Büyükbaba sıfırdan kurdu. Babalar büyüttü, çoğalttı,
holdingleştirdi. Şimdi masa etrafında kuzenler oturuyor. Birinci neslin emeği,
ikinci neslin mirası, üçüncü neslin günlük realitesi. Ve çoğunlukla şu soru
akıllarda: “Biz bunu nasıl birlikte yürüteceğiz?”
Kardeşler ortaklığını ayrı bir yazıda ele almıştım.
Kardeşler ortaklığı zordur; ama en azından aynı evde büyümüş, aynı babadan
dayak yemiş, aynı annenin yemeğini yemiş insanlardır. Ortak bir hafızaları
vardır. Kavga etseler de barışmaya yakındırlar.
Kuzenler ortaklığı bambaşka bir şeyin idaresidir.
Farklı evlerde büyümüşlerdir. Farklı analar, farklı babalar,
farklı aile iklimleri. Büyükbabanın sofrası yılda bir iki sefer bir araya
getirmiştir onları; bayramlar, düğünler, cenazeler. Bu kadar. Şimdi aynı
şirketin yönetim kurulunda, aynı hesapları paylaşarak, aynı kararlar üzerinde
anlaşmayı çalışıyorlar.
Türkiye'de aile şirketlerinin yüzde yetmişi ikinci nesle
geçemiyor. Üçüncü nesle geçebilenlerin oranı yüzde on beş civarında. Bu
rakamların arkasında yalnızca yanlış kararlar ve kötü yönetim yok. Çoğunlukla,
kuzenlerin birbirlerini taşımayı beceremeyişinin hikâyesi var.
Bu yazıda o hikâyenin neden bu kadar sık tekrar ettiğini
anlatacağım. Sonra ne yapılması gerektiğini.
1. Kardeşler Ortaklığından Farklı Ne Var?
Bu soruyu çoğumuz sormuyor. “Kuzenim de kardeşim gibi, ne
farkı var” düşüncesi hem aileyi hem iş ortaklığını yanıltıyor.
Fark büyük. Ve bu farkı anlamadan çözüm aramak, hastalığı
yanlış teşhis edip yanlış ilaç yazmak gibidir.
Her Kuzen Artık Bir Dalı Temsil Ediyor
Kardeşler masaya oturduklarında kendileri olarak oturur.
Kuzenler öyle değil. Her kuzen, farkında olsun ya da olmasın, kendi dalını
temsil eder. Arkasından babası, annesi, kendi evi, kendi görünümünü korumayı
bekleyen biri var.
Masada dört kuzen varsa dört dal vardır. Ve her dalın bir
çıkar beklentisi, bir adaletsizlik algısı, bir geçmişten getirdiği şikâyet
vardır. Konuşulacak konu ne kadar teknik olursa olsun, alttan alta hep şu
soruyu götürürler: “Bu karar bizim dalın lehine mi aleyhine mi?”
Kardeşler kavga edince iki kardeş kavga etmiş olur. Kuzenler
kavga edince iki aile kavga etmiş olur. Bu çok farklı bir ağırlık.
Miras Eşitsizliği Kuzenlere Aynen Geçer
Babalar kendi aralarında eşit hisse paylaşmadığında, bu
eşitsizlik ikinci nesle olduğu gibi aktarılır. Yüzde kırk hisseli bir babanın
çocuğu yüzde kırk hisseyle gelir masaya. Yüzde yirmi hisseli bir babanın çocuğu
yüzde yirmiyle.
Bir örnek verelim. Birinci nesil iki kardeş; birinin hissesi
yüzde altmış, diğerinin yüzde kırk. Büyük kardeşin üç çocuğu var, küçük
kardeşin bir çocuğu. Devir gerçekleştiğinde büyük kardeşin her çocuğuna yüzde
yirmi hisse düşer, küçük kardeşin tek çocuğuna ise yüzde kırk. Yani daha az
hisseli babanın çocuğu, daha çok hisseli babanın çocuklarından iki kat fazla
söz hakkıyla masaya oturur. Bu tablo hem birinci nesilde hem ikinci nesilde
süregelen bir stres kaynağına dönüşür.
Üstelik büyükbaba ya da büyükanne hâlâ hayattaysa, o da çoğu
zaman kendi çocuğunun yanında saf tutmaktadır. “Oğlum haklıydı” der.
Anlaşmaya çalıştığı zamanda bile kendi dalına bir şey sıkıştırmaya çalışır.
Kuzenlerin ortaklığı bazen büyükbabalar üstünden de yürütülmektedir.
Farklı Evlerde Büyümek Demek, Farklı Değerler Demek
Kardeşler aynı masada yemek yedi. Babalarının nasıl iş
yaptığını, nasıl karar aldığını, nasıl davrandığını günü gününe gördüler. Ortak
bir değer zemini vardır.
Kuzenlerin babalarıysa farklı kardeşlerdir. Biri daha
muhafazakâr, biri daha müteşebbis. Biri işçilere sert, biri nazik. Biri bütçeye
bağlıdır, biri öyle bir kaygısı yoktur. Her biri kendi evinde farklı bir iş
kültürü yarattı.
O farklı kültür, kuzenlerin işin içine girmesiyle birlikte
çatışır. Bir kuzen “biz hep böyle yapardık” derken diğer kuzen “biz
hiç böyle yapmazdık” der. Ve ikisi de haklıdır; sadece farklı evlerde
büyümüşlerdir.
Büyükbaşların Gölgesinde Yönetmek
Birinci nesil emekli olmuş, ama çoğunlukla gerçekten
çekilmemiştir. Fiziksel olarak uzak olabilirler ama telefon açılır. Kuzen
toplantısının ardından kendi ebeveynine hesap verilir. “Ne karar aldınız?
Bizim çıkarlarımıza uygun muydu?” sorularının altında yönetilir kuzenler.
Bu durum kuzenlerin üzerindeki yükü iki katına çıkarır: hem
şirketin kararlarıyla hem de kendi ebeveynlerinin beklentileriyle aynı anda baş
başa kalırlar. Toplantıda uzlaşılan bir karar, eve gidince bozulabilir. Ertesi
gün kuzen telefon açar: “Babam o karara karşı çıktı, yeniden düşünmemiz
lazım.”
Bu döngü yönetime değil, yorgunluğa götürür.
Üçüncü Nesilde Yabancı Olma Tehlikesi
İkinci neslin kuzenleri çoğunlukla bir arada büyümüştür.
Büyükbabanın evi, bayramlar, yazlık, ortak tatiller bir bağlama yaratmıştır.
Birbirlerini tanıyan insanlardır.
Üçüncü nesil öyle değil. O büyükbaba evi artık yok ya da
satıldı. Bayramlar ayrı geçiyor. Kimi İstanbul'da, kimi Ankara'da, kimi yurt
dışında büyüdü. Birbirlerini belki yılda bir iki kez gören insanlar, devasa bir
servetin ortak yönetimini üstleniyor.
En az tanıdığın insanla en büyük ortaklığı kurmak zorunda
kalmak. Üçüncü nesil kuzenler ortaklığının en kırılgan yanı budur.
2. Neden Bu Kadar Çok Başarısız Oluyor?
Yukarıda anlattıklarım zemini anlatıyor. Şimdi bu zeminde
nasıl çatlaklar oluştuğuna bakalım. Bunları sahadan gördüklerimle aktarıyorum.
Şeffaflık Yokluğu
Kardeşler ortaklığında bile şeffaflık sorunu yaşanır.
Kuzenler ortaklığında bu sorun katlanır.
Hangi dalın ne kadar maaş aldığı bilinmez. Hangi kuzene
hangi araç verildiğini diğer dal bilmez. Bir dalın babası şirket aracını
kişisel kullanıyordur ama diğer dallar bunu ancak yıllar sonra öğrenir. Bir
kuzen şirketin olanaklarından daha fazla yararlanıyordur ama bu konuşulmaz,
susulur, birikir.
Ve sonunda birikim patlama yapar. O patlama çoğu zaman küçük
bir şeyin üstüne gelir: bir araba, bir maaş farkı, bir terfi kararı. Dışarıdan
bakıldığında “bu kadar şey için mi kavga ettiler” denilir. Ama o küçük
mesele, yılların birikmiş adaletsizliğinin üstüne binmiştir.
Gücün Dağılımı Çok Eşitsiz
Birine şirketin başına geçmek düştü. Belki en büyüğü olduğu
için, belki babasının en çok hissesi olduğu için, belki sadece o gün o
şehirdeydi. Diğer kuzenler rol bulmakta güçlük çekti. Sembolik unvanlar verildi
ama gerçek sözü olan tek kişinin kim olduğunu herkes bildi.
Söz sahipliği açıkça tanımlanmamışsa, gizliden gizliye
işler. En güçlü kuzen kararları alır, diğerleri onaylamak zorunda kalır.
Onaylamak istediği için değil, itiraz etmenin bedeli çok ağır olduğu için.
İtiraz etmek demek, aile içinde kötü adam olmak demektir. Kimse bu rolü
üstlenmeye gelmez.
Yaş ve Kıdem Uçurumu Görünmez Bir Gerilim Kaynağıdır
Kuzenler aile şirketine aynı anda adım atmaz. Devir teslim
masası kurulduğunda, masanın bir ucunda yirmi yıldır şirkette çalışan,
mutfaktan yetişmiş, direktör olmuş kırk beş yaşında kıdemli bir kuzen oturur.
Diğer ucunda ise henüz bir yıllık tecrübesi olan bir uzman, üniversitede okuyan
bir stajyer ya da başka bir şirkette deneyim kazanan yirmi iki yaşında genç bir
kuzen.
Bu tablo, yönetimi devralma aşamasında iki taraflı bir kriz
doğurur. Kıdemli kuzen içten içe şunu hisseder: “Ben yirmi yılımı bu şirkete
verdim. Dün üniversiteden mezun olan kuzenim gelip masada benimle eşit söz
hakkı talep ediyor.” Genç kuzen ise hissedarlık hakkı olduğunu bilir ama
kıdemli kuzenlerin gölgesinde ezilir. “Sen daha dünkü çocuksun, bu işlerden
anlamazsın” muamelesi görerek karar süreçlerinin tamamen dışına itilir.
Bu gerilim yönetilmezse hem kıdemli kuzeni tüketir hem genç
kuzeni koparır. Çözümü Bölüm 3'te ele alacağım.
Güven Erozyonu Sessizce İlerler
Aile şirketlerinde güven, yavaş yavaş, fark etmeden aşınır.
Küçük bir karar birileriyle paylaşılmadan alınır. Bir bilgi üstünden geçilir.
Bir harcama gizlenir. Bunlar başlangıçta “büyük mesele değil” diye
görmezden gelinir.
Ama insanlar görmeseler bile kaydeder. Bir yerde bir hesap
açılır içlerinde. Ve o hesap kapanmaz; üzerine yeni kayıtlar eklenir. Bir gün
hesabı kapatma zamanı geldiğinde, biriken küçük adaletsizliklerin toplamı büyük
bir patlamaya yeter.
Kuzenler ortaklığında bu erozyon daha hızlı ilerler. Çünkü
kuzene duyulan hayal kırıklığı yalnızca bir iş ortağına değil, amcaya veya
halanın ailesine duyulan hayal kırıklığına dönüşür. “Amcam bizden bu kadar
mı beklerdi” sorusu arkasından gelir. Yaralanan sadece şirket ilişkisi
değil, aile geçmişi ve gelecek tasarımı.
Çıkış Yolu Yoktur
Kardeşler anlaşamadığında bile, en azından birbirini tanıyan
insanlardır. Masaya oturulur, babadan kalan hatıra adına bir uzlaşma bulunur.
Ya da biri çıkarak ayrılır, mal bölünür, herkes kendi yoluna gider; acı ama
mümkün.
Kuzenler ortaklığında hisse nasıl çıkacak? Kime satacak?
Diğer kuzenler almak zorunda mı? Hangi değerle? Çıkış mekanizması yazılı
değilse, hissesinden çıkamayan kuzen mahsur kalır. Hem şirketin içinde kalmak
istemez, hem çıkamaz. Bu en yıpratıcı durumlardan biridir. Bu soruna da Bölüm
3'te döneceğim.
3. Peki Bu Ortaklık Nasıl Yürütülür?
Kuzenlerin ortaklığı yönetilemeyen bir kader değil. Ama
kendi kendine de yürümüyor. Bazı yapıların kurulması ve bazı alışkanlıkların
kazanılması gerekiyor.
Her Şeyin Başı: Güçlü Bir Yönetim Yapısı
Kuzenler ortaklığının en büyük riski, her şeyin “aramızda
hallederiz” anlayışıyla yürütülmesidir. Kardeşler arasında bu zor çalışır;
kuzenler arasında çalışmıyor.
Kurumsal bir yönetim yapısı şart. Bu yapının üç temel taşı
var:
·
Bağımsız yönetim kurulu üyeleri. Aile
dışındakiler. Kendi istedikleri için değil, kurulun dengeleyici bir kuvvet
olarak çalışabilmesi için. Kuzenler anlaşmazlık yaşadığında, sunulan çözüm
tarafsız bir yerden gelmeli. Aksi hâlde her karar “kimin yanında olduğuna”
göre değerlendirilerek alınır.
·
Profesyonel bir CEO ya da genel müdür.
Eğer kuzenlerden biri yönetimin başındaysa, diğerleriyle eşit değil, patron
konumundadır. Bu yanlış bir başlangıçtır. Mümkünse kuzen olmayan, kuzenler
tarafından birlikte seçilen profesyonel bir genel müdür, yönetimi kurumsal bir
zemine oturtmak açısından büyük fark yaratır.
·
Net bir hissedar kurulu ve toplantı düzeni.
Kuzenlerin bir araya geldiği resmî bir platform olmalıdır. Bu platformda
kararlar oylamayla, tutanakla ve önceden belirlenmiş gündemle alınmalıdır.
Koridor sohbetleri karar mekanizması hâline gelmemelidir.
Dal Temsili ve Oy Hakkı Net Tanımlanmalı
Hangi kuzen hangi dalı temsil ediyor? Bu dalların şirket
üzerindeki oy hakları ne? Bu soruların yazılı cevabı olmayan ortaklıklar, ilk
büyük kararda hangi kuralların geçerli olduğunu tartışarak o kararı almaya bile
zaman bulamazlar.
Her dalın kaç oy hakkı olduğu, tek bir dalın veto hakkı olup
olmadığı, hangi kararların oy birliği hangi kararların oy çoğunluğu
gerektirdiği aile anayasasında veya ortaklık sözleşmesinde açıkça yazılmalıdır.
Aynı şekilde oy hakkı paylaşımının hisse oranına mı, yoksa
dal sayısına mı göre yapılacağı da netleştirilmelidir. Dört daldan birinin tek
sahibi bir kuzen, çok çocuklu bir dalın dört kuzeniyle aynı oy hakkına mı sahip
olmalı? Bu soru rahatsız edici; ama yanıtsız bırakılırsa çok daha büyük
rahatsızlıklara yol açar.
Yaş ve Kıdem Farkı Nasıl Yönetilir?
Bölüm 2'de anlattığım o gerilimi (kıdemli kuzen ile genç
kuzen arasındaki çatışmayı) çözmek için tek bir ilkeden hareket etmek
gerekiyor: hissedarlık hakkı ile operasyonel yetki birbirinden kesinlikle
ayrılmalıdır.
Yirmi yıllık tecrübeli kuzen, yürüttüğü pozisyonun
piyasadaki karşılığı neyse o yönetici maaşını alır, kararlarında geniş bir
operasyonel yetkiye sahiptir ve bunu hak etmiştir. Henüz uzman ya da stajyer
olan kuzen ise operasyonda yöneticisine hesap verir.
Ama Hissedarlar Kurulu masasında bu ayrım geçersizdir. O
masada herkes temsil ettiği hisse ya da dal oranında eşit birer hissedardır.
Kıdemli kuzen genç kuzeni “çocuk” gibi göremez. Genç kuzende hissedar
olarak soru sorma, bilgi alma ve rapor talep etme hakkı tamdır.
Bunun dışında, hangi aşamalardan geçerek hangi pozisyona
gelebileceği Aile Anayasası'nda objektif kurallara (performans, KPI, dış
deneyim) bağlanmalıdır. Hiç kimse sırf kuzen olduğu için hızlı terfi etmemeli;
kıdemli kuzenlerin emeği de operasyonel yetki ve maaşla karşılanmalıdır.
Gölge Hissedarlar Kurulu: Kuzenlerin Birlikte Yönetim
Stajı
Kuzenlerin en büyük sorunu, birbirlerini yeterince tanımadan
ve birlikte karar alma pratiği kazanmadan kendilerini devasa bir şirketin
Hissedarlar Kurulu masasında bulmalarıdır. Hazırlıksız masaya oturan kuzenler,
ilk stratejik görüş ayrılığında kilitlenir.
İşte bu riskin önüne geçecek en güçlü araç, Gölge
Hissedarlar Kurulu (GHK)'dur. Henüz masada oy hakkı olmayan ya da şirkette
aktif görev almayan genç kuzenleri GHK çatısı altında bir araya getirmek,
şirkete ve aileye üç büyük kazanç sağlar:
·
Birlikte karar alma kültürü gelişir.
Kuzenler şirketle ilgili araştırmaları, sektör analizlerini ve yenilikçi
projeleri kendi aralarında tartışıp üst kurula raporlamayı öğrenirler.
Tartışmayı, uzlaşmayı ve ortak karara varmayı büyük riskler yokken burada
deneyimlerler.
·
“Biz” bilinci oluşur. Kendi
ebeveynlerinin evindeki fısıltılardan uzaklaşıp, sadece kuzenler olarak baş
başa toplantı yaptıklarında aile bağları güçlenir; bireysel hırslar yerini
ortak gelecek vizyonuna bırakır.
·
Liyakat ve ilgi açığa çıkar. Birinci ve
ikinci nesil, hangi kuzenden gerçekten sorumluluk aldığını, hangisinin
araştırmacı ve yapıcı olduğunu bu kurul aracılığıyla objektif bir şekilde
gözlemler.
Kuzenleri masaya oturmadan önce GHK süzgecinden geçirmek,
yarın yaşanacak büyük yönetim krizlerinin önüne geçen en güçlü kurumsal
stajdır.
Şeffaflık Bir Tercih Değil, Zorunluluk
Kuzenler ortaklığında şeffaflık, güven ortamının hem koşulu
hem de sonucudur.
Her çeyrek dönemde tüm hissedarlara aynı finansal raporlar
sunulmalı. Hangi kuzende ne kadar maaş, huzur hakkı ya da prim olduğu
bilinmeli. Şirket araç, konut, personel gibi olanaklardan kimlerin nasıl
yararlandığı şeffaf olmalı. Bilgi asimetrisinin olduğu ortamda güven büyümez.
Bu şeffaflığı zorlamak için bağımsız bir denetim mekanizması
şart. Kuzenlerden birinin denetlediğine diğer kuzenler güvenmez. Dış denetim
hem gerçeği gösterir hem de “bizi takip ediyorlar” kaygısını ortadan
kaldırır.
Çalışan Kuzen ile Çalışmayanın Finansal Dengesi
Kuzenler ortaklığında en yıpratıcı ve en hızlı patlamaya
hazır bomba finansal adaletsizlik algısıdır.
Sekiz kuzenden ikisi haftada altmış saat şirkette ter döküp
operasyonu sırtlarken, kalan altısı şirket dışında kendi hayatını yaşayıp yıl
sonunda kâr payı bekliyorsa ne olur? Şirkette çalışan kuzende derin bir öfke
birikir: “Ben herkes için mi çalışıyorum?” Şirket dışında kalan kuzenler
ise harcamaları ve gidişatı sürekli şüpheyle sorgulamaya başlar.
Bu finansal krizi önlemenin tek yolu, iki gelir türünü
birbirinden ameliyat hassasiyetiyle ayırmaktır:
·
Yönetici maaşı (emeğin karşılığı):
Şirkette aktif olarak çalışan, sorumluluk alan kuzen; yürüttüğü pozisyonun
piyasadaki emsali neyse, bağımsız yönetim kurulu kararıyla belirlenen o
yönetici maaşını alır. Bu para şirkette harcanan mesainin, bilginin ve
sorumluluğun karşılığıdır.
·
Hissedar kâr payı / temettü (sermayenin
karşılığı): Yıl sonunda elde edilen net kârdan dağıtılacak tutar ise,
şirkette çalışsın ya da çalışmasın tüm kuzenlere hisse oranları nispetinde eşit
ve şeffaf olarak dağıtılır.
Çalışan kuzeni sadece kâr payına mahkûm etmek ya da
çalışmayan kuzene sırf soyadı aynı diye maaş bağlamak, ortaklığın altına
dinamit koymaktır. Emeğin hakkı maaşla, sermayenin hakkı temettüyle ödendiğinde
masadaki adalet duygusu tam olarak sağlanır.
Çıkış Mekanizması Olmadan Ortaklık Sürdürülemez
Bir kuzen ayrılmak istediğinde ne olacak? Bu soruyu bugünden
cevaplamak zorundayız. Cevap yoksa, hissesinden çıkmak isteyen kuzen ya mahsur
kalır ya da mahkeme yoluyla çıkmayı dener. Her ikisi de herkese zarar verir.
Aile anayasasında şu maddeler olmalı:
·
Hissesini satmak isteyen kuzen önce diğer
hissedarlara teklif etmek zorundadır. Hangi fiyatla? Bağımsız bir değer tespit
şirketinin belirlediği fiyatla.
·
Diğer hissedarlar bu teklifi kabul etmezse hisse
aile dışına satılabilir mi? Hangi şartlarla? Yeni ortak kime nasıl kabul
edilir?
·
Zorla çıkış olmaz; bir hissedar performansı
düşük diye hissesinden çıkarılamaz. Ama kendi iradesiyle çıkmak isteyen için
yol açık ve kurallı olmalı.
Bu maddeler yazılırken rahatsız edicidir. Ama yazıldığında,
hiçbir kuzen “ben çıkmak zorundayım ama yolum yok” derdini
yaşamaz.
Büyükbaşları Severek ama Net Olarak Devre Dışı Bırakın
Birinci nesil emekli olduysa, hisselerini devrettiyse, artık
yönetim kararlarına dahil olmamalıdır.
Bu net bir kuraldır ama uygulamak zordur. Çünkü birinci
nesil hâlâ vardır ve fikirlerini açıklamak ister. Oğlunun ya da kızının hakkını
korumak ister. İyi niyetle, sevgiyle; ama müdahil olur.
Kuzenler bu konuda kolektif bir tutum sergilemek zorundadır.
Herhangi bir kuzenden kendi ebeveyninin etkisine açık kalması tüm dengeyi
bozar. Bu yüzden kuzenlerarası yazılı anlaşma şu maddeyi içermeli: “Emekli
olan hissedarlar yönetim kurulunda görev almaz, icra kararlarına müdahale
etmez, bireysel olarak hissedarları etkilemeye çalışmazlar. Görüşleri talep
edilirse Hissedarlar Kurulunda dile getirilir.”
Bu maddeyi yazmak kolaydır; uygulatmak zordur. Ama
uygulanmadığı her gün, kuzenlerin ortaklığı biraz daha erir.
Aile Anayasası Kuzenlere Has Maddeler İçermeli
Aile anayasamız var diyebilirsiniz. Ama o anayasa birinci
nesil için yazıldı. Kuzenlerin ilişkileri için ayrı maddeler gerekir.
Kuzenler anayasasında olması gereken bazı sorular:
·
Kuzenlerin şirket içindeki istihdam koşulları
nedir? Hissedar olmak otomatik pozisyon sağlar mı?
·
Bir dalın tüm kuzenleri şirkette çalışabilir mi?
Yoksa her daldan kaç kişi sınırlaması var mıdır?
·
Kuzenler arasında terfi ve maaş kararları nasıl
alınır? Aile bağına göre mi, performansa göre mi?
·
Üçüncü nesil (yani kuzenlerin çocukları) şirkete
girebilir mi? Hangi şartlarla? Bu netleştirilmezse her geçen on yılda hissedar
sayısı katlanır ve şirketin sahibi kim sorusu yanıtsız kalır.
·
Anlaşmazlıklarda arabulucu kim olacak? Aile
içinden biri bu rolü üstlenemez. Bağımsız bir arabulucu belirlenmeli, adı
anayasaya yazılmalı.
Kuzen Toplantıları Aile Toplantısı Olmamalı
Kuzenler bir araya geldiğinde iki farklı toplantı vardır: iş
toplantısı ve aile toplantısı. Bu ikisinin karışması her ikisine de zarar
verir.
İş toplantısında gündem vardır, karar alınır, tutanak
tutulur. Aile toplantısında çocuklar koşar, büyükler hatıra paylaşır, yemek
yenir. Bunları ayırmak hem ilişkilere hem iş yönetimine iyilik eder.
Pek çok kuzen ortaklığında bu ayrımı yapamıyorlar. İş
toplantısı yemekle, sohbetle ve çocuklarla başlar. Ortasında ciddi bir karar
gündeme gelir. O karar aile atmosferinde ne tam tartışılabiliyor ne de tam
ertelenebiliyor. Yarım bırakılıyor. Yarım kararlar ilerleyen yıllarda patlıyor.
Birbirinizi Tanımak İçin Yatırım Yapın
Tüm bu yapıların altında yatan en temel şart şudur: kuzenler
birbirini yeterince tanımalıdır. Yapılar önemlidir; ama güven olmadan hiçbir
yapı tutmaz. Ve güven, tanışıklıktan doğar.
Yılda bir Aile Meclisi'ni, iki yılda bir ortak bir seyahati
ya da her ay sadece kuzenler arasında gayri resmî bir kahvaltıyı küçümsemeyin.
İş dışında geçirilen zaman, masada iş konuşurken ortaya çıkan gerginliği
azaltır. Birlikte güldüğünüz an, birlikte anlaşamadığınız ana denk düştüğünde
bir tampon görevi görür.
Kuzenlerin birbirini tanımaması, yönetim yapılarıyla
çözülecek bir sorun değildir. Bu ancak zaman ve niyet ile çözülür. O zamanı ve
niyeti oluşturmak da ortaklığın bir parçasıdır.
4. Üçüncü Nesil İçin Not
Bu yazının büyük bölümü ikinci nesil kuzenler için. Ama
üçüncü nesle de bir söz söylemeliyim.
Siz birbirinizi yeterince tanımıyorsunuz. Bu sizin hatanız
değil. Farklı şehirlerde, farklı imkânlarda, farklı hayatlarda büyüdünüz.
Büyükbabanın mirası sizi bir anda ortak yaptı.
Ama şimdi yapacağınız en büyük yatırım, hisseleri düzeltmek
ya da şirket yapısını değiştirmek değil; birbirinizi tanımak. Yemeklerde,
seyahatlerde, iş dışında. İnsan yalnızca bildiği kişiye güvenebilir. Güven
olmadan ortaklık, hukuki bir zorunluluktan ibaret kalır.
Büyükbabanızın mirası sizi ortak kıldı. Ama birlikte
büyüyecek olmayı siz seçmelisiniz.
Son Söz
Kardeşler ortaklığında iki insan anlaşamaz. Kuzenler
ortaklığında iki aile anlaşamaz. Bu fark küçük görünür ama sonuçları çok daha
ağırdır.
Bununla birlikte kuzenler ortaklığının yürüdüğü şirketler de
var. Bunlarda ortak olan şey şudur: iyi niyet yetmez, iyi niyetin bir yapıya
oturtulması lazım. O yapı kurulmuş, kuralları yazılmış, herkes o kuralların
gerçekten geçerli olduğunu hissetmiş.
Yazısız aile şirketleri ne kadar sürerse sürsün, bir gün bir
kriz yaşayacaktır. Yazılı kuralları olan şirketler de kriz yaşar ama daha
sağlıklı çıkar. Çünkü o kriz anında ellerini atacak bir belgeleri vardır. O
belge o anı hem yavaşlatır hem soğutur hem de çözüme kavuşturur.
Kuzen olmanız sizi ortak yaptı. Ortaklığınızı ayakta tutacak
olan ise yazılı bir sistem ve birbirinize duyduğunuz saygı. Bu
ikisi olmadan ne kadar çok sevinişseniz de masa altında biriken hesaplar gün
gelir onun üstüne çıkar.
Ek okuma önerim: Kardeş
Ortaklar Birbirine Nasıl Davranmalı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder