Saat sabahın dördü. Telefonunuz çalıyor. Fabrikanızda yangın
çıkmış. Ya da sosyal medyada şirketinizin adı viral olmuş (ama iyi bir haberle
değil). Ya da ortaklarınızdan biri, sizinle hiçbir şey paylaşmadan şirketin en
büyük müşterisiyle anlaşmazlığa düşmüş. Belki de beklenmedik bir ekonomik şok,
sipariş defterinizin yarısını bir gecede silip götürmüş.
Böyle anlar gelir. Herkese gelir. Krizler herkese, her
şirkete uğrar. Medyada, sektörel yayınlarda şirketlerin başına gelen krizleri
görüyorsunuz. Benim başıma gelir mi diye düşünmeyin, gelince ne yapacağım diye
düşünün.
Dünyada ve Türkiye”de iş hayatını yakından izleyenlerin
ortak gözlemi şudur: krizden yıkılan şirketlerin büyük çoğunluğu, krizin
kendisinden değil hazırlıksızlıktan yıkılır. Paniğin yerini plan alsaydı,
sessizliğin yerini iletişim alsaydı, o anlık tepkinin yerini önceden düşünülmüş
bir cevap/çözüm alsaydı, pek çok şirket bugün hâlâ ayakta olacaktı.
Krizinizin ne zaman ve ne şekilde geleceğini bilemezsiniz.
Ama hazır olmayı seçebilirsiniz.
Bu makalemde kriz yönetimi enine boyuna ele alacağı ve aile
şirketlerine özel krizlere de değineceğim. Sabırla ve inatla sonuna kadar
okuyun lütfen. Vakti olmayanlar için buraya bir video koydum.
Kriz nedir?
Kriz kelimesi dilimize Yunanca “krisis”ten gelir.
Anlamı: karar anıdır. Bu etimoloji son derece öğreticidir. Kriz bir felaketten
çok, bir karar anıdır. O anda ne yaptığınız, ya da yapmadığınız, krizden nasıl
ve ne kadar etkileneceğinizi belirler.
Kurumsal kriz; bir şirketin, kurumun ya da ailenin normal
işleyişini sekteye uğratan, acil karar ve müdahale gerektiren, sonuçları
öngörülemeyen ve kontrol altına alınmazsa kalıcı zarara yol açan beklenmedik
olay ya da süreçler bütünüdür.
Krizler üç temel unsuru bir arada barındırır: tehdit, zaman
baskısı ve belirsizlik. Bu üçü bir araya geldiğinde insan beyni doğal olarak
“donma” ya da “kaçma” moduna geçer. İş dünyasındaki karşılığı şudur: ya sessiz
kalırsınız (ki bu da bir karar ve çoğunlukla yanlış olanıdır) ya da aceleci,
panikle alınmış adımlar atarsınız. Her ikisi de krizi büyütür.
Onlarca şirketle yaptığım çalışmalarda gördüğüm en yaygın ve
en tehlikeli tutum şudur: “Bu tür krizler büyük şirketlerin ya da kötü
yönetilen şirketlerin başına gelir. Biz iyi çalışıyoruz, bizim başımıza
gelmez.” Bu inanç yanlış olmakla
kalmaz, aktif bir risk yaratır. Çünkü bu zihniyette olan şirketler hazırlık
yapmaz. Kötü senaryolar düşünmez. Tatbikat yapmaz. En nihayetinde kriz
geldiğinde tamamen hazırlıksız yakalanırlar.
Krizlerin Şiddet Seviyeleri: Her Kriz Üst Yönetimin İşi
Değildir
Bu noktada kritik bir ayrımı netleştirmek gerekir. İş
dünyasında her gün küçük krizler yaşanır. Bir makine arızası, bir tedarikçi
gecikmesi, bir çalışan şikayeti… vb. Bunlar bölüm müdürlerinin çözebileceği,
çözmeleri gereken sorunlardır. Üst yönetimin her küçük aksaklığa koşması hem
zamanı çalar hem de orta kademeyi işlevsiz kılar.
Bununla birlikte, küçük krizler iyi yönetilmezse
büyüyebilir. Kronikleşen küçük sorunlar zaman içinde orta ve büyük ölçekli
krizlere dönüşebilir. Bu nedenle kriz yönetimi sadece üst yönetimin değil, tüm
kademelerin öğrenmesi gereken bir yetkinliktir.
Üst yönetim ve ortakların doğrudan müdahil olması gereken
krizler şunlardır: şirketin para, itibar, üretim, can ve mal kaybına neden
olabilecek her türlü orta ve büyük şiddetli olay.
Risklerinizi samimi bir şekilde ortaya koyun.
Kriz yönetiminin en değerli adımı, krizin gelmesinden önce
atılan adımdır. Buna risk analizi diyoruz. Risk analizi, şirketlerin en
çok ertelediği, en çok görmezden geldiği çalışmadır. Yaptıklarında da “kötüyü
çağırmamak” adına pek çok riski ağızlarına almazlar, gündeme getirmezler.
Neden ertelenir? Çünkü kötü şeyleri düşünmek
psikolojik olarak rahatsız edicidir. Ayrıca “zaten işimiz çok, buna zaman
yok” anlayışı egemendir. Bir de nedense kriz başkalarına yakıştırılır, “bizi
vurmaz, teğet geçer” diye düşünülür.
Oysa risk analizi, kötümserlik değil gerçekçiliktir. Yatırım
yapmadan önce fizibilite yaparsınız. İşe almadan önce mülakat yapar,
referansları sorgularsınız. Tatile çıkmadan önce götürülecekler listesi
yaparsınız. Karar almadan önce SWOT analizi çıkarırsınız. Bakımdan sonra
kontrol listesini doldurursunuz. Risk analizi de bunlardan farklı değildir. İlerlemeden
önce neyin yanlış gidebileceğini düşünmektir.
Kurumsal riskler temelde on iki ana kategoride toplanır:
·
Fiziksel ve çevresel riskler: Deprem,
yangın, sel, kimyasal kaza, altyapı çöküşü
·
İş sağlığı ve güvenliği riskleri: İş
kazası, toplu zehirlenme, meslek hastalığı, pandemi
·
Ürün ve hizmet güvenliği riskleri: Ürün
geri çağırma, kalite skandalı, sertifika iptali
·
İş gücü ve endüstriyel ilişki riskleri:
Grev, anahtar personel kaybı, sabotaj
·
Hukuki ve adli riskler: Savcılık
soruşturması, yanlış vergi beyanları, kayyum, rekabet ihlali
·
Finansal riskler: Nakit krizi, kur şoku,
finansal suistimal, grup içi bulaşma
·
İtibar ve iletişim riskleri: Sosyal medya
linçi, yönetici açıklaması krizi, etik ifşa
·
Teknoloji ve veri riskleri: Siber
saldırı, fidye yazılımı, veri sızıntısı, “deepfake”
·
Operasyonel ve tedarik zinciri riskleri:
Tedarikçi iflası, enerji kesintisi, mühürlenme
·
Stratejik ve yönetimsel riskler: Yanlış
yatırım, liderlik boşluğu, stratejik körlük
·
Tehditvari riskler: Darbe, savaş, şantaj,
eski çalışanın rakip kurması
·
Ailevi riskler (aile şirketlerine özel):
Hissedar vefatı, aile içi rekabet, sorunlu boşanma, veliaht krizi
Bu listeye bakıp “hepsi şirketlerin başına geliyor mu?”
diye sorabilirsiniz. Evet, hepsi değil ama her kategoriden en az biri gelir. Bazı
riskler (olası krizler) sizin için uçuk olabilir, bu yüzden gündeminize sokmaya
gerek duymayabilirsiniz. Sadece en olası riskler değil, en yıkıcı riskler de
düşünülmelidir.
Hangi olası krize ne kadar hazırlanmalısınız?
Tüm riskleri eşit kaynaklarla yönetemezsiniz. Bunun için Olasılık-Etki
Matrisi kullanılır. Her risk için iki soru sorulur: “Bu ne kadar olası?”
ve “Gerçekleşirse etkisi ne kadar büyük?”
·
Yüksek olasılık + yüksek etki: acil eylem
gerektiren risklerdir.
·
Düşük olasılık + yüksek etki: mutlaka
planlanması gereken ama günlük önlem gerektirmeyen risklerdir. (“Bizim
başımıza gelmez” denilen riskler genellikle bu kategoride bulunur ve tam da
bu yüzden hazırlıksız yakalanılır.)
Kriz yönetiminde en kârlı yatırım, önleyici tedbirlerdir.
Yangını söndürmek için harcanan kaynak, yangını önlemek için harcananın misli katları
kadar pahalıdır. Üstelik bazı yangınlar hiç söndürülemez, sadece verdiği hasar
azaltılabilir.
Peki önleyici tedbirler nelerdir?
1.
KRİZ KOMİTESİ KURUN (Ama Kriz Gelmeden
Önce): Her kriz senaryosunda ilk 24 saatte toplanacak, karar verecek ve
iletişimi yönetecek daimi bir komite olmalıdır. Bu komitenin üyeleri, rolleri,
yetki eşikleri ve haberleşme kanalları kriz gelmeden belirlenmiş olmalıdır.
Kriz anında “şimdi kimi arayalım, kim karar verecek, kimin yetkisi var?”
soruları sormak en pahalı zaman kaybıdır. Kriz komitesi bu soruların cevabını
önceden verir.
a.
Kriz komitesini topladınız, eylem planı masada.
Peki ya masanın başındaki kişinin, yani sizin durumunuz ne? Kriz anlarında en
hızlı yayılan ve en bulaşıcı olan duygu paniktir. Bir lider odaya telaşlı,
öfkeli, suçlu arayan veya ne yapacağını bilmez halde girdiğinde, o duygu
saniyeler içinde tüm ekibe sirayet eder. Paniğin olduğu yerde analitik zeka
devre dışı kalır. Bu yüzden kriz yönetiminin “sıfırıncı” adımı, liderin kendi
stresini yönetmesidir. Derin bir nefes almak, gerekirse ekibin karşısına
çıkmadan önce beş dakika yalnız kalarak kişisel duyguları (korku, itibar
kaybetme endişesi, öfke) kapının dışında bırakmak şarttır. Unutmayın; kriz
anında ekibiniz sadece şirketin durumuna değil, en çok sizin gözünüzün içine
bakarak reaksiyon gösterecektir. Kaptanın sakinliği, geminin su almadığının en
büyük ispatıdır.
2.
FİNANSAL TAMPON OLUŞTURUN: En sık gelen
kriz türlerinden biri finansal krizdir ve bu krizin çoğu zaman tek bir çözümü
vardır: nakit. Nakit yoksa seçenekler hızla daralır, baskı altında kötü
kararlar alınır.
a.
Minimum standart: en az 3 aylık operasyonel
gideri karşılayan likit nakit rezervi. Bunun yanı sıra, henüz kullanılmamış bir
standby kredi limiti. Kriz anında kredi başvurusu yapmak hem zaman alır hem de
tam da kötü zamanda yapıldığından zor onay alır. Limit önceden açık olmalıdır.
3.
SİGORTA YAPTIRIN: Pek çok şirkette
sigortalar vardır. Ama yenileme değeri üzerinden mi yoksa defter değeri
üzerinden mi alınmıştır? İş durması teminatı var mıdır? Yangın olduğunda
fabrikayı yeniden inşa etmek için değil, bugünkü piyasa değerinde sigortalı
mısınız? Çalışılamayan günlerin zararını telefi ettiniz mi? Sigortalar en az
yılda bir gözden geçirilmelidir. Özellikle büyüyen, fabrika ekleyen, cirosu
değişen şirketlerde poliçe değeri güncellenmelidir.
4.
KRİTİK BİLGİYİ YEDEKLEYİN: Kriz anında “bilgi
tekeli” şirketi çökertebilir. Tek kişinin bildiği üretim formülasyonu, tek
kişinin rehberine kayıtlı tedarikçi listesi, tek kişinin elinde olan müşteri
ilişkisi, sadece bir kişinin yönettiği banka süreçleri… Bu kişiler hastalandığında,
vefat ettiğinde ya da ayrıldığında şirket ne yapacak? Kritik proses bilgisi,
müşteri ilişkileri, finansal şifreler ve yasal belgeler en az iki farklı kişi
tarafından bilinmeli ve güvenli bir ortamda belgelenmelidir.
5.
TATBİKAT YAPIN: Deprem tatbikatını
ciddiye almayan fabrika, gerçek depremde nasıl hareket edeceğini bilmez. Aynı
mantık tüm kriz planları için geçerlidir. Plan kağıtta var ama uygulamada test
edilmemişse, kriz anında işe yaramaz. Yılda en az bir kez temel senaryolar için
tatbikat yapın. “Bugün çok büyük bir siber saldırı geldi ve ERP sistemimiz
çöktü. Ne yapıyoruz?” sorusunu ekibinizle oturup cevaplayın. Cevaplar sizi
şaşırtacak.
Kriz Geldiğinde
Kriz araştırmacıları, krizlerin büyük çoğunluğunda sonucu
belirleyen dönemin ilk 24 saat olduğu konusunda hemfikirdir. Bu sürede
atılan adımlar ya krizi kontrol altına alır ya da kontrolden çıkmasına zemin
hazırlar.
İlk 24 saatte yapılması gereken şey şaşırtıcı derecede
basittir. Ama panik halinde bu basit şeyler yapılamaz. Bu yüzden hazırlık
kritiktir. İşte atmanız gereken adımlar;
1.
DURUMU TEYİT ET: Krizi öğrendiğiniz ilk
anda tek bir şey yapın: durumu teyit edin. Sosyal medyada bir söylenti mi,
gerçek bir olay mı? Tek bir müşterinin şikayeti mi, sistemik bir sorun mu?
Küçük bir bölüm sorunu mu, fabrika genelini etkileyen bir kriz mi? Teyit
etmeden hareket etmek, doğru olmayan bir yangın alarmına itfaiyeyi çağırmak
kadar zararlıdır. Hem kaynakları boşa harcar hem de sizi sürece dahil eder. Ama
teyit etmeden beklemek de tehlikelidir. Denge şudur: teyit ederken de haberdar
olma sürecini başlatın.
2.
KRİZ KOMİTESİNİ TOPLA: Kriz komitesinin
bir üyesi değil, tamamı toplanmalıdır. Ve ilk toplantının gündeminde tek bir
soru var: “Elimizdeki bilgilerle şu an ne yapmalıyız?” Bu toplantıda
panik değil protokol egemen olmalıdır.
a.
Kriz komitesindeki herkesin görevi bellidir.
Finans: nakit ve kaynaklar. Operasyon: üretim ve tesis durumu. İletişim: kime
ne söylenecek. Hukuk: yasal yükümlülükler ne zaman devreye giriyor. Bu dört
eksen ilk toplantıda netleştirilmelidir.
b.
Komiteye işin uzmanı/paydaşı olan çalışanları ve
veya danışmanları da davet edebilirsiniz. Veya benzer krizi deneyimlemiş
kişileri de davet edebilirsiniz.
3.
ÖNCE CAN GÜVENLİĞİ: Bu basit görünür ama
uygulamada şaşırtıcı biçimde ihlal edilir. Yangın olduğunda bazı yöneticilerin
ilk tepkisi makineleri kurtarmaya çalışmaktır. Kimyasal sızıntıda bazı
çalışanlar neden tahliye edildiğini anlamadan fabrikaya geri döner. Can
güvenliği her zaman ve her koşulda ilk önceliktir. Makine yenilenir. İnsan
yenilenmez.
4.
MÜŞTERİLERİ SİZ ARAYIN (Medyadan
Öğrenmesinler): Bu madde en çok ihmal edilen ama en çok değer taşıyan adımdır.
Büyük müşterileriniz, kritik tedarikçileriniz, bankalarınız ve diğer önemli
sosyal paydaşlarınız. Bir kriz yaşandığında bu paydaşlar krizi sizden değil
başka kanallardan öğrenirse güven kırılır. Ve güven bir kez kırıldığında
yeniden inşası yıllarca sürer.
a.
İlk 4 saatte büyük müşterilerinizi arayın. Tam
resmi henüz bilmiyor olabilirsiniz, bu normaldir. “Elimizde şu an şu bilgi
var, 12 saat içinde sizi tekrar arayacağım” mesajı bile yeterlidir. Önemli
olan: yaşadığınız krizin haberini siziz veriyor olmanızdır.
5.
ÇALIŞANLARI UNUTMAYIN (Dışarıya Açılmadan
Önce İçeriye Konuşun): Kriz iletişiminde en sık yapılan ölümcül hata, sadece
dışarıya (müşteriye, basına, ortaklara) odaklanıp içeriyi, yani çalışanları
unutmaktır. Bir yangını, büyük bir müşteri kaybını veya bir siber saldırıyı
dışarıdan, sosyal medyadan ya da dedikodu çarklarından öğrenen çalışanın
şirkete güveni sıfırlanır. Dahası, bilgi boşluğu dedikoduyla dolar. Dışarıya
resmi bir açıklama yapmadan hemen önce (veya eş zamanlı olarak), tüm
çalışanlara şeffaf ve sade bir dille “Durum budur, şirketimiz konunun
üzerindedir, şu adımları atıyoruz” mesajı verilmelidir. Çalışanınız yolda
veya telefonda dışarıdan gelen bir soruya “Benim haberim yok” demek
yerine, “Yönetimimiz konuyu şeffaflıkla takip ediyor” diyebilmelidir.
Çalışanlarınız kriz anında en önemli marka elçilerinizdir; onları cephaneliğe
silahsız göndermeyin."
Not: Geçmişte gazetecilerin haberi basması veya bir
söylentinin yayılması saatler, hatta günler sürerdi. Klasik “ilk 24 saat”
kuralı buradan gelir. Ancak bugün sosyal medyada atılan bir iftira, hatalı bir
müşteri videosu veya bir linç kampanyası dakikalar içinde milyonlara ulaşır.
Dijital krizlerde 24 saatiniz yoktur; İlk 1 saat kuralı geçerlidir.
Asılsız bir iddia dijitalde alevlendiğinde, kapsamlı ve nihai bir açıklama
hazırlamak için saatlerce bekleyemezsiniz. “İddiaların farkındayız, konuyu
tüm ciddiyetimizle araştırıyoruz, en kısa sürede şeffaf bir bilgilendirme
yapacağız” şeklindeki anında atılacak bir ilk mesaj, dijital yangının
üzerine atılan ilk battaniyedir. Aksi takdirde, sessiz kaldığınız her dakika,
şirketinizin hikayesini sizin yerinize başkaları (çoğunlukla da en acımasız
şekilde) yazar.
Kriz iletişimi, krizin kendisi kadar belirleyicidir. Bazı
şirketler krizin etkisinden değil, kriz dönemindeki iletişim hatalarından
yıkılır.
Kriz İletişiminin Altın Kuralları
·
TEK SÖZCÜ: Kriz döneminde tüm dış
iletişim tek kişi üzerinden yürütülmelidir. Farklı yöneticilerin farklı
açıklamaları kaos yaratır ve medyanın en sevdiği malzemedir.
·
ŞEFFAFLIK: “Bilmiyoruz, araştırıyoruz”
dürüst bir cevaptır. Sessizlik ise sessiz onay olarak algılanır. Bilmediğinizi
söylemek, yanlış bir şey söylemekten iyidir.
·
GERÇEKÇİ TAHMİN: Müşterilere ve
paydaşlara her zaman iyimser değil, gerçekçi bilgi verin. “Ürünler yarın
gelir” deyip üç gün gecikirse iki kriz birden yönetirsiniz.
·
SOSYAL MEDYA DİSİPLİNİ: Kriz döneminde
kurumsal olmayan kanallardan paylaşım yasaklanmalı; sadece kurumsal kanallardan
resmi, onaylı açıklamalar yayınlanmalıdır. Bir çalışanın aceleci bir paylaşımı
sizi köşeye sıkıştırabilir.
·
BELGELEME: Her bildirim, her karar, her
iletişim yazılı kayıt altına alınmalıdır. Hem sigorta hem hukuki süreç hem de
kurumsal hafıza için vazgeçilmezdir.
Çoğu şirket, kriz “bitti” diye düşündüğü anda
rahatlar ve eski düzene döner. Bu en büyük hatalardan biridir. Krizin akut
evresi geçmiş olabilir, ama etkileri sürmektedir. Ve en önemlisi: krizden
öğrenilecekler henüz işlenmemiştir.
Kriz sonrası süreç dört aşamadan oluşur: toparlanma, ilişki
onarımı, kök neden analizi ve plan güncellemesi.
·
TOPARLANMA (Operasyonu Eski Haline
Getirmek): Fiziksel hasarın onarımı, sigorta süreçlerinin takibi, üretim
kapasitesinin yeniden kurulması, insan kaynaklarının stabilize edilmesi. Bunlar
toparlanma aşamasının somut görevleridir. Bu aşama sabır gerektirir. Aceleci
geri dönüşler yeni aksaklıkları davet eder. Özellikle İSG krizlerinde, büyük iş
kazalarından sonra üretimi hızla açmak hem çalışanların güvenini hem de hukuki
durumu zayıflatır. Güvenlik koşulları tam anlamıyla sağlanmadan üretim
açılmamalıdır.
·
İLİŞKİ ONARIMI (Güveni Yeniden İnşa Etmek):
Kriz döneminde en çok zarar gören şey güvendir. Müşteri güveni, çalışan güveni,
tedarikçi güveni ve toplumsal güven. Bu güvenin yeniden inşası, tazminat
ödemesinden daha önemlidir. Güven inşası nasıl yapılır? Sözlerle değil,
eylemlerle. Önce hatayı açıkça kabul edin. Sonra ne yapıldığını somut olarak
gösterin. Ardından bağımsız bir denetimle veya sertifikasyonla bunu doğrulatın.
Müşterilerle yüz yüze görüşün; e-posta yeterli değildir.
·
KÖK NEDEN ANALİZİ (Gerçekten Ne Oldu?):
Kriz sonrasının en değerli çalışması budur ve en çok atlanan budur. “Yangın
söndürüldü, devam edelim” yerine “yangın neden çıktı?” sorusunu
sormak. Bu soru can yakar çünkü cevabı çoğunlukla içeriye işaret eder. Kök
neden analizi yapılırken suçlama değil anlama amacı güdülmelidir. Amaç, aynı
krizin tekrarlanmaması için sistemi güçlendirmektir. Bireyler değil, süreçler
sorgulanır. Bu analiz yazılı hale getirilmeli ve kriz planına entegre
edilmelidir. “Bir dahaki sefere ne yapacağız?” sorusunun cevabı bu
analizde yatar.
·
PLAN GÜNCELLEMESİ (Kriz Planı Canlı Belge
Olmalı): Kriz planı bir kez yazılıp çekmecede saklanacak bir belge değildir.
Her kriz, her yakın çağrı, her sektörel değişiklik planı güncellemeyi zorunlu
kılar. Şirkette personel değişmiş mi? Yeni fabrika açılmış mı? Yeni müşteri
segmentine girilmiş mi? Mevzuat değişmiş mi? Bunların hepsi plana yansımalıdır.
(Önerim: kriz planını yılda bir kez, tercihen yılın başında, tüm üst yönetimle
birlikte gözden geçirin. Bu toplantı hem planı güncelleyecek hem de ekibin kriz
farkındalığını taze tutacaktır.)
Kriz Yönetimine Dair İş Dünyasından Örnekler
·
1982”de Chicago”da 7 kişi zehirlenerek hayatını
kaybetti. Sorun, Johnson & Johnson”ın ilaçlarından birinin (Tylenol)
piyasaya çıktıktan sonra siyanürle karıştırılmasıydı. Şirket suçlu değildi; bu
bir sabotajdı. Ama Johnson & Johnson o güne kadar kimsenin böyle bir
felaketle karşılaşmadığı bir adım attı: piyasadaki 31 milyon şişeyi tamamen
geri çekti. Bu karar, zamanının en büyük ürün geri çağırma operasyonuydu.
Maliyet yüz milyonlarca dolardı. Ama Johnson & Johnson 18 ay içinde pazar
payını tamamen geri kazandı. Hem güvenli ambalaj sistemini sektöre hediye etti,
hem de kriz yönetiminin ders kitabı örneği oldu.
o
Ders: Hazırlıklı olmak demek, en kötü
senaryoyu düşünmüş olmak demektir.
·
Toyota, 2009-2010 yıllarında araçlarında
kontrol edilemeyen hızlanma vakalarıyla ilgili şikayetler almaya başladı.
Başlangıçta sorunu önemsememesi ve geç hareket etmesi nedeniyle 8 milyon aracı
geri çağırmak zorunda kaldı. ABD Senatosu”nda ifade verdi. Para cezaları ödedi.
Pazar payını kaybetti. Ancak sonrasında yaptığı şey dikkate değerdir: tam
şeffaflıkla iletişim kurdu, üretim standartlarını kamuoyuyla paylaştı ve
müşteri güvenini sistematik biçimde yeniden inşa etti. Bugün Toyota hâlâ
dünyanın en güvenilir otomotiv markalarından biridir.
o
Ders: Krizin başında atılan yanlış
adımlar telafi edilebilir, ama ancak doğru adımlar ardından gelirse.
·
Japonya”nın 2011 depremi ve tsunamisi,
Fukushima Daiichi nükleer santralini vurduğunda iki gerçek yan yana geldi.
Santral sahibi TEPCO, deprem senaryoları için titiz prosedürler geliştirmişti.
Ama tsunami senaryosu yeterince düşünülmemişti; su kesme sistemlerinin deniz
suyuna karşı korunması yetersiz bırakılmıştı. Öte yandan aynı bölgedeki Onagawa
santrali, hem depremi hem de tsunamiyi hasarsız atlattı. Çünkü daha yüksek su
bentleriyle inşa edilmişti. Fark, hazırlık kalitesindeydi.
o
Ders: Olası en kötü senaryoyu düşünmek,
olası senaryoyu düşünmekten daha değerlidir.
·
2015”te Volkswagen”in araçlarına emisyon
testlerini hileli biçimde geçirmelerini sağlayan yazılım yerleştirdiği ortaya
çıktı. Skandal yalnızca 11 milyon aracı değil, “Alman mühendisliği kalitesi”
algısını da sarstı. Şirket değeri günler içinde 35 milyar Euro eridi. İlk tepki
inkardı. Bu tepki krizi derinleştirdi. Ardından gelen geç özür ve teknik
açıklama yetersiz kaldı. Yıllarca süren davalara, milyarlarca dolarlık cezaya
ve üst yönetimde köklü değişimlere sahne oldu.
o
Ders: Kriz döneminde inkar, krizi
yönetmez, büyütür. Şeffaflık acı verir ama sessizlik daha pahalıdır.
·
2018 yılında Starbucks’ın ABD’deki bir şubesinde
iki siyahi müşterinin polis tarafından çıkarılması sonrasında sosyal tepki
oluştu ve marka ırkçılıkla suçlandı. Olayın hemen ertesinde Starbucks
kamuoyundan ve mağdurlardan açıkça özür diledi ve ardından tüm ABD şubelerin
kapatarak çalışanlarına “ırkçılık karşıtı eğitim” verdi. Bu tavrı kamuoyunu
yatıştırdığı gibi Starbucks’a “öğrenen ve kendini düzelten şirket” imajı
kazandırdı.
o
Ders: Kriz durumunda hatayı kabul edip,
sembolik ve sistemik bir aksiyonla somut değişim göstermek, güveni yeniden
kazanmanın en etkili yoludur.
·
2020”deki pandeminin ilk dalgasında pek çok
şirket üretimi durdurdu. Arçelik, bu dönemde hem Türkiye hem de Avrupa
fabrikalarını kısmen sürdürerek sağlık sektörüne ekipman üretimine yöneldi.
Hükümetle koordineli hareket etti, çalışan güvenliği protokollerini şeffaflıkla
yayımladı ve müşteri iletişimini sistematik biçimde yönetti. Kriz sonrası
performansı rakiplerinin önüne geçti.
o
Ders: Kriz döneminde kaynak
çeşitlendirmesi ve proaktif iletişim, sadece hayatta kalmayı değil büyümeyi de
sağlayabilir.
·
Krizler sadece dev bütçeli global markaları
vurmaz. 50 çalışanı olan, bölgesinde tanınmış orta ölçekli bir gıda üreticisi
düşünün. Sosyal medyada, ürünlerinden birinin içinden yabancı madde çıktığına
dair isimsiz bir video hızla yayılmaya başladı. Şirket yönetimi “bizi
karalıyorlar, dava açacağız” diyerek agresifleşebilir ya da sessiz
kalabilirdi. Bunun yerine kriz komitesi hemen toplandı. Üretim bandı
durduruldu, iddiaya konu olan parti numaralı ürünler şeffafça geri çağrıldı ve
bağımsız bir laboratuvara teste gönderildi. Medya ve yerel kanaat önderleri
tesise davet edilip hijyen standartları gösterildi. Test sonucu temiz
çıktığında ise “biz haklıyız” kibrine kapılmadan, sadece bilimsel rapor
paylaşıldı. Krizin ilk haftasında yaşanan kısa süreli ciro kaybı, gösterilen
şeffaflık sayesinde aylar içinde kalıcı bir müşteri sadakatine dönüştü.
o
Ders: Kriz yönetimi dev bütçeler değil,
doğru refleksler gerektirir; KOBİ”ler için şeffaflık en ucuz ve en güçlü kriz
kalkanıdır."
Aile Şirketlerinde Kriz: İçeriden Gelen Tehlike
Aile şirketleri dünya ekonomisinin omurgasını oluşturur.
Türkiye”de özel sektördeki işletmelerin büyük çoğunluğu aile şirketidir. Ama bu
şirketlerin kırılganlığı da kendine özgüdür.
Aile şirketlerinde krizlerin önemli bir bölümü dışarıdan
değil içeriden gelir. Piyasa krizini atlatan şirket, aile içi anlaşmazlıktan
çöker. Depremden sağ kurtulan fabrika, ortaklar arası davadan kapanır. Bu
içeriden gelen tehlike, dışarıdan gelen tehlikeye kıyasla çok daha az
hazırlanılan ve çok daha fazla yıkıcı olan bir kategoridir.
Aile Şirketlerinin Özgün Risk Kategorileri
·
Hissedar vefatı: Türk Medeni Kanunu”na
göre vefat eden ortağın hisseleri yasal mirasçılara intikal eder. Ortaklık
sözleşmesi yoksa, çok sayıda mirasçı şirkete ortak olabilir ve yönetim felce
uğrayabilir. Aile şirketlerinin en yıkıcı kriz senaryolarından biridir.
·
Sorunlu boşanma: Bir ortağın boşanması
sürecinde eşinin şirket hisselerine ihtiyati tedbir koydurtması, birçok aile
şirketini operasyonel krize sürüklemiştir.
·
Veliaht krizi: İkinci neslin şirketi
yönetme kapasitesinin olmaması ya da devralmayı reddetmesi, planlanmamış
liderlik boşluğu yaratır. Bu kriz sessiz sedasız gelir ve fark edildiğinde
çözülmesi çok geç olabilir.
·
Aile içi davalaşma: Ortakların
aralarındaki sorunları mahkemeye taşıması durumunda şirket yönetimi
kilitlenebilir, müşteri güveni sarsılabilir ve bankaların tutumu değişebilir.
·
İçeriden suistimal: Bir aile üyesinin
şirketten para çalması, kayırmacılık yapması ya da rakiple gizli ortaklık
kurması görülmemiş şeyler değildir. Bunlar en nadir ama en yıkıcı
senaryolardandır.
Aile Şirketlerinde Kriz Kalkanı: YAZILI KURALLAR
Dünyada başarılı nesiller arası geçiş yapan aile
şirketlerinin ortak özelliği incelendiğinde tek bir paydaşta buluşulur: yazılı
kurallar.
Aile şirketlerinde yaşanan krizlerin önemli bir bölümü aile
içi anlaşmazlıklardan kaynaklanır. Dünyada aile şirketlerinin ikinci nesle
geçiş oranı sadece yüzde otuz civarındadır. Üçüncü nesle geçenler ise yalnızca
yüzde onluk bir kesimi oluşturmaktadır. Bu verilerin arkasında çoğunlukla
yazılı kural yokluğu yatar.
Özellikle bir kurucunun vefatı veya boşanma gibi beklenmedik
olaylar, kuralsız bir ortaklık yapısını kolaylıkla mahkemeye taşıyabilir.
Aile anayasası (1), şirket ortaklık sözleşmesi (2) ve
veliaht yönetim planı (3). Bu üç belge, aile şirketinin yazılı kurallarıdır ve en
değerli kriz sigortalarıdır. Bu üçü olmadan aile şirketi her an kırılma riski
taşır.
·
Aile anayasası yalnızca hukuki değil kültürel
bir belgedir: aile bireylerinin şirketle ilişkisini, birbirleriyle davranış
biçimini ve paylaşılan değerleri yazılı hale getirir.
Bu belgeler hazırlandığında çoğu zaman “zaten bunları
biliyorduk” denir. Evet, biliniyordu. Ama yazılı olmadığı için kriz anında
herkes farklı hatırlıyordu.
İyi Bir Örnek:
·
1865”te kurulan ve bugün 160 milyar dolar ciroya
ulaşan Cargill, dünyanın en büyük özel aile şirketlerinden biridir. Beşinci
kuşak yönetimindeki bu şirketin sırrı yazılı kurallardır. Aile üyeleri şirkette
çalışmak için dışarıda en az beş yıl deneyim kazanmak zorundadır. Yönetim
kurulunun çoğunluğu aile dışından bağımsız üyelerdir. Temettü politikası on
yıllar öncesinden yazılı hale getirilmiştir. Beş kuşak boyunca sürekliliği
mümkün kılan bu disiplin, tesadüfen değil bilinçli tasarımla oluşturulmuştur.
·
Ders: Aile şirketlerinde kurallar
kısıtlama değil, özgürlüktür. Kriz anında neyin yapılacağını tartışmak yerine
yapmaya zaman ayırabilirsiniz.
Kriz planları ne kadar mükemmel hazırlanırsa hazırlansın,
insan faktörü olmadan işlevsizdir. Ortakların ve ikinci neslin davranışları,
kimi zaman en büyük kriz kaynağı olmaktadır.
Şirket kaynaklarını kişisel ihtiyaçlar için kullanmak,
sorumlu olmadığı alanlara müdahil olmak, toplantılarda alınan kararları
dışarıda bozmak, aile meselelerini çalışanlar önünde tartışmak, şirket ortağı
kimliğiyle riskli yapılara üyelik sürdürmek… Bunların her biri, iyi niyetle
yapılsa dahi şirket için kriz zeminini hazırlar.
Aile şirketinin mimarları olan kurucuların en değerli
mirası; fabrikaları, makineleri ya da müşterileri değildir. Asıl miras, inşa
ettikleri kurumsal kültür ve yazılı bıraktıkları kurallardır.
……………………………………………………
Bu makaleyi okuyan iş insanlarının büyük çoğunluğu şu an iki
şeyden birini düşünüyor olmalı.
·
Bunları zaten biliyordum
·
Bunları yapmam gerekiyordu ama henüz
yapmadım.
İkincisi dürüst olandır. Ve dürüstlük bu konuda hayat
kurtarır.
Kriz yönetimi bir danışman meselesi ya da kurumsal şirket
meselesi değildir. 10 çalışanlı işletmeler de, 1000 çalışanlı fabrikalar da,
aile şirketleri de kriz yaşar. Fark hazırlıktadır.
Bu Hafta Yapabilecekleriniz
·
Şirketiniz için en olası 5 krizi düşünün ve
yazıya dökün. Gerçekten düşünün, sadece en olası değil, en yıkıcı olanları da.
·
Kriz komitesinin kim olacağını belirleyin.
Üyeler, roller ve haberleşme şekli yazılı hale gelsin.
·
Son 12 ayda şirketinizi en çok zorlayan olayı
hatırlayın. Kök neden analizi yapıldı mı? Plana yansıtıldı mı?
·
Sigorta poliçelerinizi kontrol edin. Güncel
değer üzerinden mi alınmış? İş durması teminatı var mı?
·
Bir finansal tatbikat yapın: “Nakit akışımız
3 ay dursa ne olur?” sorusunun cevabını hesaplayın.
Bu Ay Yapabilecekleriniz
·
Tüm üst yönetimle yarım günlük bir kriz yönetimi
beyin fırtınası toplantısı planlayın.
·
Her kritik pozisyon için yedek kişi belirleyin
ve bilgi aktarımını başlatın.
·
Tedarikçilerinizden en az ikisi için yedek
alternatif tespit edin.
·
Kriz iletişim şablonlarını hazırlayın: müşteri,
tedarikçi, çalışan ve medya için ayrı ayrı.
·
Aile şirketi iseniz: aile anayasası ve ortaklık
sözleşmesi nerede, ne zaman son güncellendi?
Şirketler krizden ölmez. Hazırlıksız yakalanmaktan ölür.
Panikten ölür. Yanlış iletişimden ölür. Öğrenmemekten ölür.
Kriz kaçınılmazdır. Hazırlık isteğe bağlıdır. Bu farkı seçen
şirketler hayatta kalmakla kalmaz, krizden güçlenerek çıkar.
Bugün başlayın.
Not 1: Aşağıdaki soruları sorarak başlayabilirsiniz.
·
Şu an sistemleriniz çökse son yedeğiniz kaç
saat öncesine ait?
·
Şirketinizle ilgili yalan bir haber yayılsa,
resmi açıklama yapma yetkisi kimde?
·
En büyük 3 müşteriniz bugün siparişleri
kesse, nakit akışınız sizi kaç ay idare eder?