Aile şirketlerinde ortaklığı ve huzuru en çok bozan kişiler
çoğu zaman ortakların kendileri değildir. Ortakların eşleri, yani gelinler ve
damatlardır.
14 yıllık danışmanlık hayatımda onlarca aile şirketiyle
çalıştım. Bu şirketlerin bir kısmı gerginlikten, kavgadan ve dağılmadan
nasibini almıştı. Bu dağılmaların sebeplerine indiğimde, kılıcı her zaman
sahnede duran kişiler çekmiş değildi. Çoğu zaman perde arkasında oturan biri
kılıcı başkasının eline tutuşturmuştu.
O "biri" çoğunlukla gelin ya da damattı.
Bunu söylemek kolay değil. Çünkü gelinler ve damatlar, bu
tespite şiddetle itiraz ederler. "Ben sadece eşimi destekledim",
"sadece haklarını korudum", "sadece gerçeği söyledim"
derler. Belki de haklıdırlar; belki gerçekten iyi niyetliydiler. Ama iyi niyet,
yanlış sonuçları önlemiyor. Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir.
Şimdi bu konuyu hem gelinler ve damatlar açısından hem de
onlarla birlikte yaşayan aile açısından dürüstçe ele alacağım.
Gelin ve Damadın Psikolojik Konumu: "Aile İçi
Yabancı"
Bir aile şirketine gelin ya da damat olarak adım atan kişiyi
düşünün. Evlilikle birlikte çok karmaşık bir sisteme dahil oldu. Bu sistemin
kendi köklü tarihi, yazılı olmayan kuralları, yerleşik hiyerarşisi ve herkesin
bildiği ama dile getirmediği onlarca gizli anlaşmazlığı var.
Hele hele başka bir şehirdeki aileye gelin veya damat olarak
gittiyseniz ya da sizin ailenizin kültüründen çok farklı kültüre sahip bir
aileye gittiyseniz, eşinizin ailesine alışmak, aile içi dinamikleri anlamak,
aileye kendinizi kabul ettirmek zaman alacaktır. Hatta yanlış anlayacak veya
yanlış anlaşılacaksınızdır. Eşinizin ailesindeki hiyerarşi, paylaşım, iletişim
anlayışı size çok yabancı gelebilir.
Gelin ya da damat eşinin ailesinde ne tam içeridedir ne tam
dışarıda. Aile toplantılarına katılır ama ortak değildir. Eşinin hissesinden
dolaylı olarak etkilenir ama resmi söz hakkı yoktur. Şirketten geçimini sağlar
ama şirkette çalışmayabilir. Bu belirsiz konum, psikolojik olarak son derece
yorucu ve provoke edicidir.
Bu yarı içeride yarı dışarıda olma hali, gelinler ve
damatlar arasında iki zıt davranış biçimine yol açar.
Birinci tip, kendini tamamen geri çeker. Şirketi bir kara
kutu gibi görür, içine karışmaz, sormaz, sorgulamaz. Eşi ne derse onu doğru
kabul eder. Görünürde uyumludur ama aslında bilgisizliğinden kaynaklanan
sessizliktir bu.
İkinci tip ise tam tersine, sisteme hızla dahil olmaya
çalışır. Merak eder, sorar, görüş bildirir, eleştirir, karşılaştırır. Görünürde
aktif ve ilgilidir ama bu aktiflik çok hızlı "yabancının burnunu
sokması" olarak algılanmaya başlar.
Her iki tipin de sorunları vardır. Ama asıl kriz genellikle
ikinci tipten çıkar. Çünkü aile şirketlerinde bilgi güçtür. Bilgiye sahip olan
gelin ya da damat, zamanla eşinin kulağına en çok fısıldayan kişi haline gelir.
Ve o an sistem değişmeye başlar.
On beş yıla yakın danışmanlık deneyimimde gelinlerin ve
damatların aile şirketlerine verdiği zararları yedi temel kategoride
gözlemledim.
1) Eşini Şirkete Karşı Kışkırtmak
Bu en yaygın ve en yıkıcı olandır. Evde yapılan sohbetlerde
başlar. Eş o gün işten eve gergin gelmiştir; toplantıda sözü kesilmiştir,
kardeşi onu küçük düşürmüştür, babası yine haksız çıkmıştır. Gelin ya da damat
bu gerginliği dinler. Buraya kadar normal. Sorun, dinleyicinin nesnel
kalamamasında başlar.
·
"Haklısın, seni hep böyle ezerler."
·
"Seninkilere bakma, onlar seni hiç
anlamamışlardır."
·
"Bu parayı zaten sen kazanıyorsun,
diğerleri ne yapıyor ki?"
·
"Sen yoksan şirket dönemez, bunu herkes
biliyor."
Bu cümleler söylendikten sonra ortağın kafasındaki tablo
değişir. Küçük bir anlaşmazlık "sistematik bir haksızlık" haline
gelir. Geçici bir gerginlik "kasti mobbing"e dönüşür. Ve ertesi gün o
ortak, aynı masaya oturduğu kardeşine ya da amcasına bambaşka bir gözle bakar.
Bir danışman olarak bu dönüşümü gördüm. Eşinin kışkırtmasıyla
ortak olduğu babasından ve kardeşinden ayrılma kararı alan patron gördüm.
İşteki anlaşmazlığını eve taşıması mı hataydı yoksa kendisini yatıştırması
gerekirken kışkırtan eşi mi hatalıydı?
2) Kendi Eşini Diğer Ortaklardan Üstün Görmek ve Bunu
Yansıtmak
Her gelin ya da damat, kendi eşinin şirkete en fazla katkıyı
sağlayan kişi olduğuna yürekten inanır. Bu inanç kısmen normaldir. Hatta
masumdur. Sorun bu inancın davranışa dönüştüğü andadır.
Diğer ortakların eşlerine karşı küçük ama sivri bir üstünlük
vurgusu başlar. Toplantılarda, aile yemeklerinde, bayram ziyaretlerinde o ince
ton fark edilir. "Benimki çok çalışıyor”, “Hafta sonlarımızı feda ettik”,
“Bizimki olmasa pek çok yönetici ayrılır”, “Bizi şirketin tek sahibi
sanıyorlarmış, kardeşleri de ortak dedim, inanmadılar”, “Ben söylemesem o
yatırımı yapmayacaktı” Bunlar büyük cümleler değildir. Ama aile içi ilişkileri
yavaş yavaş zehirler.
Öte yandan eşinin hisse oranını, ücretini, aldığı görevi,
şirketteki konumunu sürekli sorgular. "Neden kardeşinin oğlu o
pozisyonda, seninki değil?" "Neden onlar şirketten araba aldı
da siz almadınız?" “Onlar yazlığı nasıl aldı, biz neden alamadık?”
“Evlerindeki televizyon bizimkinden büyük” “Yine Avrupa’ya tatile
gittiler” Bu sorular ve yorumlar tek başına masumdur. Ama sürekli
sorulduğunda ve dile getirildiğinde eşin kafasına bir fikir yerleşir: "Ben
hak ettiğimi alamıyorum."
3) Şirketin Mali Bilgilerini Haksızlık Çerçevesinde
Yorumlamak
Gelin ya da damat, zamanla şirketin mali yapısına dair
bilgilere ulaşır. Bazıları doğrudan sormadan öğrenir; eşi anlatır, belge görür,
kulak misafiri olur. Bu bilgilere sahip olmanın kendisi sorun değildir. Sorun
bu bilgileri işleme biçimidir.
·
"Şirket bu kadar para kazanıyor, bize bu
kadar mı düşüyor?"
·
"Kardeşin neden senden daha fazla maaş
alıyor? Siz eşit ortaksınız, bu adil değil"
·
"O gayrimenkul neden senin adına değil de
yeğenin adına alındı? Sana güvenmiyorlar mı?"
·
“Kardeşin Çin seyahatinde dünyaları harcamış,
Güya fuar ziyareti, iş seyahati. Sen olsan tasarruf için 2 yıldızlı otelde
kalırsın, fast food yersin. Zaten aile şirketini bir sen düşünüyorsun”
Bu yorumların bir kısmı yanlış olmayabilir. Gerçekten
adaletsizlik de olabilir. Ama sorun şu ki gelin ya da damat, tek taraflı
bilgiyle yorum yapar. Karşı tarafın gerekçesini, tarihin nasıl geliştiğini,
kimin ne zaman ne katkı yaptığını bilmez. Eksik ve tek taraflı bilgiyle yapılan
bu yorumlar, eşin zihninde sağlam temelli görünen ama aslında çürük olan bir
"haksızlık inancı" oluşturur.
4) Aile İçindeki Toplantılara ya da Kararlara Fiilen
Müdahale Etmek
Bazı gelinler ve damatlar, zamanla kendilerini gayri resmi
ortak gibi görmeye başlar. Ortakların aldığı kararları eşinden öğrenir; bu
kararlar hakkında görüş bildirir; eşini başka kararlar almaya yönlendirir.
Hatta bazen toplantı öncesinde eşini "şunu savunmalısın" diye
hazırlar, toplantı sonrasında "neden öyle bir karar aldırdın" diye
sorgulatır.
Bu müdahale bir süre sonra aile içindeki diğerleri
tarafından da hissedilir. "Toplantıda bizimle aynı fikirdeydi, karşıt
fikir dile getirmedi, ama eve gidip gelince fikri değişti." Bu fark
edildiğinde hasar büyüktür. Çünkü artık masada oturan ortak değil, onun ağzıyla
konuşan başka biri vardır.
5) Kendi Ailesini ya da Arkadaşlarını Şirket Bilgileriyle
Doldurmak
Aile şirketi bilgileri kutsal bir emanettir. Bu bilgiler;
ticari sırları, ortak anlaşmazlıklarını, mali durumu, hangi müşterinin nasıl
kazanıldığını, kimin ne kadar kazandığını kapsar.
Bazı gelinler ya da damatlar bu bilgileri kendi ailesine,
arkadaşlarına, hatta sosyal çevrelerine sızdırır. Bunu bazen kasıtlı olarak
yapar, bazen boş boğazlıktan yapar, bazen de böbürlenmek için yapar. Ama
verdiği bilgiler ailenin işini bozabilir, fırsatları başkalarına kaptırmasına
neden olabilir veya yanlış anlaşılıp maliyeyi harekete geçirebilir.
Aile şirketine dair doğru/yanlış bilgilerin dışarı çıkması;
rakiplerin şirkete dair hassas bilgilere ulaşmasına, aile içindeki
anlaşmazlıkların toplumsal çevreye yayılmasına ve "o ailenin içi
çürük" imajının oluşmasına neden olabilir.
6) Boşanma Tehdidini Şirket Üzerinden Baskı Aracı Haline
Getirmek
Bu, en tehlikeli ve en az konuşulan kategoridir.
Evliliklerde kriz çıktığında bazı gelinler ya da damatlar, hukuki süreçler
aracılığıyla eşinin şirket hisselerine ihtiyati tedbir koyar. Bu Türk Medeni
Kanunu çerçevesinde mümkündür ve bazen meşru da olabilir. Ancak uygulamada bu
tedbir, bazen gerçek bir hak arayışından çok baskı aracına dönüşür.
Hisselerine tedbir konan ortağın şirketteki karar gücü felç
olur. Şirket karar alamaz hale gelir. Banka ilişkileri sekteye uğrar. Diğer
ortaklar bu durumdan büyük rahatsızlık duyar ve ortağa olan güvenlerini
yitirmeye başlar.
Boşanma bir aile meselesidir. Ama bu meselenin şirkete
sıçraması kaçınılmazdır. Çünkü hissedar olan eşin hissesi hem evlilik içi mal
rejimiyle hem şirketteki ortaklıkla hem de şirketin işleyişiyle doğrudan
bağlantılıdır.
7) Şirkette Çalışmak İsteyip Liyakat Gözetmeksizin İyi Bir
Pozisyon Talep Etmek
Bazı gelinler ya da damatlar, eşlerinin şirketinde çalışmak
ister. Bu arzunun kendisi yanlış değildir. Yanlış olan; hiçbir hazırlık ve
liyakat olmaksızın, sırf evlilik bağı nedeniyle üst pozisyon talep etmektir.
"Ben de aile şirketine katkı sağlamak istiyorum"
cümlesi masumdur. Ama bu cümlenin arkasından "o zaman sana şu pozisyonu
verelim" gelmesi, şirkete ciddi zarar verir. Çünkü o pozisyon için
daha liyakatli biri varsa, o kişi ya görevi kaybeder ya da bu durumu gördükçe
motivasyonunu yitirir. Genel müdürler, departman müdürleri, müşteri
temsilcileri içten içe kaynar. Şirket içinde "adam kayırma" söylemi
yayılır.
Daha da kötüsü, liyakatsiz gelin ya da damat, görevin
üstesinden gelemez. Hatalar yapar. Bu hatalar hem şirkete zarar verir hem de
diğer ortakları "siz bunu bize neden yaptınız" sorusunu
sordurmaya iter. İşler karışır, ilişkiler gerilir.
Gelin ve Damat Bu Durumun Farkında mı?
Çoğunlukla değildir. Ya da farkındayken bunu kabul etmek
istemez.
Bu farkındalık eksikliğinin sebebi şudur: gelin ya da damat,
her yaptığını eşine olan sevgiden ve sadakatinden yapıyor olduğunu düşünür. "Eşimi
korudum", "haklarını savundum", "ona her
zaman destek oldum" gibi cümleler, yıkıcı bir davranışı meşrulaştırmak
için sıkça kullanılır.
Gelin ya da damat, "aile şirketinde eşimi
desteklemek ne anlama geliyor?" sorusunu hiç kendine sormamışsa, ne
kadar iyi niyetli olursa olsun zarar verme ihtimali yüksektir.
Gelin ve Damada Öğütlerim
Şimdi doğrudan size sesleniyorum. Bir ortak ya da veliahtın
eşisiniz. Şimdi söyleyeceklerimi ciddiye alırsanız, hem eşinizin hem ailenizin
hem de bu şirketin önündeki en büyük tehlikelerden birini ortadan kaldırmış
olursunuz.
Şirketi eşinizden dinlediğiniz gibi değil, olduğu gibi
anlamaya çalışın. Eşiniz şikâyetle geldiğinde, tek taraflı bilgiyle bir karar
vermek yerine "acaba karşı tarafın bakış açısı nedir?" diye
sorun. Haksızlık gerçekten varsa çözüm için zaten çok sayıda kanal ve yol
vardır. Ama haksızlık yoksa ve siz sanki varmış gibi davranıyorsanız, büyük bir
hasar yaratıyorsunuz demektir.
Eşinizi kışkırtmayın, yatıştırın. Eve gergin gelen eşinize
hak vermek kolaydır, onu sakinleştirmek ise zordur. Kolay olan çoğu zaman doğru
olan değildir. Eşiniz ortaklarıyla anlaşmazlık yaşadığında "haklısın,
onlar seni hep ezerler" demek yerine "anlat bakalım, tam
olarak ne oldu?" diye sorun. Şirketin devamı, ailenin huzuru ve
dolayısıyla sizin geleceğiniz de bu soruya bağlıdır.
Şirketin mali bilgilerini dışarıya taşımayın. Bu etik bir
zorunluluktur. Eşiniz size şirkete dair bir şey anlattığında, bu bilginin kendi
ailenize, arkadaşlarınıza ya da herhangi birine aktarılmaması gerektiğini
bilin. Şirkete zarar verebilecek her bilgi bir sırdır.
Şirkette çalışmak istiyorsanız liyakatinizi önceden
ispatlayın. Başka bir şirkette çalışın, sektörü tanıyın, kendinizi geliştirin.
Sonra gelin ve "şu pozisyonda şu katkıyı yapabilirim" deyin.
Sadece evlilik bağına dayanarak pozisyon talep etmeyin. Bu talep hem sizi hem
eşinizi zor duruma düşürür. Eğer ortaklar eşleri, gelin ve damatları aile
şirketinde çalıştırmama kararı aldılarsa bu kuralı delmeye çalışmayın, yani
size ayrıcalık yapılmasını talep etmeyin.
Ortakların aile toplantılarına, şirket kararlarına, hissedar
toplantılarına sizi davet etmediklerinde buna saygı gösterin. Siz hissedar
değilsiniz. Orada bulunmanız bazı durumlarda diyaloğu değil, gerginliği
artırır. Kendinizi dışlanmış hissetmeyin; sadece bu kararların sizin alanınız
olmadığını kabul edin.
Diğer ortakların eşleriyle iyi ilişkiler kurun. Bu bir jest
değil, stratejik bir zorunluluktur. Aileler çoğu zaman eşler arasındaki
soğukluk nedeniyle birbirinden uzaklaşır. Gelinler birbirini çekemiyor,
damatlar birbirine güvenmiyor; bunlar zamanla ortaklara da sirayet eder. Oysa
eşler arasındaki samimi bir ilişki, ortaklar arasındaki gerginliği yumuşatır.
Bunu küçümsemeyin.
Not: Sanayisiyle güçlü bir Anadolu şehrindeki
müşterim 10 kardeşli bir ortaklık şirketiydi. Hep birlikte yaşamak n(birlik ve beraberliklerini
kuvvetlendirmek için!) için 10 katlı apartman yaptırmışlardı ve her bir kardeş
bir katında oturuyordu. Ama kardeşlerin eşleri adeta birbirleriyle küs
gibiydiler ve yıllardır birbirlerine misafirliğe gitmemişlerdi. İlginçtir ki, kardeşler
bu durumdan memnundu, çünkü birbirlerinin evlerine gittikleri dönemlerde
gelinler arasında laf sokma, ağız dalaşı gibi nahoş olaylar yaşandığı gibi
misafirlik sonrasında “neden onların evinde şu-bu var da bizim evimizde yok”
gibi nahoş kıyaslamalara maruz kalmışlardı. Şimdi hem bir aradaydılar hem de birbirlerinden
çok uzaktaydılar.
Boşanma düşüncesindeyseniz, bu kararı şirkete alet etmeyin.
Evlilik sorununuzu şirket üzerinden çözmeye çalışmak, hem şirkete hem ailenin
tüm üyelerine hem de uzun vadede kendinize zarar verir. Hukuki haklarınız
mevcuttur; bu haklarınızı kullanmak başka bir şeydir, ancak bu hakları şirketi
felç edecek biçimde bir baskı aracı olarak kullanmak başka. İkinci yolu seçmek,
kimseye hayır getirmez.
Gelin ve Damat Her Zaman Sorun mu? İyi Örnekler de Var
Ama adil olmak gerekir. Danışmanlık hayatım boyunca bunun
tam tersini gördüğüm aileler de oldu. Yani gelinlerin ve damatların aile
şirketine zarar vermediği, aksine denge unsuru haline geldiği örnekler.
Bu kişiler, kendilerini sistemin merkezine koymak yerine
sınırlarını doğru çizen kişilerdi.
Eşleri eve gergin geldiğinde hemen taraf tutmak yerine
dinlediler. Hatta bazen eşlerine şu soruyu sordular: “Sence karşı taraf ne
düşündü?” Bu tek soru, birçok büyük kavganın daha başlamadan sönmesini
sağladı.
Şirkete dair bilgileri merak ettiler ama bu meraklarını
kontrolsüz bir müdahaleye dönüştürmediler. Bildiklerini yorumlarken acele
etmediler. “Ben tam resmi bilmiyor olabilirim” diyebildiler. Bu cümle
küçük görünür ama aile şirketlerinde çok az kişinin söyleyebildiği bir
cümledir.
Bazıları şirket dışında kariyer yaptı. Kendi ayakları
üzerinde durdu. Bu sayede eşinin şirketindeki pozisyonunu kendi kimliğinin
parçası haline getirmedi. Şirketle ilişkisi daha sağlıklı ve mesafeli oldu.
Daha da önemlisi, diğer gelinler ve damatlarla rekabet etmek
yerine ilişki kurmayı tercih ettiler. Küçük kıyaslamaların, ince göndermelerin,
ima dolu cümlelerin aileleri nasıl zehirlediğini fark ettiler ve bu oyuna hiç
girmediler.
Bu tarz gelin ve damatlar, fark edilmeden çok önemli bir rol
oynarlar. Masada değillerdir ama evde dengeyi korurlar. Kışkırtmazlar,
büyütmezler, dramatize etmezler. Aksine sakinleştirirler, bağ kurarlar,
perspektif kazandırırlar. Ve ilginçtir ki bu kişiler genellikle “en az konuşan
ama en çok etki eden” kişiler olur.
Aile şirketlerinin uzun ömürlü olmasını sağlayan şey sadece
doğru strateji, doğru yatırım ya da doğru yönetici değildir. Bazen asıl farkı
yaratan, evde doğru cümleyi kurabilen bir eştir.
Ortaklara ve Veliahtlara Öğütlerim
Siz de bu denklemin sorumlu tarafısınız. Eşinizi
bilgilendirin ama bilinçli bilgilendirin. "Bana hiçbir şey anlatmıyorsun"
şikayetiyle kafanızı ütüleyen eş, zamanla daha agresif bir bilgi arayışına
girer. Bunun yerine şirkete dair genel çerçeveyi, değerleri ve paylaşılabilir
gelişmeleri düzenli olarak paylaşın. Sırları saklarken temel bilgileri de
saklamayın. Yılda bir defa da olsa Aile Meclisi toplantıları düzenleyin. Bu
toplantılara ortakların eşleri, çocukları ve varsa gelin ve damatlar da
katılsın. Bu toplantıda aileyi şirketler hakkında bilgilendirin. Gelen soruları
cevaplayın. Merakları giderin. Aile bağlarını güçlendirecek sunumlar yapan
konuşmacılar çağırın.
Eşinizi eve taşınan şikayetlerin bir yorumlayıcısı değil,
bir dinleyicisi olmaya davet edin. "Sana bir şey anlatacağım ama bu
sadece içimi dökmek içindir, ortak akıl arıyorum" demek, eşinizin sizi
kışkırtma ihtimalini azaltır. Eşiniz size ortak aklıyla destek olabilecek biri
olduğunu hissederse kışkırtıcı değil yapıcı olur.
Aile anayasanızda gelin ve damatların rolünü açıkça
tanımlayın. Bunun yazılı olmaması, herkesin kendi kafasına göre bir rol
benimsemesine neden olur. Kimler aile toplantılarına katılır, kimler katılmaz?
Aile şirketinde hangi koşullarda çalışabilirler? Bu sorulara yazılı cevap
vermek, gelin ve damatları belirsizliğin içinde bırakmamak demektir.
Eşinizin şirkete dair yıkıcı bir tutum sergilediğini fark
ettiğinizde bunu baş başa ve net biçimde konuşun. "Eşim böyle
davranıyor, ne yapayım" deyip geçmek hem eşinize hem şirkete
haksızlıktır. Eşinizle kurduğunuz birlik, diğer ortaklara verdiğiniz söz kadar
önemlidir. Bu ikisi çatıştığında arabulucu olmak da sizin sorumluluğunuzdur.
Son Söz: Perde Arkasındaki Aktörü Görmek
Aile şirketlerinde yıllarca şu tabloyu gördüm: masada oturan
ortaklar kavga eder, hatta birbirinden kopar. Ama geriye dönüp baktığında
kavganın gerçek fitilini masada oturmayan birinin ateşlediği anlaşılır.
Gelin ve damatlar perde arkasındaki aktörlerdir. Görünmezler
ama etkileri çok derindir. Bu durumu kabul etmek, hem gelinlere ve damatlara
hem de ortaklara düşen bir sorumluluktur.
Aile şirketleri sadece ortakların değil, onların kurduğu
ailelerin de ortak eseridir. Bu eseri ayakta tutmak için sadece hissedarlar
kurulunda değil, evdeki yemek masasında da doğru kararlar vermek gerekir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder