baş etmenizi sağlar.

 

Hazır olduğunuzda, o koltuk zaten size gelecektir. Almak için mücadele etmenize gerek kalmayacak. Ve şunu hiç unutmayın: devir günü bir bitiş değil, bir başlangıçtır. O gün için hazırlandığınız kadar, o günden sonrası için de hazırlanmanız gerekir.

 

Son Söz

Devir gününe hazırlanmak; bir unvanı beklemek değil, o unvanı hak etmek için çalışmaktır. Bu çalışma sabır ister, alçakgönüllülük ister, sürekli öğrenme ister.

 

Aile şirketleri dünyada binlerce yıllık bir gelenek taşır. En uzun yaşayanlar, en büyük olanlar değildir. En hazırlıklı olanlar, en birlikçi olanlar, her nesilde kendini yeniden kuranlar olmuştur.

 

Bu yazıda anlattıklarımın büyük bölümü zahmetlidir. İşi gerçekten öğrenmek zahmetlidir. Dışarıda çalışmak zahmetlidir. Psikolojik olarak büyümek zahmetlidir. Birinci nesille doğru ilişki kurmak zahmetlidir. Kendi finansal hazırlığınızı yapmak zahmetlidir.

 

Ama devralacağınız şirket de zahmetli bir mirası temsil ediyor. O emek size emanet. Ve emanete en büyük saygı, hazırlıklı olmaktır.

 

Siz de o geleneğin bir halkası olabilirsiniz. Yeter ki devir gününü beklerken kendinizi de geliştirmeyi unutmayın.

 

 

Veliahtlar İçin Yönetim Rehberi

  “Şirket bir gün size kalabilir. Ama yöneticilik size miras kalmaz.”   Aile şirketlerinde ikinci kuşağın önündeki en önemli sınav, şi...