8 Haziran 2023 Perşembe

Kardeş Ortaklar Birbirine Nasıl Davranmalı?

 

Yıllar önce danışmanlık yaptığım bir şirkette iki kardeş vardı. Büyük kardeş genel müdürdü, küçük kardeş satıştan sorumluydu. İkisi de zeki, ikisi de çalışkandı. Abi şirketin geneline hakim olmaya, strateji geliştirmeye çalışıyordu, küçük kardeş plasiyer satış ekibine ve müşterilere hakimdi. Ayrıca vakit buldukça üretimle de ilgileniyordu. Abi genelde makam odasındaydı, küçük kardeş hep sahadaydı.

 

Küçük kardeş elinden geleni yapıyor, satışları artırmak için çırpınıyordu. Şirket uzun zamandır yerinde saydığı, büyüyemediği ve yeterli kâr üretemediği için abi durumdan hoşnut değildi. Bir şeyleri iyileştirmek istiyordu ama nereden başlaması gerektiğini bilmiyordu. Sürdürülebilir büyüme yakalayamamaktan kardeşini sorumlu tutuyor, onu hor görüp, sık sık azarlıyordu. Küçük kardeş ise her şeyi sineye çekip, başı kesik tavuk gibi çırpına çırpına çalışmaya devam ediyordu.

 

Bir gün küçük kardeş beni yalnız buldu. “Abim beni hiç dinlemiyor” dedi. “Toplantıda bir şey söylüyorum, yüzüme bakıyor, düşüncelerimi kaale almıyor. Ben de artık söylemiyorum.” Birkaç ziyaret sonrasında da büyük kardeş “Kardeşim hiç fikir üretmiyor” dedi. “Hep bekliyor. Ben karar veriyorum, o da uyguluyor. Böyle olmaz.

 

İki kardeş aynı şirkette, aynı masada, her gün yan yaneydi. Ama birbirini duyamıyordu.

 

Bu tablo bana yabancı değildi. Yıllarca aile şirketlerine danışmanlık yaptım ve şunu gördüm: kardeş ortaklıkları, en yakın ilişkiden doğduğu için hem en güçlü hem de en kırılgan ortaklıklardır. Kardeşler birlikte büyümüştür, birbirini tanır, birbirine güvenir. Bu yakınlık ortaklığın en büyük avantajıdır. Ama aynı yakınlık, zamanla ortaklığın en büyük zafiyetine de dönüşebilir. Çünkü kardeşler arasındaki ilişki duygusaldır; duygusal ilişkiler ise kırılgandır.

 

İşte bu yüzden kardeş ortaklıkları, iyi yönetilmezse en uzun süren kavgaların, en derin küslüklerin ve en ağır kayıpların yaşandığı yapılara dönüşür. Hem şirket dağılır hem aile.

 

Peki bu nasıl önlenir? Kardeş ortaklar birbirine nasıl davranmalı?

 

Büyük Kardeş Olmak Ayrıcalık Değil, Sorumluluktur

Kardeş ortaklıklarının en sık karşılaştığım hastalığı şudur: büyük kardeş kendini ortak değil, patron gibi görür. Oysaki hisse eşitse söz hakkı da eşit olmalıdır. Yaş, kıdem ve tecrübe saygıyı gerektirir; ama tartışmasız itaati değil.

 

Büyük kardeş, küçük kardeşlerini kendi evlatları gibi görmeye başlarsa ortaklık biter. Çünkü evlatlar itaat eder, ortaklar itiraz eder. İtiraz edemeyen bir ortak zamanla ya sinip gider ya da patlar. Her iki durumda da şirkete zarar verir.

 

Büyük kardeşin kendine sorması gereken soru şudur: “Küçük kardeşlerim bana gerçekten serbest bir ortam içinde itiraz edebiliyor mu?” Eğer cevap “hayır” ya da “emin değilim” ise, büyük kardeş farkında olmadan otoriterleşmiş demektir. Bu farkındalık, değişimin ilk adımıdır.

 

Küçük Kardeş Olmak Sessizlik Değil, Cesaret İster

Öte yandan küçük kardeşler de suçsuz değildir. “Büyüğüme saygısızlık etmiş olmayayım” düşüncesiyle yuttuğu her söz, zamanla içte büyüyen bir şikayete dönüşür. Yuttuklarını dışarıda (eşlerine, çocuklarına, arkadaşlarına) anlatır. Bu dedikodu ateşi hem aileyi hem şirketi zehirler.

 

Küçük kardeşin görevi susmak değil, doğru zamanda doğru biçimde konuşmaktır. Büyük kardeşin önünde değil, onunla konuşmak. Toplantı salonunda değil, baş başa bir ortamda. Öfkeyle değil, dürüstlükle.

 

Cesaret, bağırmak değildir. Asıl cesaret, büyük kardeşe saygıyı koruyarak söylemek istediğini söyleyebilmektir.

 

Herkes Kendi Alanında Lider Olsun

Kardeş ortaklıklarının en büyük tuzaklarından biri şudur: her şeyi bir kişi yönetmeye çalışır, diğerleri figüran kalır. Bu hem verimsizdir hem de uzun vadede yıkıcıdır. Figüran ortak, zamanla sorumsuz ortağa dönüşür. Ve sorumsuz ortak, eninde sonunda şirketin yüküne değil yüküne dönüşür.

 

Çözüm basittir: her ortağın net bir sorumluluk alanı olmalıdır. Kim neye bakıyor, kim neye karar veriyor, kim kime hesap veriyor. Bunlar yazıyla belirlenmeli ve herkes tarafından kabul edilmelidir. Böyle bir yapıda kimse kimsenin alanına girmez; ama önemli kararlar birlikte alınır.

 

Ortak olmak demek, her konuya burnunu sokmak değil; kendi alanında tam yetkiyle hareket etmek ve diğer alanlara saygı göstermektir.

 

Şirkette ilgilenilmesi gereken konula ortak kardeş sayısı kadar kümelenmeli ve her bir küme bir kardeşin hamiliğine verilmelidir. Örneğin bir kardeş satış ve pazarlama ile ilgilenirken, diğer bir kardeş tedarikçilerle ilişkiler, satın alma ve lojistikle ilgilenebilir. Bir diğer kardeş de mali ve idari işlerle ilgilenebilir. Bir başka kardeş de iş geliştirme, kurumsallaşma, ERP programı, dijitalleşme gibi konularla ilgilenebilir. Bu iş paylaşımı şirketi daha da ileri götürürken, her kardeşin de tatmin edici sorumluluklara ve yetkilere sahip olmasını sağlar.

Ortak Olmak, Çalışmak Zorunda Olmak Değildir

Kardeş ortaklıklarında sık karşılaştığım bir baskı vardır: “Sen de şirkette bir şeyler yap.” Bu baskı bazen büyük kardeşten gelir, bazen diğer ortaklardan, bazen de ortağın kendi vicdanından.

 

Ama şunu netleştirmek gerekiyor: ortak olmak, şirkette aktif görev almayı zorunlu kılmaz.

 

Liyakati olan kardeşiniz şirketi yönetsin. Siz hissedar olarak hissedarlar kurulunda, yönetim kurulunda ya da davet edildiğiniz icra toplantılarında görüş bildirin. İşe her gün gelmek zorunda değilsiniz; ayda birkaç kez de olur. Önemli olan katkınızın kalitesidir, masada geçirdiğiniz saatin uzunluğu değil.

 

Asıl tehlike şuradadır: işi yönetecek kapasitede olmayan bir ortak, “ben de bir şeyler yapmalıyım” baskısıyla şirketin içine girer ve liyakatli kardeşinin önünde engel olmaya başlar. Bunu yapmamak hem şirkete hem ortaklığa hem de o kardeşin kendi onuruna yapılabilecek en büyük iyiliktir.

 

Ortak olarak en değerli katkınız bazen şudur: doğru insanın önünü açmak ve çekilmek.

 

Çalışanların Çift Başlılığı Kullanmasına Fırsat Vermeyin

Kardeşler arasındaki iletişim kopukluğu sadece kardeşlerin ilişkisini bozmaz; şirket içindeki yöneticiler ve çalışanlar için de kullanışlı bir boşluk yaratır.

 

Kardeşlerin yetki alanlarının net olmadığı veya aralarında soğuk rüzgarların estiği yapılarda, uyanık yöneticiler bu durumu hızla fark eder. Abinin reddettiği bir bütçeyi, projeyi veya talebi gidip küçük kardeşe onaylatmaya çalışan “patron avcısı” çalışanlar türer. Ya da tam tersi, küçük kardeşin talimatını abinin yanına gidip fısıldayarak iptal ettiren kurnazlıklar baş gösterir.

 

Bu durum şirkette kısa sürede taraflaşmalara, yetki kargaşasına ve derin bir çift başlılığa yol açar. Çalışanlar iş yapmaya değil, hangi kardeşin yanında duracaklarına odaklanmaya başlar.

 

Bu tuzağı bozmanın tek yolu şudur: Kardeşler, bir çalışan diğer kardeşle ilgili bir taleple geldiğinde anında şu soruyu sormalıdır: “Bu konuyu kardeşime sordun mu, o ne dedi?”

 

Bir kardeşin “hayır” dediği bir konuyu, diğer kardeş haberleşmeden “evet”e çevirmemelidir. Çalışanlar karşısında her zaman tek bir irade ve sarsılmaz bir duruş sergilenmelidir. Bir çalışanın kardeşleri birbirine düşürerek iş yürütmesine izin verildiği an, şirketteki tüm kurumsal disiplin çöker.

 

Azarlamak Ortağı Değil, Ortaklığı Öldürür

Ortakların birbirini (ya da bir ortağın evladını) başkalarının önünde azarlaması, küçük düşürmesi kabul edilemez bir davranıştır. Bunun için ne kadar haklı olunursa olunsun. Böyle bir olay kin birikimine ve silahların bilenmesine yol açar. Acımasızca ve fütursuzca eleştirene karşı soğuma başlar.

 

Eleştiri, karşınızdakinin saygınlığını zedelemeden yapılabiliyorsa değerlidir. Yapılamıyorsa, o eleştiriyi yapmak için doğru zaman gelmemiş demektir; bir adım geri çekilin, soğuyun ve sonra baş başa konuşun.

 

Özellikle şunu hiç unutmayın: bir ortağın evladını diğer ortakların önünde azarlamak, o ortağı da küçük düşürmektir. Bu tür yaralar uzun süre kapanmaz. Şirket toplantısında başlayan bir azarlama, o gece o ortağın evinin huzurunu bozar. Ertesi sabah işe gelen ortak, dünden daha küskün gelir.

 

Ben Yaptım Oldu” Demeyin

Kardeş ortaklıklarında güveni sarsan en yaygın davranışlardan biri şudur: önemli bir kararı ortaklara danışmadan alıp, sonradan bildirmek. Karar ne kadar doğru olursa olsun, bu yaklaşım diğer ortaklara “sizi bu karara layık görmedim” mesajını verir.

Şirketi etkileyen her önemli karar (yeni bir yatırım, önemli bir personel değişikliği, büyük bir harcama)  ortakların bilgisiyle alınmalıdır. “Onay almak zaman kaybı” diyenler yanılıyor. Onay almak değil, istişare etmek söz konusudur. İstişare etmek ise zaman kaybı değil, ortaklığa yatırımdır.

 

Kendi başına karar alıp uygulamayı alışkanlık haline getiren ortak, zamanla diğer ortakların gözünde güvenilirliğini yitirir. Güven bir kez yitirildi mi, geri kazanmak yıllarca sürer.

 

Şirket Parası Ortak Parası Değildir

Kardeş ortaklıklarında krizlerin önemli bir kısmı para meselesinden çıkar. Ortaklardan birinin şirketten haber vermeksizin para çekmesi, şirket imkânlarını kişisel işleri için kullanması, diğerlerinden daha yüksek maaş ya da daha fazla prim alması, ve benzerleri, bunların hepsi ortaklığın temelini kemirir.

 

Adil bir paylaşım sistemi kurun. Maaşlar, primler, kâr payları, hepsini yazılı ve şeffaf bir çerçeveye oturtun. Kim ne alıyor, neden alıyor, hangi kritere göre alıyor, bunları netleştirin. Netleştirilmemiş her para meselesi, ileride kavgaya dönüşecek bir tohum taşır.

 

Aynı şekilde ortakların eşlerini, çocuklarını ve akrabalarını şirketten kayıran uygulamalar da zamanla diğer ortakları zehirler. Aile şirketinde kayırmacılık, şirket içinde adalet duygusunu tahrip eder ve en yetenekli çalışanları iter.

 

Kardeş ortaklıklarında adalet, her konuda “birebir eşitlik” demek değildir. En büyük huzursuzluklar, şirkette gecesini gündüzüne katan çalışan kardeş ile operasyonda yer almayan veya daha az yük taşıyan kardeşin aynı parayı kazanmasıyla başlar.

 

Bu adaletsizlik hissini ve biriken içten içe öfke duygusunu önlemenin tek yolu, iki farklı gelir türünü birbirinden net bir şekilde ayırmaktır:

·         Yönetici Maaşı (İcra Geliri): Şirkette aktif olarak çalışan, sorumluluk üstlenen ve mesai harcayan kardeş; yürüttüğü görevin (örneğin Satış Direktörü veya Genel Müdür) piyasadaki emsali ve değeri neyse o yönetici maaşını almalıdır. Bu para emek ve sorumluluğun karşılığıdır.

·         Hissedar Kâr Payı (Temettü): Şirketin yıl sonunda elde ettiği net kârdan dağıtılacak tutar ise, şirkette çalışsın ya da çalışmasın tüm kardeşlere hisse oranları nispetinde eşit ve şeffaf olarak dağıtılır. Bu da sermayenin ve mülkiyetin karşılığıdır.

 

Çalışan kardeş ile çalışmayan kardeşi aynı maaşa bağlamak veya çalışan kardeşin emeğini yok sayıp sadece kâr payına mahkûm etmek, ortaklığın altına koyulmuş bir dinamittir. Emeğin karşılığı maaşla, mülkiyetin karşılığı kâr payıyla ödendiğinde ise masadaki adalet duygusu tam olarak sağlanmış olur.

 

Ortakların Eşleri: Birleştirici mi, Bölücü mü?

Kardeş ortaklıklarında eşlerin rolü çoğu zaman göz ardı edilir. Oysaki pek çok ortaklık krizi, toplantı salonunda değil evlerde başlar. Evinde kocasından şikâyet duyan bir eş, zamanla o şikâyetin büyütücüsüne dönüşebilir.

 

Eşlerin ortaklığı anlaması, şirketin nasıl çalıştığını bilmesi ve ortak gelecek için ortak bir perspektif geliştirmesi gerekir. Bu yüzden yılda bir defa yapılmasını önerdiğim Aile Meclisi toplantılarına eşlerin de dahil edilmesi, onlara şirket hakkında düzenli bilgi verilmesi önemlidir.

 

Ama şunu da açıkça söyleyelim: eşlerin ortaklar arasındaki gerginlikleri körüklemesi, kıskançlıkları büyütmesi, gruplar oluşturması aile şirketleri için büyük tehlikedir. Şirketten beslenen aile, şirketi koruyan aile olmalıdır. Şirketi zayıflatan eş, uzun vadede kendi ailesini de zayıflatır.

 

Konuşulmayan Sorunlar Büyür

Kardeş ortaklıklarında gördüğüm en yaygın hatalardan biri şudur: sorun var, herkes biliyor, ama kimse konuşmuyor. “Konuşsam kırgınlık olur”, “konuşsam gerginlik çıkar”, “zaten bir şey değişmez” diye sorunlar yutulur. Yutulur ama sindirilmez. İçte birikir. Ve bir gün, küçük bir kıvılcımla büyük bir yangına dönüşür.

 

Konuşulması zor olan şeyleri konuşmak için doğru zamanı ve ortamı arayın. Sabırsız olmayın. Ama ertelemeyin de. Çünkü ertelenen sorunlar çözülmez, sadece derinleşir.

 

Ortaklar arasında düzenli baş başa görüşmeler yapın. Sadece iş konuşmayın. Nasıl hissettiklerini, ne beklediklerini, ne kadar yorulduklarını konuşun. İnsan ilişkisi, iş ilişkisinin temelidir. Temel sağlamsa, üstünde ne inşa ederseniz durur.

 

Anlaşamadığınızda Ne Yapmalısınız?

Her ortaklıkta anlaşmazlık çıkar. Bu normaldir. Önemli olan anlaşmazlığı nasıl yönettiğinizdir.

·         Anlaşmazlık anında şunu yapmayın: yüksek sesle, sinirle konuşmak. Diğer ortakları kendi tarafınıza çekmeye çalışmak. “Ben çekiliyorum” tehdidi savurmak. Konuyu şirket dışına, aile çevresine taşımak.

·         Bunun yerine şunu yapın:Bu konuyu bugün değil, birkaç gün sonra tekrar konuşalım” deyin ve o süre içinde kendinizi sakinleştirin. Anlaşamadığınız ortağınızla başka konularda iletişimi kesmeyin, olgunluğunuzu sergileyin. Gerekiyorsa bir arabulucu, bir danışman ya da saygın bir aile büyüğü desteği isteyin.

 

Anlaşmazlığı çözmeden bırakmayın. Çözülmemiş anlaşmazlıklar aile şirketlerinde birikim yapar ve bir süre sonra artık tek bir sorun değil, yılların birikimi vardır karşınızda.

 

Kardeş Ortaklığı Sonsuza Kadar Sürmek Zorunda mıdır?

Hayır, zorunda değildir.

 

Aile şirketlerinde yapılan en büyük yanılgılardan biri, ortaklığı bir “kader” gibi görmek ve ne pahasına olursa olsun sonsuza kadar sürdürmek gerektiğine inanmaktır. Oysaki tüm diyalog kanalları denendiğinde, danışman ve uzman destekleri alındığı halde vizyonlar, değerler veya hedefler tamamen ayrışmışsa, ortaklığı zorla sürdürmek şirkete de aileye de zarar verir.

 

Kilitlenmiş bir kardeş ortaklığında en olgun ve cesur adım, medeni bir Çıkış Mekanizması (Ayrılma Stratejisi) kurgulayabilmektir.

 

Bu ayrılış birkaç farklı yolla gerçekleşebilir:

·         Hisse Devri: Ortaklardan birinin, bağımsız ve adil bir değerleme ile belirlenen şirket hisselerini diğer kardeşe (veya şirket kasasına) satarak ayrılması.

·         İşlerin Ayrılması: Şirketin varlıklarının, grup şirketlerinin veya iş kollarının adil bir şekilde bölünerek her kardeşin kendi bağımsız işinin başına geçmesi.

 

Unutmayın; ortaklığı bitirmek, kardeşliği bitirmek anlamına gelmez. Aksine, zamanında ve adil bir şekilde yapılan bir iş ayrılığı, tahrip olmak üzere olan kardeşlik bağını ve aile huzurunu kurtarır. Kardeş kalarak ortaklığı bitirmek, düşman olarak aynı masada oturmaya devam etmekten bin kat daha hayırlıdır.

 

Ortak Olmak Bir Kader Değil, Bir Tercihtir

Kardeşler çoğu zaman “zaten ortağız, ne yapalım” diye düşünür. Ortaklığı bir kader gibi yaşarlar. Oysaki ortaklık, her gün yeniden seçilen bir tercihtir. Her gün “bu ortaklığı sürdürmek istiyorum” diye karar vermek gerekir. Ve bu kararı somutlaştırmak için her gün küçük ama anlamlı davranışlar sergilemek gerekir.

 

Güven inşa etmek, şeffaf olmak, istişare etmek, hak ettiğinde özür dilemek, küçük kazanımları birlikte kutlamak… Bunlar küçük görünür ama ortaklığın tutkalıdır.

 

Kardeş ortaklığı zordur. Ama doğru davranışlarla hem şirketi hem aileyi ayakta tutmak mümkündür. Bunun için akıllı olmak yetmez; olgun olmak gerekir.

 

Ve olgunluk, yaşla değil; “ben” yerine “biz” diyebilmekle ölçülür.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Gönülsüz Veliahtlar: İşi Değil, Kendi Hayatını İsteyen Evlatlar

  Bir önceki makalemde aile şirketinde çalışmak isteyen ve aile şirketinin yönetimine talip oğulların aile şirketini henüz devretmeye hazı...