İş dünyası söz konusu olduğunda Türk erkeklerinin çoğunun
zihninde hâlâ aynı tablo canlanır: masanın başında oturan, sert bir sesle
kararlar veren, şirketi yöneten biri. Ve bu biri hemen her seferinde erkektir.
Aile şirketlerinde de bu tablo kendini yeniden üretir.
Şirketi kuran baba, şirketi devralacak oğlunu düşünerek plan yapar.
Toplantılara oğlunu götürür. Müşterilerle oğlunu tanıştırır. Fabrikayı oğluna
gezdirip açıklar. Hisseyi oğlunun adına yazmaya başlar. Kız evlat ise çoğu
zaman bu tablonun dışındadır. (Belli ki ona hisse değil, mal mülk
bırakılacaktır.)
Bu makaleyi yazmak için 15 yıldır biriktirdiğim gözlemler
bana şunu öğretti: Türkiye'deki aile şirketlerinin önemli bir bölümünde kız
evlatlar, liyakatleri ne olursa olsun, büyük ölçüde görmezden gelinmektedir. Bu
durum hem aileye hem şirkete hem de kız evlada büyük bir haksızlıktır.
Not: Ülkemizde sadece kız evlatlara değil
kadınlarımıza yönelik bir ayrımcılık hala mevcuttur maalesef. Türkiye’de
kadınların iş gücüne katılım oranı %35 seviyelerindeyken erkeklerde bu oran
%70’in üzerindedir. Kadınlar iş hayatında yer alsa bile karar mekanizmalarında
ciddi biçimde geri planda kalmaktadır; Borsa İstanbul şirketlerinde yönetim
kurulu kadın oranı yalnızca %18,7’dir ve şirketlerin yaklaşık üçte birinde hiç
kadın üye bulunmamaktadır. Aile şirketlerinin yalnızca %30’unun ikinci kuşağa
başarıyla devredilebildiği düşünüldüğünde, mevcut insan kaynağının yarısını
oluşturan kadınların dışlanmasının sadece bir eşitsizlik değil, aynı zamanda
ciddi bir yönetim ve sürdürülebilirlik sorunu olduğu açıktır.
Kız Evladın Aile Şirketindeki "Görünmez" Konumu
Aile şirketlerinde kız evlatların genel tabloya bakıldığında
üç farklı profil öne çıkar.
·
Birincisi; kız evlat şirkette hiç yer
almaz. Okur, evlenir, kendi hayatını yaşar. Şirket tamamen erkek kardeşlere
kalır. Kız çocuğu, babasının emeklerinin somutlaştığı bu kurumun dışında
bırakılır. Çoğu zaman bu durum kimse tarafından sorgulanmaz bile. "Zaten
evlendi, onun işi gücü ayrı" denir geçilir.
·
İkincisi; kız evlat şirkette çalışır ama
muhasebe veya idari işler gibi "görünmeyen" pozisyonlarda tutulur.
Yetenekli ve çalışkandır; ama kritik toplantılara çağrılmaz, stratejik
kararların içine dahil edilmez, müşteri ziyaretlerine götürülmez. Gerçekte
şirketin omurgasını tutan kişidir ama kimse onu öyle görmez. Çoğunlukla
yükseltilmez ve genel müdür yapılmaz. Batı ülkelerinde bu durum nispeten daha
az yaşanır. Bkz: https://www.businessinitiative.org/statistics/small-businesses/family-owned/#women-in-family-business
·
Üçüncüsü; kız evlat her şeyi hak etmesine
rağmen hissesine kavuşamaz. Aile şirketinde yıllarca çalışır, katkı sağlar,
değer üretir. Ama hisse ya erkek kardeşlere yazılır ya da "zaten bu
evin kızı, nasılsa onlarla birlikte" mantığıyla muğlak bırakılır.
Gerçek bir ortaklık statüsüne hiçbir zaman kavuşamaz. (Belki de damadın su
kaynatmasından korkuluyordur.)
Bu üç profilin de altında yatan ortak bir şey vardır: kabul
görmemek. Kız evladın yeteneği, gayreti, vizyonu ve emeği, cinsiyeti yüzünden
değersizleştirilmektedir.
Neden Böyle?
Bu tablonun birkaç temel nedeni vardır.
·
Geleneksel cinsiyet rolleri. Türk
toplumunun önemli bir kesiminde, özellikle Anadolu'nun iç kesimlerinde ve
geleneksel sektörlerde, "iş erkek işidir" anlayışı hâlâ güçlüdür.
Şirket "soy"un devamıdır ve soy, soyadı üzerinden erkek çocukta
tecessüm eder. Kız evlat evlenince "başka aileye gider", dolayısıyla
şirkete ortak yapılması pek de düşünülmez.
·
Dini gerekçelerin yanlış yorumlanması.
İslam miras hukukunda erkek evlada kız evladın iki katı pay verildiği
bilinmektedir. Bazı aileler bu kuralı, kız çocuklarının şirketten tamamen
dışlanması için bir gerekçe olarak kullanır. Oysa İslam hukuku bile kız evladın
belirli bir pay almasını zorunlu kılar; sıfır pay vermek bu hukukun da
dışındadır. Üstelik Türk Medeni Kanunu, kız ve erkek çocukları miras hakkı
açısından tam anlamıyla eşit tutar. Yasal açıdan kız evladın dışlanmasının
hiçbir dayanağı yoktur.
·
"Gidecek olan" algısı. Evlilik,
kız çocuğunu başka bir aileye ait kılar şeklinde yorumlanır. Şirkete ortak olan
kız evlat, evlenince eşinin ailesine bağlanacak ve şirket hissesi de onların
eline geçecek korkusu vardır. Bu kaygı gerçekçi bir zemine sahip olabilir;
ancak bu kaygı doğru hukuki araçlarla (ortaklık sözleşmesi, hisse devir
kısıtlamaları, aile anayasası hükümleri) giderilebilir. Kaygıya yanıt, kız
evladı dışlamak değil, hukuki güvence oluşturmaktır.
·
Sektörün "erkek egemen" görünümü.
İnşaat, tekstil, ağır sanayi, otomotiv yan sanayi gibi sektörlerde kadının
liderlik yapması hâlâ "alışılmadık" bulunmaktadır. Hem sektörün
oyuncuları hem de bizzat aile içindeki erkekler bu alışkanlığı sürdürmektedir.
Oysa bu, bir yetenek meselesi değil, bir kültür meselesidir.
Erkekler Bu Sistemi Neden Sürdürüyor?
Aile şirketlerinde kız evlatların dışlanması, çoğu zaman
bilinçli bir “kötülük”ten değil, yerleşik bir düşünme biçiminden kaynaklanır.
Erkek evlatları ön plana çıkaran bu sistemin arkasında, çoğu zaman fark
edilmeyen ama güçlü şekilde çalışan bazı psikolojik ve kültürel dinamikler
vardır.
·
Birincisi; alışkanlık ve rol modeller.
Bugünün babaları, dünün oğullarıdır. Kendi babalarından ne gördülerse onu
tekrar etme eğilimindedirler. Şirket yönetiminin erkeklere devredildiği bir
ortamda büyüyen erkek çocuk, bunu sorgulamak yerine doğal kabul eder. Kendi
ailesini kurduğunda da aynı düzeni devam ettirir. Bu bir tercih olmaktan çok,
öğrenilmiş bir davranıştır.
·
İkincisi; kontrol kaybı korkusu. Şirket,
birçok erkek için yalnızca bir iş değil, hayatının merkezidir. Kurduğu ya da
büyüttüğü yapının kontrolünü kaybetmek istemez. Kız evladın evlilik yoluyla
“başka bir aileye” bağlanacağı düşüncesi, bu kontrolün dolaylı olarak başka bir
yapıya geçeceği korkusunu doğurur. Bu korku çoğu zaman açıkça dile getirilmez;
ama kararların arka planında etkili olur.
·
Üçüncüsü; erkek evladı “doğal lider” görme
eğilimi. Toplumsal bilinçaltında erkeklik ile liderlik arasında kurulan
güçlü bir bağ vardır. Erkek çocuk daha küçük yaşlardan itibaren “ileride
şirketi yönetecek kişi” olarak görülür, bu yönde yetiştirilir, toplantılara
götürülür, müşterilerle tanıştırılır. Aynı sistematik yatırım kız evlat için
yapılmadığında, yıllar sonra ortaya çıkan fark “yetkinlik farkı” gibi görünür.
Oysa çoğu zaman bu farkın sebebi, fırsat eşitsizliğidir.
·
Dördüncüsü; erkekler arası örtük dayanışma.
Aile içinde erkek kardeşler arasında, çoğu zaman farkında olunmadan oluşan bir
birlik vardır. Şirketin kontrolünü birlikte tutma eğilimi, kız kardeşi dışarıda
bırakmayı kolaylaştırır. Bu durum bilinçli bir dışlama olarak değil, “doğal
denge” gibi yaşanır. Ancak sonuç değişmez: kız evlat sistemin dışında kalır.
·
Beşincisi; çatışmadan kaçınma refleksi.
Bazı babalar, kız evlatlarına hak vermemenin yanlış olduğunu bilir. Ancak bu
konuyu gündeme getirmek, aile içinde tartışma yaratacağı için meseleyi
ertelemeyi veya görmezden gelmeyi tercih eder. Kısa vadede huzuru koruyan bu
yaklaşım, uzun vadede çok daha büyük çatışmaların zeminini hazırlar.
Sonuç olarak, erkeklerin bu sistemi sürdürmesi çoğu zaman
bilinçli bir tercih değil, sorgulanmamış bir mirastır. Ancak sonuçları bilinçli
bir tercih kadar gerçek ve yıkıcıdır. Bu nedenle mesele, yalnızca kız evladın
hakkını savunmak değil; erkek evladın ve babanın da bu kalıpları fark edip
dönüştürmesi meselesidir.
Kız Evlatlar Dışlandığında Ne Olur?
Erkek evladı ön plana çıkarırken, kız evladın şirkete
katılmamasının ne anlama geldiğini kimse hesaplamıyor.
·
Yetenek kaybı. Bazen kız evlat, erkek
kardeşinden çok daha zeki, çok daha çalışkan, çok daha vizyoner ve çok daha
sorumluluk sahibidir. Bunu şirketten bağımsız olarak da hayatında ispat
etmiştir. Bu kişiyi devre dışı bırakmak, şirketten en değerli insan kaynağını
esirgemektir.
·
Çatışma tohumları. Kız evlat, ilerleyen
yıllarda şirketin büyüklüğünü ve değerini gördüğünde "benim emeğim ve
hakkım nerede kaldı?" sorusunu sorar. Başlangıçta sessiz kalan kız
evlat, zaman içinde ya küser ya da hukuki yollara başvurur. Özellikle kurucunun
vefatından sonra miras davalarının önemli bir bölümünün arka planında bu
dışlanmışlık duygusu yatmaktadır.
·
Kuşak geçişinin zayıflaması. Bazı
ailelerde kız kardeş, hem daha yetenekli hem de aile bütünlüğünü koruma
konusunda daha becerilidir. Onu liderlik pozisyonundan uzak tutmak, şirketin
ikinci nesil geçişini zorlaştırır.
Burada Türkiye iş dünyasından dört çarpıcı örneği anlatmak
istiyorum. Bu örnekler, kız evladın aile şirketini yalnızca devralabildiğini
değil, devraldıktan sonra büyütebileceğini de ortaya koymaktadır.
1)
Güler Sabancı / Sabancı Holding
Sabancı Holding, bugün
Türkiye'nin en büyük ve en kurumsallaşmış sanayi kuruluşlarından biridir. Ancak
bu büyüklüğe 15 yıllık yönetim kurulu başkanlığı süresince en kritik katkıyı
bir kız evlat sağladı: Güler Sabancı.
Güler Sabancı, Sabancı ailesinin
üçüncü kuşak temsilcisidir. Sabancı Topluluğu'na 1978'de başladı ve farklı
kademelerde yöneticilik yaptı. Amcası Sakıp Sabancı'nın 2004'teki vefatının
ardından Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı devraldı. Devraldığı miras büyüktü; ama
taşıdığı ağırlık daha büyüktü.
Güler Sabancı, bu 15 yıllık
süreçte holdingi hem stratejik hem de kurumsal açıdan dönüştürdü. Sabancı
Holding'i Türkiye'nin ve Avrupa'nın önde gelen sanayi topluluklarından biri
olarak konumlandırdı. Güler Sabancı'nın hikâyesi yalnızca bir kadın başarısının
hikâyesi değildir. Aynı zamanda bir kız evladın aile şirketine ne denli büyük
değer katabileceğinin canlı kanıtıdır.
2)
Elif Çoban / Şölen Çikolata
1989 yılında Gaziantep'te İsmail
Çoban tarafından kurulan Şölen Çikolata, bugün 120'yi aşkın ülkeye ihracat
yapan, dünya çikolata sektöründe ilk 50'ye giren bir marka haline geldi. Bu
büyümenin mimarı, kurucunun kızı Elif Çoban'dır.
Elif Çoban'ın hikâyesi başlı
başına ilginçtir. Dört erkek kardeşi bulunan, yedi çocuklu bir Gaziantepli
ailenin kızıdır. İlkokulu bitirdikten sonra okumaya devam etmesi beklenmiyordu;
ama o okul birincisi olarak devam etti, ODTÜ'de şeref madalyasıyla mezun oldu.
2010'da Şölen'in CEO'su oldu. 9 yılda aile şirketini hem üretim hem de ihracat
hacmi açısından kat kat büyüttü. Biscolata ve Ozmo gibi markalar onun
gözetiminde küresel bir marka kimliği kazandı. Şölen'deki binlerce çalışan,
özellikle kadın çalışanlar, onun liderliğinden güç aldı.
Şölen, Anadolu kökenli bir aile
şirketinin kız evladın yönetiminde nasıl dünyaya açılabileceğinin en güçlü
örneklerinden biridir.
3)
Cevdet İnci'nin Beş Kızı / İnci Holding
İzmir'den çıkan ve otomotiv yan
sanayisinde yıllar içinde dev bir yapıya dönüşen İnci Holding, bambaşka bir
örnek sunmaktadır. Cevdet İnci, şirketini beş kızına devretti. Yanlış
okumadınız; beşi de kız, beşi de veliaht.
Bu beş kız kardeş,
"dönüşümlü başkanlık" modeliyle şirketi yönetti. Aralarındaki en
dikkat çekeni Neşe Gök oldu; İnci Holding'in Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı
üstlenen Gök, erkek egemen otomotiv sektöründe kadın liderliğinin simgesi
haline geldi. Yıllar önce tomruk ihalelerine katılan, "Türkiye'nin ilk ve
tek kadın kerestecisi" olarak Anadolu'da iş hayatı kuran Gök, zaman içinde
İnci Holding'in küresel bir oyuncu olmasında belirleyici rol üstlendi.
İnci Holding, Türkiye'de aile
şirketlerinin genellikle ikinci kuşakta parçalandığı gerçeğini yalanlayan,
üstelik bunu beş kız kardeşin uyumuyla gerçekleştiren nadir örneklerden
biridir.
Not: 2010 yılında önce
İnci Akü’nün Caretta Caretta projesine marka iletişimi alanında danışmanlık
hizmeti verdiğimde ve ardından da pazarlama şirketleri İncitaş’a rekabet
analizi ve stratejileri raporu sunduğumda 5 kız kardeşle ve onların
evlatlarından bazılarıyla tanışma fırsatım olmuştu. Kadınların yönettiği bir
şirketin bariz olumlu farklarını yaşadığımı ve veliahtları da işe çok iyi
hazırladıklarını söylemeliyim.
4)
Ebru Özdemir / Limak Holding
Limak Holding, Türkiye’nin en
büyük inşaat ve altyapı gruplarından biridir. Bu grubun büyüme hikâyesinde
kritik roller üstlenen isimlerden biri, kurucunun kızı Ebru Özdemir’dir.
Ebru Özdemir, Limak Holding’de
Yönetim Kurulu Başkan Vekili olarak görev yapmakta ve özellikle uluslararası
projelerde aktif rol üstlenmektedir. Türkiye’de ve yurtdışında yürütülen büyük
ölçekli altyapı projelerinde liderlik yapmış, holdingin küresel bir oyuncu
haline gelmesinde etkili olmuştur. Erkek egemen olarak bilinen inşaat
sektöründe, yalnızca var olmakla kalmamış; karar verici ve yön verici bir figür
olarak öne çıkmıştır.
Limak örneği, kız evladın
yalnızca “destekleyici” değil, doğrudan “yöneten” olabileceğini gösteren güçlü
bir ikinci kuşak hikâyesidir.
5)
Ahu Büyükkuşoğlu Serter / Farplas
Otomotiv yan sanayi, Türkiye’de
geleneksel olarak erkek egemen sektörlerin başında gelir. Ancak Farplas bu
konuda farklı bir örnek sunmaktadır.
Şirketin ikinci kuşak temsilcisi
Ahu Büyükkuşoğlu Serter, Farplas’ın yönetiminde aktif rol üstlenmiş ve şirketi
yalnızca büyütmekle kalmamış, aynı zamanda dönüştürmüştür. Sürdürülebilirlik,
inovasyon ve kurumsallaşma alanlarında attığı adımlarla Farplas’ın uluslararası
rekabet gücünü artırmıştır.
Ahu Büyükkuşoğlu Serter’in
liderliği, kız evladın aile şirketine sadece mevcut yapıyı koruyarak değil,
yeni bir vizyon kazandırarak da katkı sağlayabileceğinin somut bir örneğidir.
6)
Hülya Gedik / Gedik Holding
Sanayi ve finansın kesişiminde
yer alan Gedik Holding, kurucusu Halil Kaya Gedik tarafından oluşturulan önemli
bir iş grubudur. Bu grubun ikinci kuşakta öne çıkan ismi ise Hülya Gedik’tir.
Hülya Gedik, Gedik Holding’de CEO
olarak görev yapmış ve grubun özellikle finansal yatırımlar alanında büyümesine
katkı sağlamıştır. Erkek egemen olarak görülen yatırım ve sanayi dünyasında,
yönetim sorumluluğunu üstlenmiş ve şirketin stratejik yönünü belirlemiştir.
Gedik Holding örneği, kız evladın
yalnızca aile şirketinde yer alabileceğini değil, aynı zamanda onun finansal ve
stratejik geleceğini yönetebileceğini de göstermektedir.
7)
Yaşar Holding — Pınar'ın Kadın Liderleri
Durmuş Yaşar tarafından kurulan
ve Selçuk Yaşar önderliğinde büyüyen Yaşar Holding, Pınar, DYO ve Altın Yunus
gibi ikonik markalara ev sahipliği yapar. Üçüncü kuşak liderliğinde öne çıkan
isimlerden biri, Selçuk Yaşar'ın kızı İdil Yiğitbaşı'dır.
İdil Yiğitbaşı, 2004-2009 yılları
arasında Yaşar Holding Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı, ardından da uzun süre
Başkan Vekilliği'ni üstlendi. 1986'da holdingde başladığı kariyeri boyunca iş
hayatına kararlılığını kanıtladı; Pınar markasının uluslararası kimliğinin ve
grubun kurumsal yapısının güçlenmesinde etkin rol oynadı. Yaşar ailesinin bir
diğer kadın üyesi Feyhan Yaşar da benzer şekilde holdingin yönetim
kademelerinde uzun yıllar etkin biçimde yer aldı.
Yukarıdaki örnekler haberdar olduğumuz, kamuoyunun bildiği
örneklerdir. Ama Türkiye'nin küçük ve orta ölçekli aile şirketlerinde,
özellikle Anadolu'nun iç kesimlerinde, bilinmeyen pek çok hikâye vardır.
Ya kızlar aile şirketlerinde çalıştırılmazlar, zamanı
geldiğinde erkek kardeşler babalarının şirketini kendi üstlerine alırlar, kız
kardeşlerine hisse vermezler, bu duruma ne baba ne anne ses çıkarır, hatta
onaylar. Ya da şirkette en çok çalışan, en düzenli gelen, en sistematik düşünen
evlat kız olduğu halde zamanı geldiğinde hisse vermezler.
Bunlar söylenti değil bizzat şahit olduğum konulardır. Babası
vefat ettiğinde erkek kardeşleri şirketi devralırken, aynı şirkette yıllarca
emek vermiş kız kardeşin ortada kaldığı aileler gördüm. "Kız çocuğuna
hisse vermeyiz; o evlendi, hakkı kalmadı" diyen babaların, iyice
yaşlandığında tek bakıcısının hisse vermediği kızları olduğunu gördüm. Erkek
evladına 2 pay verirken kız evladına 1 pay verenleri de gördüm ki, bu ehveni
şer (kötünün iyisi) olarak kabul edilebilir.
Not: Ege ve Akdeniz’deki köylü aileler yıllarca
verimli tarlaları erkek evlatlara verimsiz tarlaları (deniz kıyasındakileri)
kız evlatlara miras bıraktılar. 1980’li yıllardan itibaren turizm gelişince kız
evlatlar (dolayısıyla damatlar) zenginleşti. Verimli tarlaları alırken şikâyet
etmeyen erkekler zenginleşen kız kardeşlerine düşman oldular.
Kızları mirastan mahrum veya eksik bırakmak, salt ahlaki bir
sorun değildir. Kültürel, dinsel, geleneksel ve ekonomik kökenleri olan bir
sorundur. Çoğu zaman hukuki sonuçlar ve ailevi yarılmalar da üretir. Kız
evladını şirketten dışlayan aileler ileride aşağıdaki bedelleri ödemeleri
muhtemeldir:
·
Birincisi, yetenekli bir insan kaynağını boşa
harcar. O kız evlat belki de şirketin en iyi patronu olabilecek kişidir.
·
İkincisi, ileride çözülmesi çok pahalı olan bir
hukuki çatışmanın tohumunu atar. Miras davaları sürükleyicidir, yorucudur ve
şirketi felç eder.
·
Üçüncüsü, aile bağını zayıflatır. Kendini
dışlanmış hisseden kız evlat zamanla hem babadan hem kardeşlerden soğur. Aile
bir arada görünür ama içten içe çürür.
Türk Medeni Kanunu Ne Diyor?
Bunu net bir şekilde ifade etmek gerekir: Türk Medeni
Kanunu, miras hakkında kız ve erkek çocuklar arasında hiçbir ayrım
yapmamaktadır. Kız evlat, yasal olarak erkek evlatla tam eşit oranda
mirasçıdır. Babanın şirket hissesini yalnızca erkek evlada bırakması, kız
evladın saklı pay hakkını ihlal eder. Bu durum mahkemeye taşınabilir ve
taşınmaktadır.
Öyleyse bazı aileler neden bunu yapmaya devam ediyor? Çünkü
kız evlat büyük bölümüyle bunu kabulleniyor. Sessiz kalıyor. Küsüyor ama dava
açmıyor. Yıllarca hakkını arıyor ama vazgeçiyor. Bunu yaparken de içindeki
yarayı taşıyor.
Eğer aile anayasanızda, ortaklık sözleşmenizde ve şirketin
tüm kurumsal belgelerinde kız evladın hakkı açıkça yazılı değilse, o hak fiilen
silinmiş demektir. Hukuk onu koruyor olsa da, fiili düzende o hak bir kağıda
dönüşmeden hayata geçmeyebilir.
Kız Evlatları Yok Sayan Ailelere Sorum Var
Şirketi kurduğunuzda kız çocuğunuz da yanınızdaydı. Büyürken
de, büyütürken de. Onun sevinci de, derdi de sizinle büyüdü.
O çocuğa "sen bu şirketin dışındasın"
demek, neden size meşru görünüyor?
Eğer kız evladınız aile şirketinde çalışmak istiyorsa ve bu
isteği ciddiyetle karşılamıyorsanız, liyakatini görmezden geliyorsanız,
hissesini vermekten kaçınıyorsanız; yaptığınız şey ona haksızlık etmektir. Bu
haksızlık ne gelenek tarafından meşrulaştırılabilir ne dini gerekçelerle örtbas
edilebilir ne de "ailemizin töresi böyle" diyerek kabul
ettirilebilir.
Üstelik bu haksızlık size de döner. Şirketi büyütebilecek
yetenekten mahrum kalırsınız, ileride büyük bir kavganın içinde bulursunuz ya
da kız evlatla aranızda kapanmayan bir yara açılır.
Kız Evlatlara Öğüdüm
Sizin de bu denklemde aktif bir rolünüz var.
Eğer aile şirketinde yer almak, katkı sağlamak, hissedar
olmak istiyorsanız, bunu sessizce bekleyerek elde edemezsiniz. Bunu açıkça,
saygıyla ama kararlılıkla talep etmeniz gerekiyor.
"Ben bu şirkete katkı sağlamak istiyorum. Liyakatimi
ispat etmeye hazırım. Bana fırsat verilmesini istiyorum" cümlesi, hem
hakkınız hem de görevinizdir.
Dışlanma korkusuyla sessiz kalmayın. Erkek kardeşlerinizin
önünde ezilmeyin. Sizi dışarıda bırakmaya çalışan bir anlayışa saygıyla ama net
bir dille itiraz edin.
Ama şunu da unutmayın: itirazınız eylemle güçlenmelidir.
Kendinizi geliştirin. Sektörü öğrenin. Şirkete somut değer katmanın yollarını
bulun. Liyakatinizi gösterin. Çünkü haklı olmak yetmez; haklı olduğunuzu da
ispat etmeniz gerekir.
Son Söz: Şirketi Büyütmek İstiyorsanız, Tüm Evlatlarınıza
Fırsat Tanıyın
Bir aile şirketinin sürdürülebilirliği, şirketin içindeki en
yetenekli insanları doğru pozisyonlara koymaktan geçer. Bu insanların
cinsiyetine değil, karakterine, liyakatine ve vizyonuna bakılmalıdır.
Güler Sabancı, Elif Çoban, Neşe Gök, İdil Yiğitbaşı ve
tanınmayan yüzlerce kadın veliaht şunu kanıtladı: kız evlat, doğru fırsatla hem
aile şirketini ayakta tutar hem de büyütür.
Eğer kız evladınızı bu fırsattan yoksun bırakıyorsanız,
belki de kaybettiğiniz şeyin ne olduğunu bile bilmiyorsunuzdur.
Not 1: Türkiye’de Borsa İstanbul şirketlerinin
yönetim kurullarındaki kadın oranı 2024 itibarıyla yalnızca %18,7
seviyesindedir. Üstelik şirketlerin yaklaşık %34’ünün yönetim kurulları tamamen
erkeklerden oluşmaktadır. Kaynak: https://www.dunya.com/sektorler/sirket-yonetiminde-kadin-orani-yuzde-187ye-yukseldi-haberi-764454
Not 2: Türkiye’de kadın girişimcilerin oranı hâlâ %18
civarındadır; girişimcilerin büyük çoğunluğu erkeklerden oluşmaktadır. https://kadingirisimci.gov.tr/%C4%B1statistikler/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder