Aile şirketinde büyüdünüz. Babanızın, amcanızın, ailenizin
kurduğu bu şirkette çocukluğunuzdan beri bir şeyler gördünüz, bir şeyler
duydunuz. Belki küçükken fabrikayı merakla gezdiniz, belki toplantılarda bir
köşede oturdunuz, belki yemek masasında iş konuşmalarını dinlediniz. Sonra
büyüdünüz, şirkete girdiniz. Bir gün bu işin sizin olacağını biliyorsunuz. Ya
da en azından öyle söyleniyor.
Peki o “bir gün” için gerçekten hazır mısınız?
Devir günü çoğu veliaht için sürpriz değildir. Ama
hazırlıksız yakalanmak için son derece elverişlidir. Çünkü şirkete erken yaşta
girip işi öğrendim zannedenler, aslında işin yalnızca bir kısmını öğrenmiş
olabilirler. Yöneticilik başka şeydir, sahiplik başka. İkincisi çok daha
ağırdır.
Bu makaleyi, o ağırlığa hazırlanmak isteyenler için yazdım.
1. Önce Şunu Sorun: Ben Neden Buradayım?
Aile şirketinde çalışmanızın gerçek sebebini kendinize
dürüstçe sormalısınız. Çünkü bu sorunun cevabı, bundan sonraki her adımınızı
şekillendirir.
Baskıdan mı girdiniz? Başka seçeneğiniz olmadığını
düşündüğünüz için mi? Babamı kıramam diye mi? Yoksa gerçekten istediğiniz için
mi?
Bunu neden soruyorum? Çünkü mecburiyetle gelen veliaht,
yıllar geçtikçe içten içe kanar. Kariyer değil, hapis gibi hisseder. Ve bu his
er ya da geç dışarı çıkar; ya ilgisizlik olarak, ya huzursuzluk olarak, ya da
bir gün kapıyı çarparak gitmek olarak.
Eğer gerçekten bu işi seçtiyseniz, iyi. O zaman devam edin,
hazırlanın.
Eğer mecburiyetten geldiyseniz, önce bunu kendinize kabul
edin. Sonra şu soruyu sorun: “Bu işi sevmek için ne gerekiyor?” Bazen
sevgi, tanıdıkça gelir. Bazen gelmez. Ama her iki durumda da dürüst olmak,
zamanla size çok şey kazandırır.
Bir not: kız evlat olarak bu soruyla yüzleşmek daha da zorlu
olabilir. Aile beklentileri, toplumsal baskı ve “zaten evlenip gidecek”
algısı bir arada gelir. Bu zorluk gerçektir. Ama sorunun kendisi aynıdır: bu
işi gerçekten istiyor musunuz? Cevap “evet” ise, hazırlanma
süreci sizin için de aynı ciddiyeti hak ediyor.
2. İşi Gerçekten Öğrenin
Birçok veliaht şirkete girer, birkaç yılda departmanlarda
dolaşır ve kendini “işi bilen” zanneder. Oysaki aile şirketinde büyümek, işi
bilmek değildir. İşi sahiplenmek çok daha fazlasını gerektirir.
Tüm Departmanları İçeriden Görün
Sadece ziyaret etmeyin, oturun. Satın alma masasında en az
üç ay geçirin. Üretim hattında bir gün değil, bir ay çalışın. Müşteri
ziyaretlerine çıkın. Tedarikçi görüşmelerine girin. Şikâyetleri bizzat
dinleyin. Bu rotasyon sizi yoracak ama hiçbir eğitim bu deneyimin yerini
alamaz.
Sahaya İnin
Şirketteki en kıdemli çalışanlarla zaman geçirin. Onlar
babanızdan belki daha çok şey bilir; şirketin tarihini, müşterilerin
alışkanlıklarını, hangi krizden nasıl çıkıldığını. Bu insanlara saygıyla
yaklaşın. Sorular sorun. Dinleyin. “Patronun oğluyum” havasıyla değil,
öğrenci gibi davranın. Onlar size yıllarca verilen en değerli eğitimi ücretsiz
sunarlar.
Şirketin Rakamlarını Gerçekten Öğrenin
Bilançoyu okuyamazsanız, şirketi yönetemezsiniz. Bu cümle
basit görünür ama uygulamada pek çok veliahtın en büyük zafiyeti tam da
burasıdır. Yıllarca şirkette çalışmış, her toplantıya girmiş, her kararın
yanında bulunmuş veliahtlar bile finansal tabloları gerçekten okuyamayabiliyor.
Çünkü kimse onlara sormadı, onlar da sormadı.
Gelir tablosunu, nakit akışını, brüt marjı, FAVÖK'ü anlayın.
Bunların ne anlama geldiğini değil, sizin şirketinizde ne anlama geldiğini
öğrenin. Brüt marjınız sektör ortalamasının nerede? Nakit döngünüz kaç gün?
Stoklarınız ne kadar süre bekliyor? Alacaklarınızı kaç günde tahsil
ediyorsunuz?
Rakamlar sizi sıkıyorsa bu sıkıntıyı yenin. Çünkü
devralacağınız şeyin gerçek tablosunu rakamlar söyler. Ve o tabloyu okuyamayan
biri, şirketi yönettiğini değil şirket tarafından yönetildiğini fark edemez.
Bir adım daha: şirketin rakamlarını öğrenmek yetmez,
şirketin gerçek rakamlarını öğrenin. Resmi tablolarla fiili durumun ne kadar
örtüştüğünü sorgulayın. Bu soruyu sormak size zor gelebilir; ama devralmadan
önce bilmeniz gereken en önemli şeylerden biridir.
Dış Dünyaya da Bakın
Sektörünüzü takip edin. Rakiplerinizi yakından izleyin.
Müşterilerinizin dünyasını anlayın. Kim ne yapıyor, neden bazıları büyüyor,
neden bazıları küçülüyor? Bu soruların cevaplarını kendiniz arayın.
Şirket içinde kalıp yalnızca iç dünyayı öğrenen veliaht, bir
süre sonra penceresiz bir odada yaşayan biri gibi olur.
Başka Şirketlerde Çalışın
Mümkünse aile şirketine girmeden önce başka bir kurumsal
firmada en az iki-üç yıl kendi çabanızla çalışın, terfi alın, patronunuzdan
fırça yiyin. Başkasının yanında pişmeyen veliaht, kendi şirketinde ne kadar
piştiğini asla ölçemez. Dış deneyim yalnızca CV'ye bir satır eklemez; size
karşılaştırma yeteneği kazandırır. “Biz hep böyle yaptık” cümlesinin
doğru mu yanlış mı olduğunu ancak başka bir yerde çalışmış biri ayırt edebilir.
3. Kendinizi Geliştirin
Pek çok veliaht şirkete o kadar gömülür ki kendini
geliştirmeyi unutur. Şirket büyür ama veliaht büyümez. Ve o veliaht bir gün
şirketi devraldığında, şirket onu aşmış olur.
Okuyun ve Öğrenmeyi Sürdürün
Her ay en az bir kitap. Yalnızca işle ilgili değil;
psikoloji, tarih, biyografi, strateji. Okuyan insan farklı düşünür. Ama şunu
eklemek isterim: aile şirketleri üzerine yazılmış kaynaklara özellikle zaman
ayırın. Bu alanda üretilmiş akademik çalışmalar, vaka analizleri ve deneyim
kitapları vardır. Kendi şirketinizde yaşadıklarınızı başkalarının
deneyimleriyle karşılaştırmak, hem kendinizi hem süreçleri daha iyi anlamanızı
sağlar.
MBA düşünün; yöneticilik programlarına katılın. Yurt dışında
bir programa gidin, farklı kültürlerden iş insanlarıyla tanışın. Sektörünüzle
ilgili sertifikalar alın. Bu yatırımın geri dönüşü, harcadığınızdan çok daha
büyük olacaktır.
Dil Öğrenin
Türkçe yetmez. En az bir yabancı dil, tercihen iki.
Şirketinizin bugün yurt dışı müşterisi olmasa bile yarın olabilir. Yabancı dil
bilmek, dünyayı daha geniş okumak demektir. Rakiplerinizin yabancı kaynaklarda
ne yaptığını takip edebilmek, sektörünüzdeki küresel trendleri doğrudan
birincil kaynaklardan okuyabilmek başlı başına büyük bir rekabet avantajıdır.
Dijital Yetkinlik Edinin
Bu maddeyi ayrıca yazmak zorundayım çünkü veliahtların en
çok göz ardı ettiği konu budur.
Dijital yetkinlik, sosyal medyayı kullanmak değildir.
Şirketin verilerini okuyabilmek, ERP ve CRM sistemlerini anlamak, dijital satış
kanallarının mantığını kavramak, müşteri davranışlarını veriyle analiz
edebilmek demektir. Hatta hayatımıza yeni giren yapay zekâyı şimdiden tüm
boyutlarıyla anlamaya çalışın, iş hayatında nasıl kullanılabileceğini öğrenin,
aile şirketinize katkısı olup olmayacağını araştırın.
Birinci nesil dijital dönüşüme çoğunlukla direnir. Bu
direncin nedenlerini anlayabilir, ama aşması gereken kişi sizsiniz. Şirketi
devralacağınızda, dijital dönüşümü “bir gün yapacağız” kümesinden “bugün
yönetiyoruz” kümesine taşımak sizin sorumluluğunuzda olacak. Hazırlıksız
yakalanmayın.
Koç veya Mentör Edinin
Bir aile büyüğü değil, dışarıdan biri. Sizi tanımayan, size
akraba olmayan, doğruyu söylemekten çekinmeyecek biri. Bu kişi size ayna
tutacak. Görmek istemediğiniz şeyleri gösterecek. Bu bazen acı verir ama
büyütür.
Mentörünüzü seçerken dikkat edin: sizi onaylayan değil, sizi
zorlayan biri olsun. Aile şirketlerinde büyüyen veliahtların etrafı çoğu zaman
“patronun çocuğu” diye yaklaşan insanlarla doluyor. Gerçeği size söyleyecek
birini bulmak ve o kişiyi tutmak, belki de yapacağınız en değerli yatırımdır.
Psikolojik Gelişiminizi İhmal Etmeyin
Aile şirketinde büyümek güzel olduğu kadar ağırdır da.
Beklentilerin ağırlığı, karşılaştırmalar, “patronun oğlu” veya “patronun kızı”
etiketi, veliaht olmayan kardeşlere ya da kuzenlere karşı duyulan suçluluk
hissi, bunlar iz bırakır. Bu izleri fark etmek ve üzerinde çalışmak, hem iş
hayatınızı hem özel hayatınızı olumlu etkiler. Gerekirse bir psikologla ya da
iş koçuyla görüşmekten çekinmeyin.
Güçlü insan yardım istemekten çekinmez. Tam tersine, güçlü
insan neye ihtiyacı olduğunu bilir ve onu arar.
4. Liderlik Rütbeyle Gelmez, Güvenle Gelir
Şirketi devraldığınızda herkes size “patron”
diyecek. Ama lider olmanız için bu yetmez. Liderlik, sandalyenin değil
davranışın ürünüdür. Ve o davranışın temeli şimdiden, devir günü gelmeden çok
önce atılır.
İnsanları dinleyin. Gerçekten dinleyin. Yarım kulakla değil,
cevabınızı hazırlarken değil, telefona bakarak değil. Dinleyen lider, konuşan
liderden çok daha güçlüdür. Çünkü dinlemek, karşınızdakine “sen önemlisin”
demektir. Ve önemsendiğini hisseden insan, size dürüstçe konuşur.
Empati kurun. Çalışanlarınızın hayatına, kaygılarına,
beklentilerine ilgi gösterin. Onları sadece “kaynak” olarak görmeyin. Kim hangi
zorluğu yaşıyor, kimin annesi hasta, kim evine uzak oturduğu için yoruluyor,
bunları bilmek sizi uzaklaştırmaz, tam tersine size güven kazandırır.
Hata yaptığınızda kabul edin. Veliahtlar çok sık hata yapar
ama az sıklıkla kabul eder. “Patronun oğluyum, yanılmam” havasına
girmeyin. Hata yaptınız mı? Söyleyin. Özür dileyin. Bir daha yapmamak için ne
yapacağınızı açıklayın. Bu davranış sizi küçültmez, büyütür.
Söz veriyorsanız tutun. Güven, söylenenle yapılan arasındaki
tutarlılıktan doğar. Tutarsız biri güvenilir değildir. Güvenilmez biri lider
olamaz.
Azarlamayın. Ne çalışanlarınızı ne kuzenlerinizi ne de
ailenin diğer veliahtlarını. Azarlamak insanı sindirmez, kaçırır. Sizi
sindirilen değil, sayılan biri yapın. Sayılan biri olmak; sesini yükseltmekle
değil, tutumunu korumayla olur.
5. Birinci Nesille İlişkinizi Doğru Kurun
Bu kısım çok kritik. Çünkü pek çok veliaht ya aşırıya kaçar:
ya birinci nesle körü körüne itaat eder ya da onlarla sürekli çatışır. İkisi de
yanlıştır.
Birinci nesilden öğrenin. Onların her dediği doğru
olmayabilir ama her söylediklerinde bir deneyim var. O deneyimi küçümsemeyin.
Onlardan farklı düşündüğünüzde bunu saygıyla, gerekçeyle ve doğru zamanda
söyleyin. Toplantı ortamında değil, baş başa bir anda.
Birinci nesli aşmaya çalışmayın. Zamanı geldiğinde
zaten devir olacak. Aceleci davranmak, babanızın veya amcanızın koltuğunu erken
almak istemek, hem sizi hem ilişkiyi hem de şirketi zehirler.
Ama şunu da bilin: Eğer yanlış gördüğünüz bir şey
varsa, söylemeyip sineye çekmek sizi içten eritir. Söyleyin; ama zamanını,
yerini ve üslubunu iyi seçin.
Ve bir şeyi hiç yapmayın: birinci nesilden
edindiğiniz bilgiyi, onları küçük düşürmek ya da haklılığınızı kanıtlamak için
kullanmayın. Şirketi birlikte devralacak olduğunuz gerçeği, o ilişkiyi
korumanızı zorunlu kılar. O ilişki bir gün devrin önündeki en büyük
kolaylaştırıcı ya da en büyük engel olacak.
6. Kuzenlerinizle İlişkinizi İhmal Etmeyin
Aile şirketinde en sık ihmal edilen şey budur. Herkes işe,
rakamlara, müşterilere odaklanır. Kuzenlerle ilişki arka plana düşer.
Oysaki ilerleyen yıllarda şirketi birlikte yönetecek olanlar
sizsiniz. Birinci nesil çekildiğinde, masanın etrafında sadece siz
kalacaksınız. O masada nasıl konuştuğunuz, nasıl karar aldığınız, birbirinize
nasıl davrandığınız, bunlar şimdiden şekilleniyor.
Kuzeninizin başarısını alkışlayın. Onun başarısı sizin
başarınızdır, çünkü aynı şirketin hissedarlarısınız. Kuzeninizin zor anında
yanında olun. Birbirinizi rakip değil, ortak olarak görün.
Dedikodu yapmayın. Ne birbirinizin arkasından ne de
büyüklere birbiriniz hakkında. Duyulur. Ve güven, duyulunca geri gelmez.
Şunu da söyleyeyim: kuzenlerle ilişki, iş ortaklığı öncesi
arkadaşlık zeminine ihtiyaç duyar. Yılda bir-iki sefer iş dışında bir araya
gelin. Yemekte, tatilde, spora giderek. İş dışında birlikte geçirilen zaman, iş
masasındaki gerginliği azaltır. Birlikte güldüğünüz an, birlikte
anlaşamadığınız ana denk düştüğünde bir tampon görevi görür.
7. Kendi Finansal Hazırlığınızı Yapın
Bu bölümü eklemek zorundayım çünkü pek çok veliaht devir
gününe şirketi öğrenerek hazırlanır; ama kendi finansal pozisyonunu hazırlamayı
unutur. Oysa devir yalnızca bir unvan geçişi değildir; hukuki ve finansal
açıdan da derin bir dönüşümdür.
Hisseyi nasıl devralacağınızı öğrenin. Hisse bağış yoluyla
mı, satış yoluyla mı, miras yoluyla mı devredilecek? Her birinin farklı
vergisel sonuçları var. Bu soruları erken sormak, hem sizi hem aileyi gereksiz
maliyetlerden korur. Devir gerçekleşmeden önce bir vergi danışmanıyla veya
avukatla bu tabloyu netleştirin.
Kişisel varlıklarınızı şirket varlıklarından ayırın. Pek çok
veliaht devir öncesinde kendi finansal hayatını şirketten bağımsız olarak
kurmamış olur. Kişisel bir birikimi, kişisel bir yatırımı, kişisel bir
güvencesi yoktur. Şirket giderse her şey gider. Bu kırılganlığı fark edin ve
erken önlem alın.
Evlendiyseniz ya da evlenmeyi düşünüyorsanız, evlilik
sözleşmesi konusunu bir avukatla görüşün. Devralacağınız hisselerin boşanma
durumunda nasıl ele alınacağı, hem sizi hem diğer hissedarları hem de şirketi
doğrudan ilgilendirir. Bu konuşmayı yapmak güvensizlik değil, sorumluluktur.
Şirketin gerçek finansal sağlığını devralmadan önce bağımsız
gözle değerlendirin. Babamın şirketi iyidir diye teslim almayın. Bağımsız bir
mali müşavir ya da denetçi tutun. Bilançoyu, borç yapısını, müşteri
konsantrasyonunu, olası riskleri bağımsız bir gözle inceleyin. Bu hem sizi
korur hem de devir sonrasında sürprizlerle karşılaşmanızı önler.
8. Aileye de Yatırım Yapın, Dışarıda da Görünür Olun
Aileye Yatırım Yapın
Devir gününe hazırlanan veliaht yalnızca işi öğrenmeye
odaklanır. Ama aile şirketinin iki ayağı vardır: şirket ve aile. Biri sakat
olunca diğeri de zamanla tökezler.
Aile toplantılarına hazırlıklı gelin, katkıda bulunun. Aile
anayasasını okuyun, içini anlayın. O belge bir kâğıt parçası değil, ailenin
ortak aklının ürünüdür. Büyüklerinizle zaman geçirin; şirketin nasıl
kurulduğunu, hangi krizlerden geçildiğini, hangi kararların nelere mal olduğunu
öğrenin. Bu hikâyeler size hiçbir kitabın veremeyeceği bir birikim sunar.
Dışarıda da Görünür Olun
Şirketten ibaret bir veliaht, şirket olmadan var olamayan
biridir. Bu kırılganlıktır, güç değil. Devir gününden önce kendi adınıza bir
itibar inşa etmiş olmak, devirden sonra size çok şey kazandırır.
Sektörünüzdeki dernek ve platformlara katılın. Konferanslara
gidin, fikirlerinizi paylaşın. Müşterilerinizin ve tedarikçilerinizin
dünyasıyla bağ kurun. Şirketten bağımsız olarak sizinle iş yapmak isteyen
insanlar olduğunda, devraldığınız şeyin değeri de artar. Çünkü yalnızca mirası
değil, kendi katkınızı da o masaya getiriyorsunuz.
9. Sabırlı Olun — Ama Sabır Pasif Bir Bekleyiş Değildir
Devir günü bir anda gelmez. Ve gelmesi için acele
edilmemelidir.
Birinci neslin koltuğu bırakması kolay değildir. O koltuğa
yıllarını, enerjisini, kimliğini koymuştur. Şirket çoğu zaman onun en yakın
ilişkisidir. Bir anda bırakmasını beklemek ne gerçekçidir ne de adil.
Ama şunu da söylemek gerekiyor: veliahtın sabrı pasif bir
bekleyiş olmamalıdır. Bekleme sürecinde kendinizi geliştiriyorsanız, güven inşa
ediyorsanız, şirkete katkı sunuyorsanız, bu sabır sizi güçlendirir. Ama bekleme
sürecinde yalnızca mevcut durumu sürdürüyor, ne öğrenip ne de büyümüyorsanız,
devir günü geldiğinde sizi hazırlıksız bulacaktır.
Bir soruyla yüzleşin: devir olmasaydı, bu şirkette
çalışmaya devam eder miydiniz? Cevabınız evet ise, o enerjiyi şimdiden ortaya
koyun. Cevabınız hayır ise, birinci nesille açık ve dürüst bir konuşma yapmak
her iki taraf için de daha doğru olacaktır.
Ve bir olasılığa da hazırlıklı olun: devir
planlanandan çok geç gelebilir. Birinci nesil sağlık sorunuyla karşılaşabilir.
Piyasa koşulları devri zorlaştırabilir. Aile içinde beklenmedik bir anlaşmazlık
çıkabilir. Bu senaryolara hazırlıklı olmak, o günler geldiğinde paniğe kapılmak
yerine baş etmenizi sağlar.
Hazır olduğunuzda, o koltuk zaten size gelecektir. Almak
için mücadele etmenize gerek kalmayacak. Ve şunu hiç unutmayın: devir günü bir
bitiş değil, bir başlangıçtır. O gün için hazırlandığınız kadar, o günden
sonrası için de hazırlanmanız gerekir.
Son Söz
Devir gününe hazırlanmak; bir unvanı beklemek değil, o
unvanı hak etmek için çalışmaktır. Bu çalışma sabır ister, alçakgönüllülük
ister, sürekli öğrenme ister.
Aile şirketleri dünyada binlerce yıllık bir gelenek taşır.
En uzun yaşayanlar, en büyük olanlar değildir. En hazırlıklı olanlar, en
birlikçi olanlar, her nesilde kendini yeniden kuranlar olmuştur.
Bu yazıda anlattıklarımın büyük bölümü zahmetlidir. İşi
gerçekten öğrenmek zahmetlidir. Dışarıda çalışmak zahmetlidir. Psikolojik
olarak büyümek zahmetlidir. Birinci nesille doğru ilişki kurmak zahmetlidir.
Kendi finansal hazırlığınızı yapmak zahmetlidir.
Ama devralacağınız şirket de zahmetli bir mirası temsil
ediyor. O emek size emanet. Ve emanete en büyük saygı, hazırlıklı olmaktır.
Siz de o geleneğin bir halkası olabilirsiniz. Yeter ki devir
gününü beklerken kendinizi de geliştirmeyi unutmayın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder