Yıllar önce danışmanlık yaptığım bir şirkette iki kardeş
vardı. Büyük kardeş genel müdürdü, küçük kardeş satıştan sorumluydu. İkisi de
zeki, ikisi de çalışkandı. Abi şirketin geneline hakim olmaya, strateji
geliştirmeye çalışıyordu, küçük kardeş plasiyer satış ekibine ve müşterilere
hakimdi. Ayrıca vakit buldukça üretimle de ilgileniyordu. Abi genelde makam
odasındaydı, küçük kardeş hep sahadaydı.
Küçük kardeş elinden geleni yapıyor, satışları artırmak için
çırpınıyordu. Şirket uzun zamandır yerinde saydığı, büyüyemediği ve yeterli kâr
üretemediği için abi durumdan hoşnut değildi. Bir şeyleri iyileştirmek
istiyordu ama nereden başlaması gerektiğini bilmiyordu. Sürdürülebilir büyüme
yakalayamamaktan kardeşini sorumlu tutuyor, onu hor görüp, sık sık azarlıyordu.
Küçük kardeş ise her şeyi sineye çekip, başı kesik tavuk gibi çırpına çırpına
çalışmaya devam ediyordu.
Bir gün küçük kardeş beni yalnız buldu. “Abim beni hiç dinlemiyor”
dedi. “Toplantıda bir şey söylüyorum, yüzüme bakıyor, düşüncelerimi kaale
almıyor. Ben de artık söylemiyorum.” Birkaç ziyaret sonrasında da büyük
kardeş “Kardeşim hiç fikir üretmiyor” dedi. “Hep bekliyor. Ben karar
veriyorum, o da uyguluyor. Böyle olmaz.”
İki kardeş aynı şirkette, aynı masada, her gün yan yaneydi.
Ama birbirini duyamıyordu.
Bu tablo bana yabancı değildi. Yıllarca aile şirketlerine
danışmanlık yaptım ve şunu gördüm: kardeş ortaklıkları, en yakın ilişkiden
doğduğu için hem en güçlü hem de en kırılgan ortaklıklardır. Kardeşler birlikte
büyümüştür, birbirini tanır, birbirine güvenir. Bu yakınlık ortaklığın en büyük
avantajıdır. Ama aynı yakınlık, zamanla ortaklığın en büyük zafiyetine de
dönüşebilir. Çünkü kardeşler arasındaki ilişki duygusaldır; duygusal ilişkiler
ise kırılgandır.
İşte bu yüzden kardeş ortaklıkları, iyi yönetilmezse en uzun
süren kavgaların, en derin küslüklerin ve en ağır kayıpların yaşandığı yapılara
dönüşür. Hem şirket dağılır hem aile.
Peki bu nasıl önlenir? Kardeş ortaklar birbirine nasıl
davranmalı?
Büyük Kardeş Olmak Ayrıcalık Değil, Sorumluluktur
Kardeş ortaklıklarının en sık karşılaştığım hastalığı şudur:
büyük kardeş kendini ortak değil, patron gibi görür. Oysaki hisse eşitse söz
hakkı da eşit olmalıdır. Yaş, kıdem ve tecrübe saygıyı gerektirir; ama
tartışmasız itaati değil.
Büyük kardeş, küçük kardeşlerini kendi evlatları gibi
görmeye başlarsa ortaklık biter. Çünkü evlatlar itaat eder, ortaklar itiraz
eder. İtiraz edemeyen bir ortak zamanla ya sinip gider ya da patlar. Her iki
durumda da şirkete zarar verir.
Büyük kardeşin kendine sorması gereken soru şudur: “Küçük
kardeşlerim bana gerçekten serbest bir ortam içinde itiraz edebiliyor mu?”
Eğer cevap “hayır” ya da “emin değilim” ise, büyük kardeş
farkında olmadan otoriterleşmiş demektir. Bu farkındalık, değişimin ilk
adımıdır.
Küçük Kardeş Olmak Sessizlik Değil, Cesaret İster
Öte yandan küçük kardeşler de suçsuz değildir. “Büyüğüme
saygısızlık etmiş olmayayım” düşüncesiyle yuttuğu her söz, zamanla içte
büyüyen bir şikayete dönüşür. Yuttuklarını dışarıda (eşlerine, çocuklarına,
arkadaşlarına) anlatır. Bu dedikodu ateşi hem aileyi hem şirketi zehirler.
Küçük kardeşin görevi susmak değil, doğru zamanda doğru
biçimde konuşmaktır. Büyük kardeşin önünde değil, onunla konuşmak. Toplantı
salonunda değil, baş başa bir ortamda. Öfkeyle değil, dürüstlükle.
Cesaret, bağırmak değildir. Asıl cesaret, büyük kardeşe
saygıyı koruyarak söylemek istediğini söyleyebilmektir.
Herkes Kendi Alanında Lider Olsun
Kardeş ortaklıklarının en büyük tuzaklarından biri şudur:
her şeyi bir kişi yönetmeye çalışır, diğerleri figüran kalır. Bu hem
verimsizdir hem de uzun vadede yıkıcıdır. Figüran ortak, zamanla sorumsuz
ortağa dönüşür. Ve sorumsuz ortak, eninde sonunda şirketin yüküne değil yüküne
dönüşür.
Çözüm basittir: her ortağın net bir sorumluluk alanı
olmalıdır. Kim neye bakıyor, kim neye karar veriyor, kim kime hesap veriyor. Bunlar
yazıyla belirlenmeli ve herkes tarafından kabul edilmelidir. Böyle bir yapıda
kimse kimsenin alanına girmez; ama önemli kararlar birlikte alınır.
Ortak olmak demek, her konuya burnunu sokmak değil; kendi
alanında tam yetkiyle hareket etmek ve diğer alanlara saygı göstermektir.
Şirkette ilgilenilmesi gereken konula ortak kardeş sayısı
kadar kümelenmeli ve her bir küme bir kardeşin hamiliğine verilmelidir. Örneğin
bir kardeş satış ve pazarlama ile ilgilenirken, diğer bir kardeş tedarikçilerle
ilişkiler, satın alma ve lojistikle ilgilenebilir. Bir diğer kardeş de mali ve
idari işlerle ilgilenebilir. Bir başka kardeş de iş geliştirme, kurumsallaşma,
ERP programı, dijitalleşme gibi konularla ilgilenebilir. Bu iş paylaşımı
şirketi daha da ileri götürürken, her kardeşin de tatmin edici sorumluluklara
ve yetkilere sahip olmasını sağlar.
Ortak Olmak, Çalışmak Zorunda Olmak Değildir
Kardeş ortaklıklarında sık karşılaştığım bir baskı vardır: “Sen
de şirkette bir şeyler yap.” Bu baskı bazen büyük kardeşten gelir, bazen
diğer ortaklardan, bazen de ortağın kendi vicdanından.
Ama şunu netleştirmek gerekiyor: ortak olmak, şirkette aktif
görev almayı zorunlu kılmaz.
Liyakati olan kardeşiniz şirketi yönetsin. Siz hissedar
olarak hissedarlar kurulunda, yönetim kurulunda ya da davet edildiğiniz icra
toplantılarında görüş bildirin. İşe her gün gelmek zorunda değilsiniz; ayda
birkaç kez de olur. Önemli olan katkınızın kalitesidir, masada geçirdiğiniz
saatin uzunluğu değil.
Asıl tehlike şuradadır: işi yönetecek kapasitede olmayan bir
ortak, “ben de bir şeyler yapmalıyım” baskısıyla şirketin içine girer ve
liyakatli kardeşinin önünde engel olmaya başlar. Bunu yapmamak hem şirkete hem
ortaklığa hem de o kardeşin kendi onuruna yapılabilecek en büyük iyiliktir.
Ortak olarak en değerli katkınız bazen şudur: doğru insanın
önünü açmak ve çekilmek.
Çalışanların Çift Başlılığı Kullanmasına Fırsat Vermeyin
Kardeşler arasındaki iletişim kopukluğu sadece kardeşlerin
ilişkisini bozmaz; şirket içindeki yöneticiler ve çalışanlar için de kullanışlı
bir boşluk yaratır.
Kardeşlerin yetki alanlarının net olmadığı veya aralarında
soğuk rüzgarların estiği yapılarda, uyanık yöneticiler bu durumu hızla fark
eder. Abinin reddettiği bir bütçeyi, projeyi veya talebi gidip küçük kardeşe
onaylatmaya çalışan “patron avcısı” çalışanlar türer. Ya da tam tersi, küçük
kardeşin talimatını abinin yanına gidip fısıldayarak iptal ettiren kurnazlıklar
baş gösterir.
Bu durum şirkette kısa sürede taraflaşmalara, yetki
kargaşasına ve derin bir çift başlılığa yol açar. Çalışanlar iş yapmaya değil,
hangi kardeşin yanında duracaklarına odaklanmaya başlar.
Bu tuzağı bozmanın tek yolu şudur: Kardeşler, bir çalışan
diğer kardeşle ilgili bir taleple geldiğinde anında şu soruyu sormalıdır: “Bu
konuyu kardeşime sordun mu, o ne dedi?”
Bir kardeşin “hayır” dediği bir konuyu, diğer kardeş
haberleşmeden “evet”e çevirmemelidir. Çalışanlar karşısında her zaman tek bir
irade ve sarsılmaz bir duruş sergilenmelidir. Bir çalışanın kardeşleri
birbirine düşürerek iş yürütmesine izin verildiği an, şirketteki tüm kurumsal
disiplin çöker.
Azarlamak Ortağı Değil, Ortaklığı Öldürür
Ortakların birbirini (ya da bir ortağın evladını) başkalarının
önünde azarlaması, küçük düşürmesi kabul edilemez bir davranıştır. Bunun için
ne kadar haklı olunursa olunsun. Böyle bir olay kin birikimine ve silahların
bilenmesine yol açar. Acımasızca ve fütursuzca eleştirene karşı soğuma başlar.
Eleştiri, karşınızdakinin saygınlığını zedelemeden
yapılabiliyorsa değerlidir. Yapılamıyorsa, o eleştiriyi yapmak için doğru zaman
gelmemiş demektir; bir adım geri çekilin, soğuyun ve sonra baş başa konuşun.
Özellikle şunu hiç unutmayın: bir ortağın evladını diğer
ortakların önünde azarlamak, o ortağı da küçük düşürmektir. Bu tür yaralar uzun
süre kapanmaz. Şirket toplantısında başlayan bir azarlama, o gece o ortağın
evinin huzurunu bozar. Ertesi sabah işe gelen ortak, dünden daha küskün gelir.
“Ben Yaptım Oldu” Demeyin
Kardeş ortaklıklarında güveni sarsan en yaygın
davranışlardan biri şudur: önemli bir kararı ortaklara danışmadan alıp,
sonradan bildirmek. Karar ne kadar doğru olursa olsun, bu yaklaşım diğer
ortaklara “sizi bu karara layık görmedim” mesajını verir.
Şirketi etkileyen her önemli karar (yeni bir yatırım, önemli
bir personel değişikliği, büyük bir harcama) ortakların bilgisiyle alınmalıdır. “Onay
almak zaman kaybı” diyenler yanılıyor. Onay almak değil, istişare etmek söz
konusudur. İstişare etmek ise zaman kaybı değil, ortaklığa yatırımdır.
Kendi başına karar alıp uygulamayı alışkanlık haline getiren
ortak, zamanla diğer ortakların gözünde güvenilirliğini yitirir. Güven bir kez
yitirildi mi, geri kazanmak yıllarca sürer.
Şirket Parası Ortak Parası Değildir
Kardeş ortaklıklarında krizlerin önemli bir kısmı para
meselesinden çıkar. Ortaklardan birinin şirketten haber vermeksizin para
çekmesi, şirket imkânlarını kişisel işleri için kullanması, diğerlerinden daha
yüksek maaş ya da daha fazla prim alması, ve benzerleri, bunların hepsi
ortaklığın temelini kemirir.
Adil bir paylaşım sistemi kurun. Maaşlar, primler, kâr
payları, hepsini yazılı ve şeffaf bir çerçeveye oturtun. Kim ne alıyor, neden
alıyor, hangi kritere göre alıyor, bunları netleştirin. Netleştirilmemiş her
para meselesi, ileride kavgaya dönüşecek bir tohum taşır.
Aynı şekilde ortakların eşlerini, çocuklarını ve
akrabalarını şirketten kayıran uygulamalar da zamanla diğer ortakları zehirler.
Aile şirketinde kayırmacılık, şirket içinde adalet duygusunu tahrip eder ve en
yetenekli çalışanları iter.
Kardeş ortaklıklarında adalet, her konuda “birebir
eşitlik” demek değildir. En büyük huzursuzluklar, şirkette gecesini
gündüzüne katan çalışan kardeş ile operasyonda yer almayan veya daha az yük
taşıyan kardeşin aynı parayı kazanmasıyla başlar.
Bu adaletsizlik hissini ve biriken içten içe öfke
duygusunu önlemenin tek yolu, iki farklı gelir türünü birbirinden net bir
şekilde ayırmaktır:
·
Yönetici Maaşı (İcra Geliri): Şirkette
aktif olarak çalışan, sorumluluk üstlenen ve mesai harcayan kardeş; yürüttüğü
görevin (örneğin Satış Direktörü veya Genel Müdür) piyasadaki emsali ve değeri
neyse o yönetici maaşını almalıdır. Bu para emek ve sorumluluğun karşılığıdır.
·
Hissedar Kâr Payı (Temettü): Şirketin yıl
sonunda elde ettiği net kârdan dağıtılacak tutar ise, şirkette çalışsın ya da
çalışmasın tüm kardeşlere hisse oranları nispetinde eşit ve şeffaf olarak
dağıtılır. Bu da sermayenin ve mülkiyetin karşılığıdır.
Çalışan kardeş ile çalışmayan kardeşi aynı maaşa bağlamak
veya çalışan kardeşin emeğini yok sayıp sadece kâr payına mahkûm etmek,
ortaklığın altına koyulmuş bir dinamittir. Emeğin karşılığı maaşla, mülkiyetin
karşılığı kâr payıyla ödendiğinde ise masadaki adalet duygusu tam olarak
sağlanmış olur.
Ortakların Eşleri: Birleştirici mi, Bölücü mü?
Kardeş ortaklıklarında eşlerin rolü çoğu zaman göz ardı
edilir. Oysaki pek çok ortaklık krizi, toplantı salonunda değil evlerde başlar.
Evinde kocasından şikâyet duyan bir eş, zamanla o şikâyetin büyütücüsüne
dönüşebilir.
Eşlerin ortaklığı anlaması, şirketin nasıl çalıştığını
bilmesi ve ortak gelecek için ortak bir perspektif geliştirmesi gerekir. Bu
yüzden yılda bir defa yapılmasını önerdiğim Aile Meclisi toplantılarına eşlerin
de dahil edilmesi, onlara şirket hakkında düzenli bilgi verilmesi önemlidir.
Ama şunu da açıkça söyleyelim: eşlerin ortaklar arasındaki
gerginlikleri körüklemesi, kıskançlıkları büyütmesi, gruplar oluşturması aile
şirketleri için büyük tehlikedir. Şirketten beslenen aile, şirketi koruyan aile
olmalıdır. Şirketi zayıflatan eş, uzun vadede kendi ailesini de zayıflatır.
Konuşulmayan Sorunlar Büyür
Kardeş ortaklıklarında gördüğüm en yaygın hatalardan biri
şudur: sorun var, herkes biliyor, ama kimse konuşmuyor. “Konuşsam kırgınlık
olur”, “konuşsam gerginlik çıkar”, “zaten bir şey değişmez”
diye sorunlar yutulur. Yutulur ama sindirilmez. İçte birikir. Ve bir gün, küçük
bir kıvılcımla büyük bir yangına dönüşür.
Konuşulması zor olan şeyleri konuşmak için doğru zamanı ve
ortamı arayın. Sabırsız olmayın. Ama ertelemeyin de. Çünkü ertelenen sorunlar
çözülmez, sadece derinleşir.
Ortaklar arasında düzenli baş başa görüşmeler yapın. Sadece
iş konuşmayın. Nasıl hissettiklerini, ne beklediklerini, ne kadar
yorulduklarını konuşun. İnsan ilişkisi, iş ilişkisinin temelidir. Temel
sağlamsa, üstünde ne inşa ederseniz durur.
Anlaşamadığınızda Ne Yapmalısınız?
Her ortaklıkta anlaşmazlık çıkar. Bu normaldir. Önemli olan
anlaşmazlığı nasıl yönettiğinizdir.
·
Anlaşmazlık anında şunu yapmayın: yüksek
sesle, sinirle konuşmak. Diğer ortakları kendi tarafınıza çekmeye çalışmak. “Ben
çekiliyorum” tehdidi savurmak. Konuyu şirket dışına, aile çevresine
taşımak.
·
Bunun yerine şunu yapın: “Bu konuyu
bugün değil, birkaç gün sonra tekrar konuşalım” deyin ve o süre içinde
kendinizi sakinleştirin. Anlaşamadığınız ortağınızla başka konularda iletişimi
kesmeyin, olgunluğunuzu sergileyin. Gerekiyorsa bir arabulucu, bir danışman ya
da saygın bir aile büyüğü desteği isteyin.
Anlaşmazlığı çözmeden bırakmayın. Çözülmemiş anlaşmazlıklar
aile şirketlerinde birikim yapar ve bir süre sonra artık tek bir sorun değil,
yılların birikimi vardır karşınızda.
Kardeş Ortaklığı Sonsuza Kadar Sürmek Zorunda mıdır?
Hayır, zorunda değildir.
Aile şirketlerinde yapılan en büyük yanılgılardan biri,
ortaklığı bir “kader” gibi görmek ve ne pahasına olursa olsun sonsuza kadar
sürdürmek gerektiğine inanmaktır. Oysaki tüm diyalog kanalları denendiğinde,
danışman ve uzman destekleri alındığı halde vizyonlar, değerler veya hedefler
tamamen ayrışmışsa, ortaklığı zorla sürdürmek şirkete de aileye de zarar verir.
Kilitlenmiş bir kardeş ortaklığında en olgun ve cesur adım,
medeni bir Çıkış Mekanizması (Ayrılma Stratejisi) kurgulayabilmektir.
Bu ayrılış birkaç farklı yolla gerçekleşebilir:
·
Hisse Devri: Ortaklardan birinin,
bağımsız ve adil bir değerleme ile belirlenen şirket hisselerini diğer kardeşe
(veya şirket kasasına) satarak ayrılması.
·
İşlerin Ayrılması: Şirketin
varlıklarının, grup şirketlerinin veya iş kollarının adil bir şekilde bölünerek
her kardeşin kendi bağımsız işinin başına geçmesi.
Unutmayın; ortaklığı bitirmek, kardeşliği bitirmek anlamına
gelmez. Aksine, zamanında ve adil bir şekilde yapılan bir iş ayrılığı, tahrip
olmak üzere olan kardeşlik bağını ve aile huzurunu kurtarır. Kardeş kalarak
ortaklığı bitirmek, düşman olarak aynı masada oturmaya devam etmekten bin kat
daha hayırlıdır.
Ortak Olmak Bir Kader Değil, Bir Tercihtir
Kardeşler çoğu zaman “zaten ortağız, ne yapalım” diye
düşünür. Ortaklığı bir kader gibi yaşarlar. Oysaki ortaklık, her gün yeniden
seçilen bir tercihtir. Her gün “bu ortaklığı sürdürmek istiyorum” diye
karar vermek gerekir. Ve bu kararı somutlaştırmak için her gün küçük ama
anlamlı davranışlar sergilemek gerekir.
Güven inşa etmek, şeffaf olmak, istişare etmek, hak
ettiğinde özür dilemek, küçük kazanımları birlikte kutlamak… Bunlar küçük
görünür ama ortaklığın tutkalıdır.
Kardeş ortaklığı zordur. Ama doğru davranışlarla hem şirketi
hem aileyi ayakta tutmak mümkündür. Bunun için akıllı olmak yetmez; olgun olmak
gerekir.
Ve olgunluk, yaşla değil; “ben” yerine “biz”
diyebilmekle ölçülür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder