25 Eylül 2018 Salı

Aile Şirketlerinde Görünmez Aktörler: Gelin ve Damatlar

 

Aile şirketlerinde ortaklığı ve huzuru en çok bozan kişiler çoğu zaman ortakların kendileri değildir. Ortakların eşleri, yani gelinler ve damatlardır.

 

14 yıllık danışmanlık hayatımda onlarca aile şirketiyle çalıştım. Bu şirketlerin bir kısmı gerginlikten, kavgadan ve dağılmadan nasibini almıştı. Bu dağılmaların sebeplerine indiğimde, kılıcı her zaman sahnede duran kişiler çekmiş değildi. Çoğu zaman perde arkasında oturan biri kılıcı başkasının eline tutuşturmuştu.

 

O "biri" çoğunlukla gelin ya da damattı.

 

Bunu söylemek kolay değil. Çünkü gelinler ve damatlar, bu tespite şiddetle itiraz ederler. "Ben sadece eşimi destekledim", "sadece haklarını korudum", "sadece gerçeği söyledim" derler. Belki de haklıdırlar; belki gerçekten iyi niyetliydiler. Ama iyi niyet, yanlış sonuçları önlemiyor. Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir.

 

Şimdi bu konuyu hem gelinler ve damatlar açısından hem de onlarla birlikte yaşayan aile açısından dürüstçe ele alacağım.

 

Gelin ve Damadın Psikolojik Konumu: "Aile İçi Yabancı"

Bir aile şirketine gelin ya da damat olarak adım atan kişiyi düşünün. Evlilikle birlikte çok karmaşık bir sisteme dahil oldu. Bu sistemin kendi köklü tarihi, yazılı olmayan kuralları, yerleşik hiyerarşisi ve herkesin bildiği ama dile getirmediği onlarca gizli anlaşmazlığı var.

 

Hele hele başka bir şehirdeki aileye gelin veya damat olarak gittiyseniz ya da sizin ailenizin kültüründen çok farklı kültüre sahip bir aileye gittiyseniz, eşinizin ailesine alışmak, aile içi dinamikleri anlamak, aileye kendinizi kabul ettirmek zaman alacaktır. Hatta yanlış anlayacak veya yanlış anlaşılacaksınızdır. Eşinizin ailesindeki hiyerarşi, paylaşım, iletişim anlayışı size çok yabancı gelebilir.

 

Gelin ya da damat eşinin ailesinde ne tam içeridedir ne tam dışarıda. Aile toplantılarına katılır ama ortak değildir. Eşinin hissesinden dolaylı olarak etkilenir ama resmi söz hakkı yoktur. Şirketten geçimini sağlar ama şirkette çalışmayabilir. Bu belirsiz konum, psikolojik olarak son derece yorucu ve provoke edicidir.

 

Bu yarı içeride yarı dışarıda olma hali, gelinler ve damatlar arasında iki zıt davranış biçimine yol açar.

Birinci tip, kendini tamamen geri çeker. Şirketi bir kara kutu gibi görür, içine karışmaz, sormaz, sorgulamaz. Eşi ne derse onu doğru kabul eder. Görünürde uyumludur ama aslında bilgisizliğinden kaynaklanan sessizliktir bu.

 

İkinci tip ise tam tersine, sisteme hızla dahil olmaya çalışır. Merak eder, sorar, görüş bildirir, eleştirir, karşılaştırır. Görünürde aktif ve ilgilidir ama bu aktiflik çok hızlı "yabancının burnunu sokması" olarak algılanmaya başlar.

 

Her iki tipin de sorunları vardır. Ama asıl kriz genellikle ikinci tipten çıkar. Çünkü aile şirketlerinde bilgi güçtür. Bilgiye sahip olan gelin ya da damat, zamanla eşinin kulağına en çok fısıldayan kişi haline gelir. Ve o an sistem değişmeye başlar.

 

On beş yıla yakın danışmanlık deneyimimde gelinlerin ve damatların aile şirketlerine verdiği zararları yedi temel kategoride gözlemledim.

 

1) Eşini Şirkete Karşı Kışkırtmak

Bu en yaygın ve en yıkıcı olandır. Evde yapılan sohbetlerde başlar. Eş o gün işten eve gergin gelmiştir; toplantıda sözü kesilmiştir, kardeşi onu küçük düşürmüştür, babası yine haksız çıkmıştır. Gelin ya da damat bu gerginliği dinler. Buraya kadar normal. Sorun, dinleyicinin nesnel kalamamasında başlar.

·         "Haklısın, seni hep böyle ezerler."

·         "Seninkilere bakma, onlar seni hiç anlamamışlardır."

·         "Bu parayı zaten sen kazanıyorsun, diğerleri ne yapıyor ki?"

·         "Sen yoksan şirket dönemez, bunu herkes biliyor."

 

Bu cümleler söylendikten sonra ortağın kafasındaki tablo değişir. Küçük bir anlaşmazlık "sistematik bir haksızlık" haline gelir. Geçici bir gerginlik "kasti mobbing"e dönüşür. Ve ertesi gün o ortak, aynı masaya oturduğu kardeşine ya da amcasına bambaşka bir gözle bakar.

 

Bir danışman olarak bu dönüşümü gördüm. Eşinin kışkırtmasıyla ortak olduğu babasından ve kardeşinden ayrılma kararı alan patron gördüm. İşteki anlaşmazlığını eve taşıması mı hataydı yoksa kendisini yatıştırması gerekirken kışkırtan eşi mi hatalıydı?

 

2) Kendi Eşini Diğer Ortaklardan Üstün Görmek ve Bunu Yansıtmak

Her gelin ya da damat, kendi eşinin şirkete en fazla katkıyı sağlayan kişi olduğuna yürekten inanır. Bu inanç kısmen normaldir. Hatta masumdur. Sorun bu inancın davranışa dönüştüğü andadır.

 

Diğer ortakların eşlerine karşı küçük ama sivri bir üstünlük vurgusu başlar. Toplantılarda, aile yemeklerinde, bayram ziyaretlerinde o ince ton fark edilir. "Benimki çok çalışıyor”, “Hafta sonlarımızı feda ettik”, “Bizimki olmasa pek çok yönetici ayrılır”, “Bizi şirketin tek sahibi sanıyorlarmış, kardeşleri de ortak dedim, inanmadılar”, “Ben söylemesem o yatırımı yapmayacaktı” Bunlar büyük cümleler değildir. Ama aile içi ilişkileri yavaş yavaş zehirler.

 

Öte yandan eşinin hisse oranını, ücretini, aldığı görevi, şirketteki konumunu sürekli sorgular. "Neden kardeşinin oğlu o pozisyonda, seninki değil?" "Neden onlar şirketten araba aldı da siz almadınız?" “Onlar yazlığı nasıl aldı, biz neden alamadık?” “Evlerindeki televizyon bizimkinden büyük” “Yine Avrupa’ya tatile gittiler” Bu sorular ve yorumlar tek başına masumdur. Ama sürekli sorulduğunda ve dile getirildiğinde eşin kafasına bir fikir yerleşir: "Ben hak ettiğimi alamıyorum."

 

3) Şirketin Mali Bilgilerini Haksızlık Çerçevesinde Yorumlamak

Gelin ya da damat, zamanla şirketin mali yapısına dair bilgilere ulaşır. Bazıları doğrudan sormadan öğrenir; eşi anlatır, belge görür, kulak misafiri olur. Bu bilgilere sahip olmanın kendisi sorun değildir. Sorun bu bilgileri işleme biçimidir.

·         "Şirket bu kadar para kazanıyor, bize bu kadar mı düşüyor?"

·         "Kardeşin neden senden daha fazla maaş alıyor? Siz eşit ortaksınız, bu adil değil"

·         "O gayrimenkul neden senin adına değil de yeğenin adına alındı? Sana güvenmiyorlar mı?"

·         “Kardeşin Çin seyahatinde dünyaları harcamış, Güya fuar ziyareti, iş seyahati. Sen olsan tasarruf için 2 yıldızlı otelde kalırsın, fast food yersin. Zaten aile şirketini bir sen düşünüyorsun”

 

Bu yorumların bir kısmı yanlış olmayabilir. Gerçekten adaletsizlik de olabilir. Ama sorun şu ki gelin ya da damat, tek taraflı bilgiyle yorum yapar. Karşı tarafın gerekçesini, tarihin nasıl geliştiğini, kimin ne zaman ne katkı yaptığını bilmez. Eksik ve tek taraflı bilgiyle yapılan bu yorumlar, eşin zihninde sağlam temelli görünen ama aslında çürük olan bir "haksızlık inancı" oluşturur.

 

4) Aile İçindeki Toplantılara ya da Kararlara Fiilen Müdahale Etmek

Bazı gelinler ve damatlar, zamanla kendilerini gayri resmi ortak gibi görmeye başlar. Ortakların aldığı kararları eşinden öğrenir; bu kararlar hakkında görüş bildirir; eşini başka kararlar almaya yönlendirir. Hatta bazen toplantı öncesinde eşini "şunu savunmalısın" diye hazırlar, toplantı sonrasında "neden öyle bir karar aldırdın" diye sorgulatır.

 

Bu müdahale bir süre sonra aile içindeki diğerleri tarafından da hissedilir. "Toplantıda bizimle aynı fikirdeydi, karşıt fikir dile getirmedi, ama eve gidip gelince fikri değişti." Bu fark edildiğinde hasar büyüktür. Çünkü artık masada oturan ortak değil, onun ağzıyla konuşan başka biri vardır.

 

5) Kendi Ailesini ya da Arkadaşlarını Şirket Bilgileriyle Doldurmak

Aile şirketi bilgileri kutsal bir emanettir. Bu bilgiler; ticari sırları, ortak anlaşmazlıklarını, mali durumu, hangi müşterinin nasıl kazanıldığını, kimin ne kadar kazandığını kapsar.

 

Bazı gelinler ya da damatlar bu bilgileri kendi ailesine, arkadaşlarına, hatta sosyal çevrelerine sızdırır. Bunu bazen kasıtlı olarak yapar, bazen boş boğazlıktan yapar, bazen de böbürlenmek için yapar. Ama verdiği bilgiler ailenin işini bozabilir, fırsatları başkalarına kaptırmasına neden olabilir veya yanlış anlaşılıp maliyeyi harekete geçirebilir.

 

Aile şirketine dair doğru/yanlış bilgilerin dışarı çıkması; rakiplerin şirkete dair hassas bilgilere ulaşmasına, aile içindeki anlaşmazlıkların toplumsal çevreye yayılmasına ve "o ailenin içi çürük" imajının oluşmasına neden olabilir.

 

6) Boşanma Tehdidini Şirket Üzerinden Baskı Aracı Haline Getirmek

Bu, en tehlikeli ve en az konuşulan kategoridir. Evliliklerde kriz çıktığında bazı gelinler ya da damatlar, hukuki süreçler aracılığıyla eşinin şirket hisselerine ihtiyati tedbir koyar. Bu Türk Medeni Kanunu çerçevesinde mümkündür ve bazen meşru da olabilir. Ancak uygulamada bu tedbir, bazen gerçek bir hak arayışından çok baskı aracına dönüşür.

 

Hisselerine tedbir konan ortağın şirketteki karar gücü felç olur. Şirket karar alamaz hale gelir. Banka ilişkileri sekteye uğrar. Diğer ortaklar bu durumdan büyük rahatsızlık duyar ve ortağa olan güvenlerini yitirmeye başlar.

 

Boşanma bir aile meselesidir. Ama bu meselenin şirkete sıçraması kaçınılmazdır. Çünkü hissedar olan eşin hissesi hem evlilik içi mal rejimiyle hem şirketteki ortaklıkla hem de şirketin işleyişiyle doğrudan bağlantılıdır.

 

7) Şirkette Çalışmak İsteyip Liyakat Gözetmeksizin İyi Bir Pozisyon Talep Etmek

Bazı gelinler ya da damatlar, eşlerinin şirketinde çalışmak ister. Bu arzunun kendisi yanlış değildir. Yanlış olan; hiçbir hazırlık ve liyakat olmaksızın, sırf evlilik bağı nedeniyle üst pozisyon talep etmektir.

 

"Ben de aile şirketine katkı sağlamak istiyorum" cümlesi masumdur. Ama bu cümlenin arkasından "o zaman sana şu pozisyonu verelim" gelmesi, şirkete ciddi zarar verir. Çünkü o pozisyon için daha liyakatli biri varsa, o kişi ya görevi kaybeder ya da bu durumu gördükçe motivasyonunu yitirir. Genel müdürler, departman müdürleri, müşteri temsilcileri içten içe kaynar. Şirket içinde "adam kayırma" söylemi yayılır.

 

Daha da kötüsü, liyakatsiz gelin ya da damat, görevin üstesinden gelemez. Hatalar yapar. Bu hatalar hem şirkete zarar verir hem de diğer ortakları "siz bunu bize neden yaptınız" sorusunu sordurmaya iter. İşler karışır, ilişkiler gerilir.

 

Gelin ve Damat Bu Durumun Farkında mı?

Çoğunlukla değildir. Ya da farkındayken bunu kabul etmek istemez.

 

Bu farkındalık eksikliğinin sebebi şudur: gelin ya da damat, her yaptığını eşine olan sevgiden ve sadakatinden yapıyor olduğunu düşünür. "Eşimi korudum", "haklarını savundum", "ona her zaman destek oldum" gibi cümleler, yıkıcı bir davranışı meşrulaştırmak için sıkça kullanılır.

 

Gelin ya da damat, "aile şirketinde eşimi desteklemek ne anlama geliyor?" sorusunu hiç kendine sormamışsa, ne kadar iyi niyetli olursa olsun zarar verme ihtimali yüksektir.

 

Gelin ve Damada Öğütlerim

Şimdi doğrudan size sesleniyorum. Bir ortak ya da veliahtın eşisiniz. Şimdi söyleyeceklerimi ciddiye alırsanız, hem eşinizin hem ailenizin hem de bu şirketin önündeki en büyük tehlikelerden birini ortadan kaldırmış olursunuz.

 

Şirketi eşinizden dinlediğiniz gibi değil, olduğu gibi anlamaya çalışın. Eşiniz şikâyetle geldiğinde, tek taraflı bilgiyle bir karar vermek yerine "acaba karşı tarafın bakış açısı nedir?" diye sorun. Haksızlık gerçekten varsa çözüm için zaten çok sayıda kanal ve yol vardır. Ama haksızlık yoksa ve siz sanki varmış gibi davranıyorsanız, büyük bir hasar yaratıyorsunuz demektir.

 

Eşinizi kışkırtmayın, yatıştırın. Eve gergin gelen eşinize hak vermek kolaydır, onu sakinleştirmek ise zordur. Kolay olan çoğu zaman doğru olan değildir. Eşiniz ortaklarıyla anlaşmazlık yaşadığında "haklısın, onlar seni hep ezerler" demek yerine "anlat bakalım, tam olarak ne oldu?" diye sorun. Şirketin devamı, ailenin huzuru ve dolayısıyla sizin geleceğiniz de bu soruya bağlıdır.

 

Şirketin mali bilgilerini dışarıya taşımayın. Bu etik bir zorunluluktur. Eşiniz size şirkete dair bir şey anlattığında, bu bilginin kendi ailenize, arkadaşlarınıza ya da herhangi birine aktarılmaması gerektiğini bilin. Şirkete zarar verebilecek her bilgi bir sırdır.

 

Şirkette çalışmak istiyorsanız liyakatinizi önceden ispatlayın. Başka bir şirkette çalışın, sektörü tanıyın, kendinizi geliştirin. Sonra gelin ve "şu pozisyonda şu katkıyı yapabilirim" deyin. Sadece evlilik bağına dayanarak pozisyon talep etmeyin. Bu talep hem sizi hem eşinizi zor duruma düşürür. Eğer ortaklar eşleri, gelin ve damatları aile şirketinde çalıştırmama kararı aldılarsa bu kuralı delmeye çalışmayın, yani size ayrıcalık yapılmasını talep etmeyin.

 

Ortakların aile toplantılarına, şirket kararlarına, hissedar toplantılarına sizi davet etmediklerinde buna saygı gösterin. Siz hissedar değilsiniz. Orada bulunmanız bazı durumlarda diyaloğu değil, gerginliği artırır. Kendinizi dışlanmış hissetmeyin; sadece bu kararların sizin alanınız olmadığını kabul edin.

 

Diğer ortakların eşleriyle iyi ilişkiler kurun. Bu bir jest değil, stratejik bir zorunluluktur. Aileler çoğu zaman eşler arasındaki soğukluk nedeniyle birbirinden uzaklaşır. Gelinler birbirini çekemiyor, damatlar birbirine güvenmiyor; bunlar zamanla ortaklara da sirayet eder. Oysa eşler arasındaki samimi bir ilişki, ortaklar arasındaki gerginliği yumuşatır. Bunu küçümsemeyin.

 

Not: Sanayisiyle güçlü bir Anadolu şehrindeki müşterim 10 kardeşli bir ortaklık şirketiydi. Hep birlikte yaşamak n(birlik ve beraberliklerini kuvvetlendirmek için!) için 10 katlı apartman yaptırmışlardı ve her bir kardeş bir katında oturuyordu. Ama kardeşlerin eşleri adeta birbirleriyle küs gibiydiler ve yıllardır birbirlerine misafirliğe gitmemişlerdi. İlginçtir ki, kardeşler bu durumdan memnundu, çünkü birbirlerinin evlerine gittikleri dönemlerde gelinler arasında laf sokma, ağız dalaşı gibi nahoş olaylar yaşandığı gibi misafirlik sonrasında “neden onların evinde şu-bu var da bizim evimizde yok” gibi nahoş kıyaslamalara maruz kalmışlardı. Şimdi hem bir aradaydılar hem de birbirlerinden çok uzaktaydılar.  

 

Boşanma düşüncesindeyseniz, bu kararı şirkete alet etmeyin. Evlilik sorununuzu şirket üzerinden çözmeye çalışmak, hem şirkete hem ailenin tüm üyelerine hem de uzun vadede kendinize zarar verir. Hukuki haklarınız mevcuttur; bu haklarınızı kullanmak başka bir şeydir, ancak bu hakları şirketi felç edecek biçimde bir baskı aracı olarak kullanmak başka. İkinci yolu seçmek, kimseye hayır getirmez.

 

Gelin ve Damat Her Zaman Sorun mu? İyi Örnekler de Var

Ama adil olmak gerekir. Danışmanlık hayatım boyunca bunun tam tersini gördüğüm aileler de oldu. Yani gelinlerin ve damatların aile şirketine zarar vermediği, aksine denge unsuru haline geldiği örnekler.

 

Bu kişiler, kendilerini sistemin merkezine koymak yerine sınırlarını doğru çizen kişilerdi.

 

Eşleri eve gergin geldiğinde hemen taraf tutmak yerine dinlediler. Hatta bazen eşlerine şu soruyu sordular: “Sence karşı taraf ne düşündü?” Bu tek soru, birçok büyük kavganın daha başlamadan sönmesini sağladı.

 

Şirkete dair bilgileri merak ettiler ama bu meraklarını kontrolsüz bir müdahaleye dönüştürmediler. Bildiklerini yorumlarken acele etmediler. “Ben tam resmi bilmiyor olabilirim” diyebildiler. Bu cümle küçük görünür ama aile şirketlerinde çok az kişinin söyleyebildiği bir cümledir.

 

Bazıları şirket dışında kariyer yaptı. Kendi ayakları üzerinde durdu. Bu sayede eşinin şirketindeki pozisyonunu kendi kimliğinin parçası haline getirmedi. Şirketle ilişkisi daha sağlıklı ve mesafeli oldu.

 

Daha da önemlisi, diğer gelinler ve damatlarla rekabet etmek yerine ilişki kurmayı tercih ettiler. Küçük kıyaslamaların, ince göndermelerin, ima dolu cümlelerin aileleri nasıl zehirlediğini fark ettiler ve bu oyuna hiç girmediler.

 

Bu tarz gelin ve damatlar, fark edilmeden çok önemli bir rol oynarlar. Masada değillerdir ama evde dengeyi korurlar. Kışkırtmazlar, büyütmezler, dramatize etmezler. Aksine sakinleştirirler, bağ kurarlar, perspektif kazandırırlar. Ve ilginçtir ki bu kişiler genellikle “en az konuşan ama en çok etki eden” kişiler olur.

 

Aile şirketlerinin uzun ömürlü olmasını sağlayan şey sadece doğru strateji, doğru yatırım ya da doğru yönetici değildir. Bazen asıl farkı yaratan, evde doğru cümleyi kurabilen bir eştir.

 

Ortaklara ve Veliahtlara Öğütlerim

Siz de bu denklemin sorumlu tarafısınız. Eşinizi bilgilendirin ama bilinçli bilgilendirin. "Bana hiçbir şey anlatmıyorsun" şikayetiyle kafanızı ütüleyen eş, zamanla daha agresif bir bilgi arayışına girer. Bunun yerine şirkete dair genel çerçeveyi, değerleri ve paylaşılabilir gelişmeleri düzenli olarak paylaşın. Sırları saklarken temel bilgileri de saklamayın. Yılda bir defa da olsa Aile Meclisi toplantıları düzenleyin. Bu toplantılara ortakların eşleri, çocukları ve varsa gelin ve damatlar da katılsın. Bu toplantıda aileyi şirketler hakkında bilgilendirin. Gelen soruları cevaplayın. Merakları giderin. Aile bağlarını güçlendirecek sunumlar yapan konuşmacılar çağırın.

 

Eşinizi eve taşınan şikayetlerin bir yorumlayıcısı değil, bir dinleyicisi olmaya davet edin. "Sana bir şey anlatacağım ama bu sadece içimi dökmek içindir, ortak akıl arıyorum" demek, eşinizin sizi kışkırtma ihtimalini azaltır. Eşiniz size ortak aklıyla destek olabilecek biri olduğunu hissederse kışkırtıcı değil yapıcı olur.

 

Aile anayasanızda gelin ve damatların rolünü açıkça tanımlayın. Bunun yazılı olmaması, herkesin kendi kafasına göre bir rol benimsemesine neden olur. Kimler aile toplantılarına katılır, kimler katılmaz? Aile şirketinde hangi koşullarda çalışabilirler? Bu sorulara yazılı cevap vermek, gelin ve damatları belirsizliğin içinde bırakmamak demektir.

 

Eşinizin şirkete dair yıkıcı bir tutum sergilediğini fark ettiğinizde bunu baş başa ve net biçimde konuşun. "Eşim böyle davranıyor, ne yapayım" deyip geçmek hem eşinize hem şirkete haksızlıktır. Eşinizle kurduğunuz birlik, diğer ortaklara verdiğiniz söz kadar önemlidir. Bu ikisi çatıştığında arabulucu olmak da sizin sorumluluğunuzdur.

 

Son Söz: Perde Arkasındaki Aktörü Görmek

Aile şirketlerinde yıllarca şu tabloyu gördüm: masada oturan ortaklar kavga eder, hatta birbirinden kopar. Ama geriye dönüp baktığında kavganın gerçek fitilini masada oturmayan birinin ateşlediği anlaşılır.

 

Gelin ve damatlar perde arkasındaki aktörlerdir. Görünmezler ama etkileri çok derindir. Bu durumu kabul etmek, hem gelinlere ve damatlara hem de ortaklara düşen bir sorumluluktur.

 

Aile şirketleri sadece ortakların değil, onların kurduğu ailelerin de ortak eseridir. Bu eseri ayakta tutmak için sadece hissedarlar kurulunda değil, evdeki yemek masasında da doğru kararlar vermek gerekir.

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Gönülsüz Veliahtlar: İşi Değil, Kendi Hayatını İsteyen Evlatlar

  Bir önceki makalemde aile şirketinde çalışmak isteyen ve aile şirketinin yönetimine talip oğulların aile şirketini henüz devretmeye hazı...